İç Karia kültür ve yürüyüş rotasını yer yer yürüyerek ve araç ile takip ettiğimiz yolculuğumuzun son gününde, rotanın başlangıcı/bitişi kabul edilen Alinda Antik Şehri’ndeyiz.

Dün gece Antik Kente 40 km mesafede, Bağarcık yakınlarında, yüksek fıstık çamlarının altında keyifli bir kamp kurduk. Yeni sabaha güneş ile birlikte uyandık ve kahvaltının ardından hızla çadırımızı toplayıp yola çıktık.

Eylül başı itibari ile hava hala çok sıcak ve öğle saatlerine kalmadan antik kenti doya doya gezip dolaşmak istiyoruz (son bir haftadır sıcaklık gün içinde 40 dereceyi geçiyor).

Karpuzlu ilçe merkezine varmadan gördüğümüz yıpranmış kahverengi tabelayı takip ederek taş evler arasından dar sokak aralarına sapıyoruz. Karşımızdaki kayalıkta antik kentin agorası ve stoa sütunları yükseliyor.

Aracımızı yol kenarına park ediyor ve sokağı takip ederek antik kenti gezmeye başlıyoruz. Tepede kalmış birkaç taş ev ise belli ki terkedilmiş. Karpuzlu sapağından buraya kadar Karia yolu yürüyüş güzergahı işaretlenmiş ve işaretlerden bir tanesi de devşirme taşlarla örülmüş bir evin önünden geçiyor. Biz yürüyerek gelmediğimiz için bahçe içinde kalan bu evin duvarlarını göremedik.

Bu devşirme mermer blok üzerinde sekiz kişinin dövüştüğü bir sahne tasvir edilmiş. Buna göre, antik kentte bir tapınak olduğu düşünülüyor ancak yeri bilinmiyor.

Alinda Antik Kenti - şehir surları üzerinde yükselen iki katlı gözetleme kulesi

Alinda Antik Kenti – şehir surları üzerinde yükselen iki katlı gözetleme kulesi

Kraliçe Ada ve Alinda Antik Kenti

Alinda rotamız üzerinde gördüğümüz son şehir ve buraya kadar öğrendiklerimize göre, temel ipuçları gösteriyor ki Karyalılar bir Anadolu kavmi imiş. Troya’nın yandaşı olarak savaşmışlar. Anaerkil bir toplum ve Anadolulu tanrıları tanrıçaları var. Her Karya şehrinin kendi adı ile andığı ana tanrı Zeus ise çift başlı bir balta taşıyor.

Karca konuşuyor ve yazıyorlar. Dilleri henüz tamamen okunabilmiş değil. Bulunmuş en eski Karca metin MÖ 6. yüzyılda bir Mısır firavununun Nubia topraklarına yaptığı seferde görevlendirilmiş paralı Karya askerlerinin Mısır topraklarında kayalara kazıdıkları olarak biliniyor.

MÖ.6. yüzyıldan itibaren Persliler Anadolu’da ilerlemeye başlıyor. Bu esnada geçtiği bağımsız toprakları yönetebilmek için ise yerel liderleri satrap olarak tayin ediyor. Karya Kralı ve aynı zamanda Karya Satrabı olan Hekatomnos’un izlerini Milas’da takip etmiştik. Kralın üç oğlu ve iki kızı olmuş ve çocuklar geleneklere uygun şekilde kendi aralarında evlenmiş.

En büyük abi Mausolos Helen hayranı imiş ve Kral olduğunda ilk iş başkentini Halikarnassos’a (bugünkü Bodrum) taşımış.  Böylece coğrafi olarak etki alanını güçlendirdirmiş. Çevre şehirlerdeki tüm Karlalıların da buraya göçmesi için baskı yapmış. Bu dönemde büyük bir yapılanma ve imar faaliyeti gözleniyor.

– – o – –

Bu noktada, dünyanın yedi harikası arasında sayılmış ve hali hazırda Londra’da British Museum’da, Bodrum mavisine boyalı bir salonda sergilenen mozolenin Kral Mausolos’a ait olduğunu hatırlamak gerekir!

– – o – –

Kral, Kraliçe ve Prenses Ada’nın eşi/ abisinin kısa aralıklarla ölümleri sonrasında hakimiyet sırası Prenses Ada’ya gelir. Sona kalmış iki küçük kardeş arasında iktidar mücadelesi başlar ve Pers yanlısı Prens ablasını tahtan indirerek sürgüne gönderir.

Prenses Ada, Alinda’ya sürgüne gelir ve böylece gezmekte olduğumuz Alinda Antik Kenti’nin tarihteki bilinirliği başlar. Bu dönem MÖ 4. yüzyıla denk geliyor olsa da, bugüne kadar okunmuş antik yazıtlara göre bölgedeki şehirleşmenin MÖ 14. yüzyıla ve Hitit dönemine kadar gerilediği biliniyor. Şehrin o dönemki ismi “İalanti” imiş.

Pers topraklarına doğru sefere çıkmış olan Makedon hükümdar Büyük İskender, MÖ 334’de Alinda surlarına dayandığında, Prenses Ada ile aralarında bir anlaşma yaparlar. İskender, Karyalı Kralın erken ölümü ardından ortağı Persli Satrap tarafından yönetilmekte olan başkent Halikarnassos’u işgal eder ve Ada’yı Karya Kraliçesi olarak ilan eder.

Bu dönemde Alinda’nın ismi ise Büyük İskender’i onurlandırmak için “Alexandreia ad Latmos” yani “Latmos’taki İskenderiye” olarak değiştirilir. Bugün kalıntılarını gördüğümüz stoa (agora) ve tiyatro yapıları bu dönemde yapılmış.

Aynı dönemde Anadolu’daki pek çok kentte Helenizm mimarisi etkin olmuş olmak ile birlikte hali hazırda Alinda topraklarında bu yönde bir iz görünmüyor. Yüzeyde mermer bir anıt, heykel kalıntısı veya duvarlarda, lahitlerde herhangi bir süs unsuruna rastlamıyoruz. Farklı kaynaklarda Kraliçe Ada döneminde şehirde bir tapınak inşa edildiği ve içinde devrin ünlü heykeltıraşına sipariş verilmiş mermer bir tanrıça heykeli bulunduğu yazıyor. Ancak arkeolojik kazılar yapılmadan bunu bilemiyoruz.

Roma hakimiyeti döneminde de önemini sürdüren kentte 3. yüzyıla kadar para basıldığı biliniyor. Bizans döneminde, kent Afrodisias Metropolitliğine bağlanmış.

Alinda Antik Kenti - su kemeri kenarındaki taş lahit ve kapağındaki kabartma ilgimizi çekiyor

Alinda Antik Kenti – su kemeri kenarındaki taş lahit ve kapağındaki kabartma ilgimizi çekiyor

Modern zamanlar ve Alinda Antik Şehri

Antik kent, modern zamanda ilk kez 1765’de, Avrupalı bir gezgin-araştırmacı ve gezgin tarafından belgelenmiş. Sonraki bir tarihte kente yolu düşen Avrupalı başka bir arkeolog Sir Charles Fellow’un bulduğu antik sikkeler okunduğunda ise kentin Alinda olduğu ortaya çıkmış.

Ören yerinde bugüne kadar sadece yüzey araştırmaları yapılmış ve bilimsel olarak arkeolojik bir kazı çalışması yapılmamış. Yani bugün ayakta ne görüyorsak, iki bini yılı aşkın süredir sapasağlam orada oldukları için! Bugüne kadar herhangi bir koruma veya restorasyon görmemişler. Böyle bir şehrin patikalarında hayaller kurarak dolaşmak bize göre muhteşem bir duygu!

1989’da bir inşaat sırasında, daha önce hiç açılmamış bir mezar odası ve lahit bulunmuş. İpuçları ışığında lahtin Kraliçe Ada’ya ait olduğu öne sürülüyor. Mezarda bulunan iskelet, altın taç ve diğer değerli eşyalar günümüzde Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde “Karyalı Prenses” salonunda sergilenmekte. Alacaklıyız!

Alinda Antik Kenti - Stoa yapısı

Alinda Antik Kenti – Stoa yapısı

Alinda agorası ve stoa

Güneş hızla yükselirken fotoğraf çekmek pek kolay olmuyor. Bahar aylarında belli ki çayır çimen olan araziyi kurak mevsimde çalı çırpı kaplamış. Stoa kalıntısı karşısında hayranlığımı gizleyemiyorum. Anadolu’daki nadir üç katlı stoa kalıntısından birisi olduğu bilinen yapı MÖ 4. yüzyıla tarihleniyor. Rota hazırlık aşamasında okuduklarımı hatırlamaya çalışırken devreye inşaat sektörüne emek veren eşimin engin tecrübesi giriyor. Bir yandan yapının orijinal halini hayal etmeye çalışırken bir yandan da ona kulak veriyorum.

– – o – –

Arkeolojik mimari ve sanat tarihi bilgimiz oldukça sınırlı olmak ile birlikte, görebildiğimiz kadarı ile zemin ve giriş kapılarının üstünde bir ikinci kat yükseliyor. Biz ise burada üçüncü katın temel taşları üzerindeyiz. Yani 3. katın zeminini oluşturan kalaslar şu an basmakta olduğumuz taşların hizasından karşı sütunlara uzatılmış olmalı. Bu kalaslar, önümüzdeki sütunların üstten 2. taşı altındaki çizgiye kadar uzanıyormuş. Bu çizgi muhtemelen 3. kat tabliye taşıyıcısını gösteriyor. 3. kat, buradan giden ve karşıdan gelen kalasların ortadaki direkler üzerinde birleştirilmesi ile yapılmış olmalı.

2. katın üstünde, bitiş taşlarındaki daraltmayı ve kalas için açılmış kiriş hizasını görüyoruz.

Zemin taşları bir tek-bir çift şekilde dizilmiş ve ustaca birbirine kitlenmiş. Geçmeleri ve demir milleri vardır muhakkak ama aralarında harç kullanılmamış (taşlar arasında harç kullanımı Roma İmparatoru Hadrian döneminde başlamış – MS 1. yüzyıl)

Oval kesilmiş taşlar ile örülmüş kolonlar oldukça sağlam görünüyor. Kenarı köşesi açılmış parçalar bile ayakta! Ortadaki taşlar arasında çift mil olabilir. O kadar depreme rağmen duvarlarda hiç oynama yok, muhtemelen onlar arasında da mil olduğunu düşündürüyor. Geçmiş 2300 yıldan bahsediyoruz, sizce de muhteşem değil mi?

Yapının çatısı hakkında pek bir şey göremiyoruz. Kolonların hizasını aynı zamanda çatı temelinin ve saçağının oturduğu yer olarak kabul ediyoruz. Tabi, günümüze ulaşmış sütunlar üzerinde başka taşlar veya heykeller yok ise!

Çatının nasıl kurulmuş olabileceği hakkında tahminler yürütüyoruz. Çatı şekli düz ve bir tarafa eğimli olabilir ya da sütunlar üzerinde yüksek bir mahya hattı vardır ve iki tarafa tek omuz şeklinde ifade edilen bir beşik çatı olabilir.

Kayalıklara doğru baktığımızda çift sıra surlar görüyoruz. Bu duvarların depreme dayanıklı olması gerekliliğinin yanı sıra ana rolü olan savunmaya ve yer yer yalıtıma katkısını da düşünmek lazım. Belki iki taş arasına saman dolduruyorlardı, bilemiyoruz. Çift katmanlı duvar örgüsünü incelerken aklımıza gelen diğer bir alternatif ise, büyük bir taş koymak yerine iki ufak taşı yan yana dizmek işçilik olarak da daha kolay olacak ve duvar örgüsü estetik görünecektir.

– – o – –

Burası hakkında okuduğum kaynaklar genellikle birbirini tekrar ediyor. Üç katlı stoa yapısı 99 metre uzunluğunda ve 15 metre yüksekliğinde tarif ediliyor. Alt katında görünen kapılar dar bir terasa açılıyor. Teras altındaki kayalıklar ve etrafını dolaşarak geçtiğimiz şehir duvarları ile destekleniyor görünüyor. Alt kat oda oda bölünmüş ve burada yan yana dizilmiş dükkanlar yer alıyor.

Stoanın tam önündeki düzlükte ise genişliğinin 30 metreden fazla olduğu tahmin edilen agora (çarşı) bulunuyor. Helenistik veya sonrasında Roma mimarisi etkisinde kalmış antik kentlerde, agora çevresinde ve özellikle stoa (sütunlu galeri) üzerinde şehrin zenginlerinin veya tanrı/tanrıçaların heykeli görülür. Alinda’da da yapılan yüzey araştırmaları sırasında herhangi bir heykel kaidesine rastlanmamış.

Alinda Antik Kenti - Su kemeri

Alinda Antik Kenti – Su kemeri

Alinda Antik Kenti’nde günümüze ulaşmış diğer izler

Alinda özellikle Karia yolu yürüyüşçüleri arasında oldukça popüler bir kent ve saatlerce gezip dolaşabileceğiniz geniş bir coğrafyada kurulmuş. Biz ise sıcak ile mücadele ediyoruz ve kurak arazide rastgele dolaşmak yerine gezimize antik kentin gişe kapısından girerek devam edeceğiz.

Tepe üzerinde kurulu antik kentin etrafı henüz kapatılmış değil ancak tepeye çıkan yol üzerindeki evlerde rastladığımız Karpuzlulular üzerinde yaşadıkları tarihi miras hakkında duyarlı ve takipçi görünüyor.

Evler arasından geçen toprak yolu takip ederek önce asfalt yola çıkıyor ve birkaç km sonra gişe kulübesine ulaşıyoruz. Müze görevlisi bize kısaca antik kentte gezip görülecek noktalara giden patikayı tarif ediyor ve ören yerinin tarihini kısaca anlatır bir broşür veriyor. Broşürün Kültür Bakanlığı tarafından değil yerel yönetim tarafından hazırlanmış olması dikkatimi çekiyor.

Su kemerlerinden sonra ortada bir zeytin ağacı var. Bu ağacın ardından, tepenin sol tarafındaki patika yoldan devam edince şehir manzarası beliriyor. Gözetleme kulesinin olduğu yer düzlük bir alan, arkası ise uçurum. Bu düzlük alanda arasından, kenarında veya üstünden geçtiğimiz ev kalıntıları esasen şehrin akropol alanında olduğumuzu gösteriyor.

Karpuzlu manzarasını seyreden diğer bir yapı ise tiyatro. Patikadan aşağı yürümeye devam ederek tiyatroya iniyoruz. Tiyatronun bir tarafında dalgalanan Türk bayrağının eteklerinden agorayı ve az önce gördüğümüz stoa kalıntısını seyredebilirsiniz.

Haberlere bakılırsa, Karpuzlu Belediyesi’nin de girişimleri ile 2020 yılı içinde Aydın Üniversitesi bünyesinde kazı çalışmalarının başlaması ve antik kentte turistik turların düzenlenmesi gündeme gelmiş. 2020 yılını pandemi ile mücadele ederek geçiriyor iken hali hazırda başlamış bir çalışma görünmüyor. Diğer yandan, antik kent çevresindeki arkeolojik yüzey araştırmaları devam etmekte. Hatta 2020 Ağustos ayı içinde, MÖ. 4. yüzyıla tarihlenen bir mezar odası keşfedilmiş. Lakin, takip ettiğim arkeoloji sayfalarında bu haberin detayını göremedim.

Su kemeri ve su kuyuları

İki akropolis merkezi (evlerin olduğu bölge – düz alan) arasında şehrin su ihtiyacını karşılayan su kuyuları (sarnıç) ve su kemeri yer alıyor. Kemerin taş örgüsünde farklı bir unsur dikkatimizi çekmedi ancak binlerce yıldır atakta, sapasağlam duruşu hayranlık uyandırıyor!

Antik şehir surları ve kuleler

Yer yer gördüğümüz şehir surlarının Kral Mausolos döneminde veya sonrasında Prenses Ada’nın şehre sürgün edildiği dönemde inşa edildiği tahmin ediliyor (MÖ 4. yüzyıl). Güvenliği, akropolis bölgesinden geçerken gördüğümüz gibi iki katlı kuleler ile güvenliği sağlanmış.

Mezar taşları

Şehirde gezerken su kemerinin altında, kulenin kenarında, ağaçların arasında farklı farklı kaya mezarları ve taştan işlenmiş lahit kapakları gördük. Yekpare bir kayaya oyulmuş ve üzeri ayrı bir kapakla örtülmüş lahitlere “Karia” tipi mezar deniyor. Özel bir anlamı var mıdır bilemiyorum ama kimi kapak başında yarım küre kabartması varken kiminde köşeli bir kabartma olduğunu farkettim.

Alinda Antik Kenti - Tiyatro yapısı ve Karpuzlu Ovası manzarası

Alinda Antik Kenti – Tiyatro yapısı ve Karpuzlu Ovası manzarası

Antik Tiyatro

Gördüğüm en etkileyici tiyatro yapısı diyemem ancak Karpuzlu ovası manzarasına hâkim Alinda Antik Tiyatrosu’nu beklediğimden çok daha dayanıklı buluyorum. İstinat duvarları ve her iki yandan sahneye açılan kapıları ayakta görünüyor. Basamakları tek tek inip fotoğraflamak istiyorum ama gün ortasında sert düşen ışık beni caydırıyor. Alacaklıyım!

Tiyatro mimarisi Helenistik dönem izleri taşıyor. Yani, toprağın eğimine göre sıralanmış koltuklara oturan halk verimli ovayı ve pastoral manzarayı doya doya seyredebiliyor. O zamanlarda tiyatro yapıları halkın sadece belirli gösteriler için değil gün içinde de toplandığı, birlikte oturup vakit geçirdiği yerlermiş. Koltuk kapasitesinin yaklaşık 3400 kişi olduğu yazılmış.

Yolun sonunda vardığımız tiyatronun basamaklarında oturup manzarayı seyrediyoruz. Belki bir gün Anadolu’yu sarıp sarmalamış, çok güzel coğrafyalardan geçmiş antik yolları günlerce adımlayarak dolaşma fırsatı da bulabiliriz!

Güneş hızla yükselmişken biz aracımıza dönüyor ve altı gün sürmüş keşif rotamızı burada bitiriyoruz.

Antik Karia Yolu

Karia başkentini ve büyük şehirleri birbirine bağlayan antik Kral Yolu ve iki bin yılı aşkın süredir kullanılan patikalar 2009’da sistematik olarak haritalanmaya başlamış. 2013 yılında konu resmiyete dökülmüş ve Karia Rotası resmi olarak ilan edilmiş. Hali hazırda 850 km ile Türkiye’nin en uzun yürüyüş parkuru olan Karia Yolu 4 ana bölüm ve Muğla çevresini içeren ek bir bölümden oluşuyor. Tamamı işaretlenmiş durumda ve her yıl yerli yabancı pek çok yürüyüşçü tarafından takip edilmekte. Karya medeniyetine ev sahipliği yapmış topraklar üzerinden, antik şehirlerden, eşsiz güzellikteki koylardan ve Latmos Dağları üzerinden geçen rotayı takip etmek isterseniz araştırmaya bu adresten başlayabilirsiniz!

Gişe çıkışından sonra asfalt yoldan birkaç yüz metre kadar ilerleyip tekrar araziye saptığınızda yaklaşık 2300 yıl önce döşenmiş Kral Yolu’nun taşlarını görebilirsiniz. Bu taş yollar, Alinda’dan dönemin liman şehri Herakleia’ya (Kapıkırı Köyü) veya diğer yönde ilk başkent Mylasa’ya ve Labraunda kutsal alanına kadar devam etmekte!

01.09.2020