Ege Denizi’ne kıyı komşuların, ada halklarının ve Çanakkale körfezi üzerine yerleşmiş Troya antik kenti halkının birbirleri ile ticaret yaptığı ve refah içinde yaşadığı zamanlarmış. Gün gelmiş, iki tüccar halk arasında süregelen rekabet korkunç bir savaşa dönüşmüş. Antik Yunan edebiyatının temel eserlerinden birisi olarak kabul edilmiş İlyada Destanı da 10 yıl sürmüş bu acımasız savaşın son 51 gününü anlatagelmiş.

Geleceğe yön veren kehanetlerin rüya yorumlarına dayanarak yapıldığı bu devirde,  Troya Kraliçesi bir gece rüyasında karnındaki bebeğin büyüdüğünde kentini yıkacağını görmüş. Bu endişesini Kral ile paylaşmış. Kral da bebeği doğar doğmaz kucaklamış ve İda Dağı’nın eteklerine götürüp ölüme terketmesi için bir çobana vermiş. Çoban şirin mi şirin Paris bebeğe kıyamamış ve evine götürüp gizli gizli büyütmüş.

Bir gün gelmiş, tanrıların dağı Olimpos’da, üç tanrıça güzellik iddiasına tutuşmuş. Demişler ki; yeryüzüne inelim ve bir ölümlüye soralım, hangimiz en güzeliz? İda Dağı’nın eteklerinde, yolları ölümlü delikanlı Paris ile kesişmiş. Üç tanrıça da kendilerine göre bağışlar yaparak Paris’i cezbetmeye çalışmış. Tanrıça Afrodit, kendisini seçtiği takdirde Paris’e yeryüzünün en güzel kadının aşkını sunmayı vadetmiş ve Paris’in aklını çelmiş. Paris, o günden sonra yerinde duramaz, sessiz sakin hayatıyla yetinemez olmuş. Dağdan kalkıp zengin Troya kentine gitmiş; oyunlara, yarışmalara katılmış ve hem yakışıklığı hem de yiğitliği ile kısa sürede tüm şehirde nam salmış.

Çok geçmeden saraya davet edilmiş ve gerçekte kim olduğu da böylece ortaya çıkmış. Kral ve kraliçe daha yeni doğmuş iken ölüme terkettikleri oğullarını sevinçle kucaklamışlar.

Troia kenti kutsal alan ve Athena Tapınağı kalıntıları ve mermer tavan süslemesi

Troia kenti kutsal alanı: Athena Tapınağı kalıntıları ve mermer tavan süslemesi

İlyada Destanı, Truva Savaşı’nın onuncu yılında son 51 gününü anlatıyor:

Gemiler hazırlanmış ve Prens Paris ticaret yapmak üzere denize açılmış. Afrodit’in vaatini aklından çıkarmadan, her gittiği yerde yeryüzünün en güzel kadınını aramaya devam etmiş. Spartalı Helen’in dillere destan güzelliğini duyar duymaz rotayı Sparta’ya (Mora Yarımadası’na hakim şehir devleti) çevirmiş. Görür görmez vurulduğu dünyalar güzeli kadını kaçırıp evine, Truva’ya getirmiş.

Sparta Kralı, eşi Helen’in kaçırıldığını öğrenince önemli bir komutan olan kardeşi Agememnon ile kafa kafaya vermiş ve orduları toplamış. Açmışlar yelkenleri, tüm adaları tek tek dolaşmış, Helen’in Truva’da olduğunu öğrenmişler. Bini aşkın kadırga ile Troya surlarına dayanan askerler gelecek on zorlu yıl boyunca bir intikam uğruna savaşacakmış. İlk dokuz yılda, ne Akhalı denizciler surları aşmayı ne de Troyalılar düşman gemilerini yakmayı başarabilmiş.

Yüzlerce yıldır anlatılagelen antik çağ destanı, Komutan Agememnon’ın yiğit asker Ahileus’un (Aşil) onurunu çiğnemesi ve kavga etmeleri başlar.

Her ne kadar ekonomik nedenlere dayanıyor olsa da romantik bir neden ile tetiklenmiş görünen kavga tanrılar katına taşınır ve göklerin tanrısı, Olimpos zirvesinin Kralı Zeus kararını verir. Ahileus savaştan uzak durdukça Akhalılar zafer göremeyecektir. Ana tanrıça Hera ise Akhalıları desteklemektedir.

İlyada Destanı’nın ikinci bölümü Agememnon’un gördüğü düş ile başlar. Zeus düşüne girer ve komutana Troya’yı alacağını gösterir. Komutan tüm orduyu toplantıya çağırır ancak herkesin dokuz yıllık savaştan bitap düştüğünü ve yurtlarına dönmek istediğini söyler.