19. yüzyılın sonlarında Avrupa burjuva sınıfının artan keşif duygusu, onları baharat kokulu, otantik başkent İstanbul’un gizemli sokaklarına kadar getirir. O zamanlar, günler süren yoldan gelen trenin son düdüğü Sirkeci Garı’nda çalar!

∗∗∗

Tanzimat dönemi yıllarında modern Batı dünyasına uyum çabalarının öncelik kazanması, gerek askeri gerekse ekonomik avantajları nedeni ile başkent İstanbul’u önce Balkanlar ile sonra da Avrupa ülkeleri ile bağlayacak bir demiryolu hattının inşası gündeme gelir. Ancak, devlet kadrosunda demiryolu inşasını gerçekleştirecek teknik donanımda bir ekibin olmaması ve bu büyük yatırım için kasada yeterli sermayenin bulunmaması, iki büyük handikap olarak projenin önünde durmaktadır. Günün sonunda sermaye arayışları neticesini verir ve 1869’da Belçika’da bankerlik yapan Macar kökenli bir Yahudi işadamına (Baron Maurice de Hirsch) 99 yıllığına verilen imtiyaz sözleşmesi ile, Avusturya’dan başlayan yaklaşık 2000 km’lik ray hattında ilk çivi çakılır.

Bu sözleşme ile, Osmanlı kasası 99 yıl boyunca yıllık 28 milyon frank taahhüt eder. Devlet bütçesinin altına girdiği bu yüksek meblağlı borcun ancak 1954 yılında son taksiti ödenen birleştirilmiş Osmanlı borçları arasında geçtiği de bilinmekte (Kaynak).

Demiryolu ilk etapta Edirne’ye kadar ulaşır ve aynı zamanda, İstanbul’a yapılacak gar binası için bir yarışma düzenlenir. Yarışma neticelenene kadar, son durak olarak belirlenen Sirkeci’de geçici olarak iki ahşap bina yaptırılır.

Çeşitli sıkıntıların aşılmasının ardından, Alman Mimar August Jasmund’un projesi ile 1888’de Sirkeci Garı’nın inşasına başlanır. Aynı yıl, Edirne – İstanbul bağlantısı da tamamlanır ve Şark Ekspresi Paris-İstanbul arasındaki ilk aktarmasız seferini 1888’de gerçekleştirir.

Bu zamana kadar, Paris’ten hareket eden tren, Strasbourg – Münih – Viyana – Budapeşte – Bükreş üzerinden geçerek Guirgi (Romanya)’ye gelmektedir. Yolcular buradan küçük teknelerle Tuna nehri üzerinden Rusçuk’a, oradan da Wagon-Lits’e ait başka bir trenle Varna’ya taşınır ve burada kendilerini bekleyen Espero gemisiyle de İstanbul’a varırlar. Paris – Varna arasındaki 3186 kilometrelik tren yolculuğu 82 saat, sonrasında yapılan deniz yolculuğu ise 15 saat; toplam sefer ise 97 saat sürmektedir. Paris’den ayrıldıktan dört gün sonra, 9 Ekim 1883’de Tophane Rıhtımı’na ulaşan ilk Paris-İstanbul seferine arasında Fransa, Belçika ve Osmanlı hükümetinden siyasiler ve edebiyat dünyasından yazarlar, gazeteciler olan 40 yolcu katılır.

İlerleyen yıllarda yapılan iyileştirmeler ile, sadece Paris’den değil, Londra’dan, Venedik’den veya Viyana’dan hareket ederek İstanbul’a varacak şekilde dört-beş farklı rota çizilir ve toplam yolculuk süresi 58 saate kadar indirilir.

∗∗∗

Avrupa’da Orient Express olarak tanınan bu kesintisiz yolculuğun fikir babaları Amerikalı mühendis ve girişimci Pullman ile projeye finansal destek sağlayan işadamı Nagelmackers olarak bilinir. İkili, Pullman’ın icadı yataklı vagonlar sayesinde, tren ile yolculuk etme alışkanlığını değiştirmeyi ve Avrupa karasını trenle aşarak Ortadoğu’ya kadar ulaşmayı hedefler. Bu hayal aleminde, 1972’de Belçika’da kurulan Wagon-Lits Demiryolu Şirketi’nin ilk seferleri Paris – Roma, Torino, Bologna, Marsilya ve Nice hatlarında hizmete girer.

∗∗∗

Türkiye’de modern anlamda turizmin başlangıcı olarak bilinen tren seferlerinde, yolcuların pasaport taşımaları gerekmez. Ancak seferleri organize eden Wagon-Lits şirketinin yolculara verdiği belge ile İstanbul’a gelen Avrupalılar, ilk yıllarda İstanbul’un en lüks oteli olan, Beyoğlu’ndaki Grand Hotel de Luxembourg ve Hotel d’Angleterre otellerinde konaklarlar. Yolcu sayısının artması ile Wagon-Lits şirketi önce Tarabya’da Hotel Summer Palace’ı 1895’de yine Beyoğlu’ndaki Pera Palas otellerini açar. Avrupa’nın farklı yerlerinden baharat kokulu başkente ulaşan yolcuların bir bölümü İstanbul’u gezip tercihen gemi ile ülkelerine dönmeyi tercih ederken, bir bölümü ise Bağdat Ekspresi ile daha da doğuya doğru keşiflerine devam ederler.

∗∗∗

1.Dünya Savaşı’nı sona erdiren, Fransa’da Versailles Sarayı’nda görüşülen Paris Barış Konferensı’nı neticesinde Almanya’nın savaşı kaybettiğini ilan edilir ve bir rivayete göre Versay Barış Anlaşması Orient Express’in 2419 numaralı vagonunda imzalandığı söylenir. Almanların büyük çoğunluğu tarafından ihanet olarak adlandırılan bu anlaşmanın intikamı elbet alınacaktır ve Hitler, 2. Dünya Savaşı sırasında Fransa’nın teslim anlaşmasını da bu vagonda imzalar. 2419 numaralı vagon, savaşın sonlarına doğru bir SS birliği tarafından yok edilir.

“Ne vagonmuş arkadaş!” derseniz 1940’da imzalanan Compiegne Ateşkes Anlaşması’nın video kaydını burada izleyebilirsiniz.

Gerek savaşlar gerekse salgın hastalıklar ve maddi sıkıntılar nedeni ile zaman zaman kesintiye uğrayan Orient Express seferleri, zorlu geçen 1. Dünya Savaşı’nın ardından Simplon Orient Express ismiyle seferlerine devam ettirilir ve 27 Mayıs 1977 tarihinde resmen sona erdirilir. Son seferinde yemek vagonu olmadığı için, yolcular yemeklerini yanlarında getirmiş ve müzede gördüğümüz şık porselen tabakları, kristal bardakları ve gümüş yemek takımlarını kullanamamışlar. Seferlerin başlamasının 100. yılı şerefine, 1983’de sembolik bir sefer daha yapılmış ve bu sefere tüm dünyadan 100 ünlü isimler katılır.

∗∗∗

İnşası 1890’da tamamlanmış Sirkeci Gar binasının ön cephesinde, yapımında granit mermer kullanışmış iki saat kulesi yükselmekte. Bu dönemde havagazı ile aydınlatılan gar binasında ısıtma için Avusturya’dan getirtilen sobalar kullanılmış. Tren seferleri bugün için durdurulmuş olsa da aynı zamanda Marmaray-Sirkeci durağı da olan gar binasına girişte, solda kalan salon bugün müze olarak kullanılmakta.

Ücretsiz olarak ziyaret edebildiğimiz, oldukça keyifli olan bu küçük müzede; filmlere kitaplara konu olmuş, kralla, prensleri, dönemin önemli simalarını taşımış ve son derece lüks şekilde dekore edilmiş Şark Ekspresi’nde (Orient Ekspress) çekilmiş fotoğraflar, rota haritalar ve yolculukta kullanılan tren teçhizatı ve günlük eşyalar sergilenmekte.

13 Şubat 2016