Ege Denizi’ne kıyı komşuların, ada halklarının ve Çanakkale körfezinde kurulu Troya kenti halkının da ticaret ile geçindiği ve refah içinde yaşadığı zamanlarmış. Gün gelmiş, iki tüccar halk arasında süregelen rekabet korkunç bir savaşa dönüşmüş. 

Geleceğe yön veren kehanetlerin rüya yorumlarına dayanarak yapıldığı bu devirde,  Troya Kraliçesi bir gece rüyasında karnındaki bebeğin kentini yıkacağını görmüş. Bu endişesini Kral ile paylaşmış ve bebeği doğar doğmaz İda dağının eteklerinde, ölüme terketmesi için bir çobana vermişler. Çoban güzeller güzeli Paris’e kıyamamış ve evine götürüp gizli gizli büyütmüş.

Bir gün gelmiş, tanrıların dağı Olimpos’da, üç tanrıça güzellik iddiasına tutuşmuş. Demişler ki, yeryüzüne inelim ve bir ölümlüye soralım, hangimiz en güzeliz? İda dağının eteklerinde, yolları ölümlü delikanlı Paris ile kesişmiş. Üç tanrıça da kendine göre bağışları ile Paris’i cezbetmeye çalışmış. Tanrıca Afrodit, kendisini seçtiği takdirde Paris’e yeryüzünün en güzel kadının aşkını sunmayı vadetmiş ve Paris’in aklını çelmiş. Paris, o günden sonra yerinde duramaz, sessiz sakin hayatıyla yetinemez olmuş. Dağdan kalkıp zengin Troya kentine gitmiş; oyunlara, yarışmalara katılmış ve hem yakışıklığı hem de yiğitliği ile kısa sürede tüm şehirde nam salmış.

Çok geçmeden saraya davet edilmiş ve gerçekte kim olduğu da böylece ortaya çıkmış. Kral ve Kraliçe ölüme terkettikleri oğullarını sevinçle kucaklamışlar.

Prens Paris için gemiler hazırlanmış ve ticaret yapmak için denize açılmış. Afrodit’in vaatini aklından çıkarmadan, her gittiği yerde yeryüzünün en güzel kadınını aramaya devam etmiş. Spartalı Helen’in dillere destan güzelliğini duyar duymaz rotayı Sparta’ya (Mora yarımadasına hakim şehir devleti) çevirmiş. Görür görmez vurulduğu dünyalar güzeli kadını kaçırıp evine, Truva’ya getirmiş.

Sparta Kralı, eşi Helen’in kaçırıldığını öğrenince önemli bir komutan olan kardeşi Agememnon ile kafa kafaya vermiş ve orduları toplamış. Açmışlar yelkenleri, tüm adaları tek tek dolaşmış, Helen’in Truva’da olduğunu öğrenmişler. Bini aşkın kadırga ile Troya surlarına dayanan askerler gelecek on zorlu yıl boyunca bir intikam uğruna savaşacakmış. İlk dokuz yılda, ne Akhalı denizciler surları aşmayı ne de Troyalılar gemileri yakmayı başarabilmiş.

Troia kenti kutsal alan ve Athena Tapınağı kalıntıları ve mermer tavan süslemesi

Troia kenti kutsal alan ve Athena Tapınağı kalıntıları ve mermer tavan süslemesi

Destana konu olan onuncu yılın son 51 günlük destanı, komutan Agememnon’ın yiğit asker Ahileus’un (Aşil) onurunu çiğnemesi ve kavga etmeleri başlar. Gene bir kız meselesine dayanan kavga tanrılar katına taşınır ve göklerin tanrısı, Olimpos zirvesinin Kralı Zeus kararını verir: Ahileus savaştan uzak durdukça Akhalılar zafer göremeyecektir. Ana tanrıça Hera ise Akhalıları desteklemektedir.

Destanın ikinci bölüm Agememnon’un gördüğü düş ile başlar. Zeus düşüne girer ve komutana Troya’yı alacağını gösterir. Komutan tüm orduyu toplantıya çağırır ancak herkesin dokuz yıllık savaştan bitap düştüğünü ve yurtlarına dönmek istediğini söyler.