Biz küçük birer çocukken anneannem bizi yanına oturtur masal anlatırdı. Anneanneme de annesi eski yazı bir kitaptan okurmuş. Ben küçükken anneannemin annesi çok yaşlı idi ve hiç soramadık. Bu kitap nerededir, kimdedir?

Yıllar sonra Safranbolu Etnografya Müzesi’nde eski yazı bir masal kitabı gördüm ve hatıralarım canlandı!

Aradan çok zaman geçti ve çoğu masalı unuttum. Arada hatırlatmaya çalışıyorum veya sorduğumda anneannem de parça parça bir şeyler anlatıyor. Sizin hatırladığınız başka hangi masal var?

Neydim, Ne oldum, Ne olacağım?

Evvel zaman içinde,

Çok güzel bir prenses varmış. Bir zaman gelmiş, çok hastalanmış ve derdine derman bulamayan kral kızını ormana terk etmiş. Ormanda terk edilmiş ve ölmek üzere olan, yara bere içindeki kızı yoldan geçen bir çoban fark etmiş ve evine götürmüş. Lokman hekim ilaçları ile ona o kadar iyi bakmış ki kız kısa sürede eski sağlığına kavuşmuş. Kız iyileşmiş iyileşmesine de, ne çobana prenses olduğunu söylemiş ne de babasını affedebilmiş.

Gel zaman git zaman kız ile çoban evlenmiş ve periler gibi güzel üç tane kızları olmuş.

Avlanmaya ormana gelen kral hava kararınca yolunu kaybetmiş. Akşam vakti ormandan geçip köyüne, evine dönen çoban ile rastlaşmış. Çoban geceyi güvende geçirmesi için kralı evine davet etmiş. Kral, çoban ve karısı sofraya oturmuşlar.

Kral, askerleri ile avlanmaya geldiğini ve yolunu nasıl kaybettiğini anlatmaya başlamış. Kadın mutfağa seslenmiş: Neydim, masaya tuz getirin kızım.

Çoban karısı ile nasıl tanıştığını anlatmaya başlamış. Onu hasta bulup derdine nasıl şifa aradığını anlatmış. Kadın mutfağa seslenmiş: N’oldum, boşları toplayın kızım.

Kral çobanın neşeli sesini dinlerken kendi kızını ormana terkettiğini hatırlamış ve gözleri dolmuş. Kadın mutfağa seslenmiş: N’olacağım, kardeşlerini de al ve Kral dedenizin yanına gelin kızım!

Gökten üç elma düşmüş…

– – o – –

Anneannemin tekerlemeleri, dörtlükleri de vardır. Gel de çık bakalım bu masalın içinden: Bu masalın en heyecanlı yerini ne annenanem ne kızları ne de torunları hatırlayabiliyor!

Bir keşiş varmış.Padişahın oğlu bir gün bu keşişe demiş ki:

“yar yatar gördüm
gün göçer gördüm
yarimden ayrılmış
kendimi göçer gördüm”

Padişahın oğlu bir gün fakir bir kız görmüş, kıza yarsımış (kızdan hoşanmış).
Ailesine söylemiş ama ailesi razı gelmemiş. Şehzade de köylü kızı kaçırmış.

Ata binmiş giderlerken ormanda nar tanesi görmüşler. Şehzade kıza “al bu nar tanesini” demiş.
Az daha gidince bir tarak görmüşler. Şehzade gene kızdan almasını istemiş.

Az daha gidince bir ayna görmüşler ve şehzade kızdan onu da almasını istemiş.

Ailesinin yanına geldiklerinde şehzadenin ailesi köylü kızı yine istememiş ve şehzade kızı bırakıp evine dönmüş. Ayrılmadan da kıza tembihlemiş: Şu terziye git, artan kumaşları da yanına al. Bohçanı yanından hiç ayırma!

Şehzadeye hemen bir gelin adayı bulunmuş, düğün dernek kurulmuş. Önce terziye gidilmiş, yeni elbiseler dikilmiş sonra da gelin hamamı kurulmuş tüm halk davet edilmiş. Esas kız, garip kalmış. Gelin hamamında uzak bir kurnaya çekilmiş, kendi halinde yıkanırmış.

Şehzade hamamcıbaşı kadına şartını söylemiş: Git hamamdaki kızlara bu soruyu sor, kim bilir ise onunla evleneceğim!

Hamamcı kadın sorusunu tüm genç kızlara tek tek sormuş ama istediği yanıtı alamamış. Tam vazgeçecekmiş ki köşede, kuytuda bir başına yıkanan garip bir kız görmüş.

Pek ümidi yokmuş ama “O’na da sorayım madem” demiş. Kızı yanına çağırmış ve sorusunu sormuş.

Güzel kız da demiş ki:
Altın gibi aziz idim
Şeker gibi leziz idim
Saltanat ağacında
Bir tek filiz idim

Sevenler birbirine kavuşmuş ve gökten üç elma düşmüş…

– – o – –

Bir vadinin iki yakasındaki tepelerin beyleri Baltan Bey ile Yılan Bey varmış. Vadide de güzel bir kız yaşarmış. Baltan Bey bu güzeli görmüş, beğenmiş, düğün dernek kurulmuş.

Mutlu mesut yaşarlarken bir gün Baltan Bey savaşa gitmiş ve uzun süre dönmemiş. Dul kalan güzeller güzeli de karşı tepenin beyi Yılan Bey’e varmış. Boy boy çocukları, mesut bereketli bir hayatları olmuş. Yıllar geçmiş ve Baltan Bey dönmüş geri gelmiş.

Köylü toplanmış, ne yapalım ne edelim demişler. Bilge kişi “hamama gidelim” demiş. “Hanım da düşünsün taşınsın kimi seçerse O’nun ayağına su döksün.”

Güzel hanım düşünmüş taşınmış. Her ne kadar Baltan Bey’i sevse de çocuklarının babasını seçmeye karar vermiş. Kurnaya uzanmış ve aldığı suyu Yılan Bey’in ayaklarına dökmüş. Yılan Bey, önce bir rakibi Baltan Bey’e bir de çocuklarının anasına, sevdiği kadına bakmış ve sonra yılan olup suya karışmış, delikten akıp gitmiş.

Battal Bey, gelini ve çocukları ile mutlu mesut yaşamışlar.

Bir masal da böyle bitmiş. Gökten üç elma düşmüş…

Sapanca 2010

Sapanca 2010