Günün ilk durağı için, pırıl pırıl bir sabaha uyandığımız Babakale‘den kuzeye doğru geri dönüyor ve Gülpınar Köyü’nde zeytinliklerle komşu antik kent Apollon Smintheus‘a gidiyoruz. Kazı alanının girişinde, bizi MÖ 2. yüzyıl tasarımı tapınak karşılıyor. Halkın kutsal alanları özgür şekilde kullanımının dinselliğin önüne geçtiği o devirlerde, Anadolulu mimar Hermogenes’in tasarımı bu mabed de bu akımın en güzel örnekleri arasında, Anadolu mimarlık sanatının özgün yapıtları arasında sayılmakta.

19. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz haritacılar tarafından tanımlanan ve dünyaya duyurulan antik kentteki kazılar 1980’de tekrar başlamış ve halen özel bir şirketin sponsorluğu ile devam etmekte. Bu kazılarda, kalıntıları onarmaya ve sergilemeye yönelik çalışmalar yapılıyor.

Apollon Smintheus antik kenti kutsal alanı

Apollon Smintheus antik kenti kutsal alanı

Günümüzde Gülpınar Köyü sınırları içinde kalmış kutsal alanın, antik zamanda denize limanı olduğunu özellikle Roma dönemine ait buluntular aracılığı ile bilmekteyiz. Daha da geçmişe gidildiğinde, Homeros’un İlyada Destanı’nda bahsi geçen kentin birebir coğrafi özelliklerinin yanı sıra limanından da söz edilmesi tutarlığı artırmakta.

İlyada Destanı’na göre kentte de ismini veren olaylar şöyle gelişir: Kral Agamemnon önderliğindeki Troya’ya saldırıya geçen Akha donanması Anadolu kıyısına ulaşınca liman kenti olan Smintheion ketini ve Apollon Tapınağını yağmalar ve tapınağın bilici rahibesi Khryseis’i esir alır. Bu habere sinirlenen tanrı Apollon ise Akha ordusu üzerine fare ile veba salar. Fare kelimesinden türediği düşünülen kent ismi Apollon Smintheus da “farelerin efendisi” anlamına gelmektedir.

Mitolojiye göre, Tanrı Apollon kehanette bulunmak için daima suya gereksinim duyarmış. Tam da bu nedenle, Apollon’a adanmış diğer tüm kutsal alanlar gibi, Smintheion kenti kutsal alanının da su kaynağının üzerine kurulması tesadüf olmamalı!

Çanakkale Boğazı ve Kaz Dağları arasından Ege’ye uzanan Biga yarımadasında, bir vadide yer alan ve yer altı kaynak suları bakımından da zengin olan bölgede, ta antik çağlarda kurulmuş yer altı kanalları ile toplanan su, günümüzde (antik kente gelirken ters yönde gördüğümüz tarihi Kestanbol Kaplıcası tabelalarından da anlaşıldığı üzere) dahi yöre halkı tarafından kullanılmakta (ayrıca bakınız: Ayvacık çevresinde günlerce süren seri depremler (Mart 2017), bölgede kurulması planlanan Jeotermal enerji santrali ile enerji üretim tekniği (Temmuz 2017)).

Vakti ile, antik tanrı Apollon’dan feyz alan, öngörüsü yüksek insanlar kahin (bilici) olarak nam salar ve insanlara gelecekten haber verirmiş. Bu yeti, bilicilik merkezlerinin doğmasına ve ziyaretçilerinin adakları ile günden güne zenginleşmesine yol açmış. 

Apollon’a el vermiş, annesi Tanrıça Leto, Ege mavisinde, Mykonos adası yakınlarındaki bir kayalıktan bahsederken parlak bir geleceği haber verir:

Senin olursa okçu tanrı Apollon’un tapınağı

Görürsün insanlar yüzlük kurbanlarla nasıl buraya gelir

Nasıl toplanır insanlar burada ve dumanlar tüter

Yanan yağlı etlerden hiç durmadan

Madem senin bu toprağında hiç bereket yok

Sen de beslenir semirirsin başka elden

Bu nasihattan yola çıkarak Ege Denizi’nin her iki yakasında da pek çok bilicilik merkezi kurulmuş. Bilicilik merkezlerinden en ünlüsünü, Atina yakınlarındaki Delfi (Delphoi) tapınağını ve kahinlerini, komutan Byzas’a İstanbul’un kuruluşunu müjdelemeleri ile tanımaktayız. Askerler öyle bir yere yelken açacaktır ki, dünyanın en güzel yerinde, körler ülkesinin karşısında kuracakları şehir asırlarca dünyaya hükmedecektir!

Ege ve Akdeniz kıyılarında pek çok bilicilik merkezleri var iken, çoğunun izi zamanla silinmiş. Günümüze ulaşmış ender kehanet kentlerinden, Didyma Antik kenti de bu özeliği ile en yakın zamanda görülecek yerler listemde!

iki parça uçlardaki kanatlar ile birbiri içine döndürülerek sabitleniyor ve su bağlanarak yer altına döşenmiş borular ile hamama taşınıyor.

iki parça uçlardaki kanatlar ile birbiri içine döndürülerek sabitleniyor ve su bağlanarak yer altına döşenmiş borular ile hamama taşınıyor.

Eski çağda, bölgedeki tüm kentlere ve hatta adalara (Aleksandria Troas antik kenti) hizmet veren Apollon Smintheus Tapınağı, Roma Dönemi’nde de Tuzla Çayı üzerine inşa edilen bir köprüyle işlevini sürdürmüş. İki kentin kalıntısını da gezdikten sonra tapınak bölgesinin günümüze daha iyi şartlarda ulaştığını ve çevresinde, günlük hayata yönelik daha fazla detay görebildiğimizi söyleyebilirim. Özellikle hamam bölümündeki sıcak ve soğuk su ayrımları, açığa çıkarılmış kanalizasyon altyapısı, boru işlevi gören taşların birbirine kenetlenme şekli medeniyetin ne kadar gelişmiş olduğunu göstermekte.

Seyahat sonrasında yaptığım araştırmada, antik kentte yer alan (ve benim gezerken bilmediğim için göremediğim) güneş saati üzerine 2009’da yazılmış bir tezden şunları öğreniyorum:  “Antik çağ insanı güneşin gölgelerini izleyerek zamanı ölçmeyi öğrendi ve ilerleyen evrede güneş saatini icat ederek geliştirdi. Ancak güneş saatinin gelişimi astronomi matematik ve geometri ile devam etti. Güneş saati sayesinde bir gün on iki eşit parçaya bölündü ve insanlık zamanı ölçebildi. Smintheion güneş saati, 2007 Yılı Smintheion kazı çalışmaları sırasında su deposu dolgu malzemesi arasından ele geçen yarım daire konik biçimli güneş saati parçasıdır. Güneşin doğuşu ve batışı arasındaki süreyi gösteren bir örnektir.

Saatin, güney yönüne doğru yerleştirilmiş olması temel kurallardan biridir. Antik dönem güneş saatleri için yarım daire formlu tiptedir.

Antik Çağ’da “zaman” kavramının, güneşin doğuşu ile batışı arasında geçen süreci belirttiği kabul görmektedir. Bu durumda güneşin hareketi sonucu oluşan gölgeler takip edilerek, zaman sürecinin ölçülmesine çalışılmıştır. Yani, yalnızca gündüz güneşin hareketleri sonucu oluşan zaman dilimlerini 12 saat uygulamasına göre göstermektedir.”

Bu saatlerin kullanımından önce, zamanı belirlemek için, gölgelerin hareketleri gözlemlenmiş ve yere dik olarak tutulan bir dal veya çubuğun gölgesi dikkate alınmıştır. İlk olarak yere dik olarak yerleştirilen çubuk Mezopotamya’da kullanılmış. Zamanla, en yaygın zaman ölçme aracı olarak kullanılmaya başlanan güneş saatlerinin yerini geceleri de su saatleri alırmış.

“Güneş saatleri, agora, tapınak çevresi ve kent merkezlerinde bulunurlardı. Anadolu’daki birçok güneş saati önemli kent merkezleri ve bilicilik merkezlerinde ele geçmiştir.

Smintheion örneği ise küçük bir parça olmasına karşın tip ve kullanım amacı açısından önemlidir.

Korunan şekliyle, doğu-batı yönde sabah saatleri çizgileri, kuzey-güney yönde ekinoks çizgileri seçilebilmektir. Smintheion’da 2007’de açığa çıkarılan örnek, konik formlu güneş saati tipine girmektedir ve parçanın, tapınağa yaklaşık 15 metrelik mesafede yer alan 2 numaralı su deposu dolgusu içerisinde bulunmuş olması, tapınak ve özellikle de kutsal alan ile ilişkisi açısından dikkate değerdir.

Smintheion örneğinde temel özellik sadece 12 saat (gündüz) diliminin ölçülmüş olmasıdır ancak üzerindeki iz ve işaretlerin büyük bölümü eksiktir.”

Yunanlılar güneş saatini geliştirmede önemli çalışmalar yapmış olsalar da, dünya ve zaman arasında uyum sağlanmasına yönelik siyasi koşullar Roma’da yaratılmış. Gel zaman, git zaman 24 saat kullanılabilen su saatleri,  daha gelişkin bir araç olarak günümüz saatlerinin öncüsü ve yaşamın vazgeçilmezi olmuş.

Apollon Smintheus tapınağının giriş kapısı

Apollon Smintheus tapınağının giriş kapısı detayı

 

* Fotoğraflar Samsung J5 cep telefonu ile çekilmiştir.

Kasım 2016