İkindi saatlerinde vardığımız Tiflis’deki ilk durağımız eski Tiflis bölgesi oluyor. Kura Nehri kenarından şehri selamlayan, şehrin kurucusu Kral Vakhtang Gorgasali’nin heykeli önünden, Metekhi Köprüsü’nden geçiyoruz. Kayalıklar üzerindeki Meteksi Kilisesi ise şehrin kurulduğu 5. yüzyılda, Tiflis’in ilk kilisesi olarak yaptırılmış.

Tam karşımızda kalan tepede (Sololaki Tepesi) 20 metre yüksekliğindeki kadın heykeli bir elinde dost olarak gelenlere kase ile şarap ikram ederken, diğer elinde ise düşman olarak gelenlere karşı kullanmak üzere kılıç tutuyor. Kartlis Deda (mother of Georgia veya Kartli’nin annesi) heykeli Tiflis’in kuruluşunun 1500. yılında dikilmiş (1958). Bu tepeye teleferik ile çıkmak ve tüm şehri seyretmek mümkün. Hafta başında Batum’da bir teleferik maceramız olmuştu, bu kez şehri adımlamayı tercih ediyorum.

aracını yol kenarına çekmiş bir balcı,bu dağ başında yaşıyor, üretiyor ve satış yapıyor!

aracını yol kenarına çekmiş bir balcı, bu dağ başında yaşıyor, üretiyor ve satış yapıyor!

Tiflis’in kuruluşu da Kazbegi’ndeki Gergeti Trinity Kilisesi’nin kuruluşuna benzer bir efsaneye dayanıyor. Bir gün, Kral o vakitler ormanlarla kaplı bölgede ava çıkar. Atmacasını gökte uçan sülünün peşi sıra gönderir. Aradan zaman geçmesine karşın avcıyı da avı da gökte göremeyince aramaya başlar. Bir süre sonra ikisini de sıcak bir suya düşmüş olarak bulur. Sıcak suyun çıktığı yeri çok beğenen Kral, burada bir kent kurulması talimatını verir. Şehre de ılık su anlamında “Tbilisi” ismini verir (Çek şehri Karlovy Vary için de benzer bir hikaye anlatılır). Doğu Gürcistan devletini başkentin (Kaheti veya Karti Krallığı) Mtskheta’dan Tiflis’e taşınması ise ancak halefine nasip olur (6. yüzyıl başı).

Doğu ile Batı arasında ticaret yolu üzerinde olan yeni başkent hızla gelişir ve 10. yüzyıl sonuna kadar Persler, Bizanslılar, Araplar ve Selçuklular arasında güç mücadelelerine sahne olur. Kral Davit, 1122’de Tiflis’i tekrar Gürcü egemenliğine taşır ve birleşik Gürcü devletinin merkezini Kutaisi’den Tiflis’e taşır. Gürcistan Kraliçe Tamar döneminde altın çağını yaşar iken, kent kültür ve edebiyat merkezi haline gelir (12. yüzyıl). Yüz yıl bile sürmeyen “Altın Çağ” Moğol istilası ile 1236’da sona erer ve Gürcü toprakları 18. yüzyılın sonlarına kadar tekrar farklı güçlerin istilasına ve yağmasına maruz kalır.

1732’de İran iktidarı, Tiflis’i Osmanlı’dan savaşmadan alır. İran baskısından yılan Gürcistan Kralı’nın komşu Rusya’dan destek istemesi ile Tiflis’de Sovyet hakimiyeti baş gösterir. 17. yüzyıl başında Safavi devleti’nin zayıflamasını fırsat bilen Ruslar 1801’de Gürcü topraklarını ele geçirir. Bu dönemde, Batılı mimaride yapılar, yeni yollar inşa edilir ve metro altyapısı kurulur. 1917’de Bolşevik Devrimi ve 1921’de Kızıl Ordu’nun işgali kent için diğer önemli mihenk taşları olur. 1936-1991 arasında Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti olan Tiflis’de komünist yönetime karşı düzenlenen geniş çaplı gösterilerin acı dolu izleri bugün bile şehrin önemli caddelerindeki heykellerde ve anıtlarda görülebilir.

Tarihi eski Tiflis bölgesinde kısa bir tur atıyor ve yol boyunca devam eden 17.-18. yüzyıl tarihli hamamların önünden geçerek yolun sonundaki küçük şelaleye gidiyoruz. Kükürtün renklendirdiği su kaynağı, yoğun kokusu ile bize pek cazip gelmese de en azından ayaklarını yaz kış sıcak olan şifalı sulara sokmak isteyen turistler tarafından ziyaret ediliyor.

Meydana geri dönüp diğer yönde, tarihi ve estetik ahşap evlerin önünden, sıra sıra dizilen kafe masaları arasından yukarı doğru yürüyoruz. Farklı mimarisi ve Safevi devrininden kalma mavi mozaikleri ile ünlü Pers eseri Orbeliani Banyoları’nın kapısı restorasyonda olduğu için göremiyor ve önünden geçip Selçuklu mirası Cuma Camisi’ne doğru rampadan devam ediyoruz. Cami avlusundaki Azeriler ile Türkçe sohbet ettikten sonra diğer bir sokaktan meydana geri dönüyoruz.

Metro durağında rastladığımız çekirdekçi teyze fotoğrafını çekmeye çalıştığımızı farkedince öyle bir bakıyor ki sanki kalkıp kovalayacak sanıyoruz. Sonra sular duruluyor ve bir bardak çekirdek almak istediğimiz konusunda anlaşmaya varıyoruz. Neden fıstık değil de "kuş yemi" istediğimize ise anlam veremiyor. Bir bardak çekirdek karşılığında kazandığı 1 Lari onu da bizi de mutlu ediyor ve bu güzel gülümseme ile uğurlanıyoruz!

Metro durağında rastladığımız çekirdekçi teyze fotoğrafını çekmeye çalıştığımızı farkedince öyle bir bakıyor ki sanki kalkıp kovalayacak sanıyoruz. Sonra sular duruluyor ve bir bardak çekirdek almak istediğimiz konusunda anlaşmaya varıyoruz. Neden fıstık değil de “kuş yemi” istediğimize ise anlam veremiyor. Bir bardak çekirdek karşılığında kazandığı 1 Lari onu da bizi de mutlu ediyor ve bu güzel gülümseme ile uğurlanıyoruz!

Gürcü rehberimiz Misha ile sohbet ederken, yaklaşık bir haftadır günlük hayatta rastladıklarımızdan yediğimiz yemeklere kadar pek çok sorumuza yanıt arıyoruz. Misal, Azerilerin çoğunlukta yaşadığı bu bölgede gördüğümüz Haydar Aliyev parkında gördüğümüz kemik heykeli, Anadolu’da da dananın diz kapağı ile oynanan aşık oyununu temsil ediyormuş. Kaldığımız ev ve otel mutfaklarında yemeklere farklı bir tat vermiş baharatın kişniş olduğunu sanmıştık ama yanılmışız, yerel bir bitkiden elde edilen kinza tohumu imiş. Mestia’da bir bakkaldan iki şişe su alıp 5 Lari verdiğimizde kasadaki hanımın bize 1 Lari para üstünü vermeden önce hesap makinasında işlem yapmasına (5 – 2*2) şaşmıştık; onlarca yıl süren baskıcı Rus rejiminin mirası bir alışkanlıkmış. Polis karakollarının ve kamu binalarının zeminden çatıya kadar cam duvarları son on yılda elde edilen, adli süreçlerdeki şeffaflaşmayı temsil ediyormuş.

Akşam yemeği öncesi yerleşmek ve biraz dinlenmek için otele gidiyoruz. Otelimiz şehir içinde ancak turistik merkeze biraz uzak kalıyor. Taksi ile yaklaşık 8 Lari tutuyor (yaklaşık 20 km mesafedeki Mtskheta’ya gitmek isterseniz, önerilen fiyat 30 Lari). Gürcistan’da tüm araç sahipleri taksi tabelası alabiliyor ve halk gece veya gündüz tüm boş vakitlerinde ek iş olarak taksicilik yapabiliyorlar. Misha da kamuda tercümanlık ve turizm rehberliği işlerine ilaveten bazı akşamlarda taksicilik yaptığını anlatıyor. Taksimetre pek yaygın değil olmadığından taksiyi otelden çağırmanızı veya gideceğiniz yere ortalama ücret hakkında önceden fikir almanızı önerebilirim.

Akşam yemeği için gittiğimiz, kale eteklerinden ışıl ışıl bir şehir manzarası sunan ve yerel dansların sergilendiği lüks restoranda hem güzel yemekler tadıyor hem de Misha’dan Gürcistan’ın farklı bölgelerine ait dansların ve yerel kostümlerin farklılaşan özelliklerini dinleyerek keyifli bir akşam geçiriyoruz. Yemekten sonra sokak lambaları ile aydınlatılmış şehrin çoğu kamu binasının yer aldığı ve metro hattının da geçtiği Puşkin Caddesi’nden ve Özgürlük Meydanı’ndan panoramik bir tur yaparak otele dönüyoruz. Bulvarın ortasındaki göbekteki sütunun üzerindeki heykelde Aziz Georgia’nın ejderhayı öldürme sahnesi canlandırılmış (Sovyet döneminde bilinen ismi ile Stalin Meydanı).

Gürcistan’da kapalı alanda sigara içmek serbest ancak bu restoranda çoğu turist olan misafirler masalarından kalkıp terasta içmeyi tercih ediyor. Kapalı alanda duman altı bir sofrada yemek yemeyi tercih eden Gürcüler için böyle şık bir restoranda klasik giyinmeleri talep edildiğini gündüz otele giderken Misha’dan öğrenmiştik. Tüm günü yolda geçirmiş fotoğrafçı bir ekipte aradığını bulamayacağını anlamış olsa da “en azından şort giymeseniz” diye demeden geçemiyor.

Aziz Trinity Katedrali

Aziz Trinity Katedrali

Tiflis’deki ikinci günümüzde ilk durağımız modern Gürcistan’ın sembolü olmuş, halkın desteği ile inşa edilen (1995) ve şehrin her köşesinden görülebilen altın kubbeli Aziz Trinity Katedrali (Ortodoks Hristiyan) oluyor. Özellikle simetrik fotoğraf sevenlerin ilgisini çekecek, görkemli yapının içi de oldukça geniş. Doğu’daki en büyük üçüncü Ortodoks mabeti olarak bilinen yapının alt katlardaki dersliklerine de iniyor hatta sabah ayini öncesi hazırlanmakta olan rahiplerin odasına kadar gidiyoruz. Vazifesine özenle hazırlanan din adamı bizi dostça karşılıyor ve birkaç fotoğrafını çekmemize de izin veriyor. Kilisenin Ermeni Mezarlığı üzerine inşa edilmesi de iki millet arasındaki tarihi rekabete bir gönderme olarak anlatılıyor.

Aziz Trinity Katedrali

Aziz Trinity Katedrali

Güneş yükselmeden eski Tiflis’e iniyoruz ve öğle sonrasına kadar birkaç saat boyunca şehri keşfedip, fotoğraflamayı planlıyoruz.

Sinegogu ziyaret ediyor ve Özgürlük Meydanı’na kadar yürüyüp nehir kenarına geri dönüyoruz. Barış Köprüsü’nde sayısız geometrik kadraj yakaladıktan sonra bastırmaya başlayan yaz sıcağına teslim oluyor ve kalan vaktimizde dere tepe yürüyüp şehri keşfetmek yerine şirin bir kafede oturup bir şeyler içmeyi tercih ediyoruz. Bu kadar soğuk bir ülkede yemekte sonra veya çay kahve yanında yiyecek tek bir tatlı tarifinin olmaması bize enteresan geliyor. Menüde gördüğümüz “geleneksel Gürcü tatlısı”nı da etiketine aldanıp sipariş ediyoruz ve masamıza bir tabak cevizli sucuk geliyor. Üzüm memleketinin geleneksel tatlısı olan cevizli sucuğun çeşitli türlerini hem sokak tezgahlarında hem de dükkanlarda bulmak mümkün.

üzüm memleketi Gürcistan'ın geleneksel tatlısı: cevizli sucuk

üzüm memleketi Gürcistan’ın geleneksel tatlısı: cevizli sucuk

Diğer yandan yolculuk öncesi aldığım notlara göre Kura nehri üzerindeki tüm köprülerden bir o yana bir bu yana geçmek ve rotayı uzatmak gerekir, alacaklıyım!

Özgürlük meydanından devam eden ve şehrin en işlek caddelerinden birisi olan Shota Rustaveli Bulvarı üzerinden ilerleyebilir ve ulusal müzeleri ziyaret edip çeşitli kamu binalarını ve genellikle 19. yüzyılın estetik ve heybetli mimarisini görebilirsiniz. Opera Binası’nı gördükten sonra tekrar nehre doğru yönelirseniz, Dry Köprüsü’nün etrafında hafta sonları kurulan bit pazarını görme şansınız var. Sovyet döneminin izlerini silmeye ve batılılaşmaya çalışan genç bir ülkenin geçmişi ve bugünü hakkında ipuçları verecek ve ilgi çekici olacaktır. Hafta sonu gezileriniz için aklınızda olsun.

Signani Belediye Binasi Nikah Dairesi

Signani Belediye Binasi Nikah Dairesi

Öğleden sonra, Tiflis’e araç ile yaklaşık 2 saat mesafedeki Siğnaği şehrine gidiyoruz Hemen girişindeki meydanda yer alan Belediye Binası günün 24 saati kıydığı nikahlar ile meşhur şehir aynı zamanda “aşk şehri” olarak da biliniyor.

İlk defa 18. yüzyılın başlarında kayıtlara geçmiş şehrin etrafında 1762’de Kral 2. Heraklius döneminde savunma amaçlı surlar inşa edilmiş. 1975’de koruma altına alınan sur kalıntılarının üzerinde dolaşıyor ve vadideki üzüm bağlarını seyrediyoruz. Bu verimli topraklarda yaklaşık 500 çeşit üzüm yetiştirildiğini öğrenmek bizi şaşırtıyor.

Cuma sabahı kahvaltının ardından Tiflis’den ayrılıyoruz. Tiflis – Batum arası kara yolculuğumuz yaklaşık 6 saat sürecek.

5-7 Ağustos 2015