Son beş geceyi farklı farklı yerlerde, arazide kamp kurarak geçirdikten sonra rahat bir yatakta uyanmak gibisi yok! Bugün yola planladığımız rotanın gerisinden,  Kurucaşile’den başlayacağımız için pansiyonda fazla oyalanmadan yola çıkıyoruz. Kahvaltı için Cide’ye gideceğiz (30 km).

Kapısuyu sahilini geçtikten sonra virajlara girmeden hemen önce anıt ağaç için yol tabelasını görüyoruz. Bugün için ormana girip oyalanmadan yola devam etme telaşındayız ve es geçiyoruz. Bartın bölgesinde birkaç tane anıt ağaç var ve sırf bunları görmek için bile güzel bir rota çizilebilir. Örneğin, Zonguldak ormanlarında yaşayan ve dünyanın en yaşlı ağaçları arasında sayılan, çoktan 4 bin yılı devirmiş kadim Porsuk ağacının hikayesini buradan izleyebilirsiniz.

Kıvrım kıvrım devam eden sahil yolunda biz de güle oynaya ilerliyoruz. Kayalıkların dibindeki koylara inilebilen köşelerde araçlar birikmiş. Yaklaşık 40 dakikada Cide sahiline varıyoruz. Sabah saat 9’da Cide sahilinde oturup kahvaltı yapmak isterseniz fazla alternatif bulunmuyor. Biz vardığımızda henüz yeni açılmış olan restoran, çayın demini oturana kadar tamamen doluyor. Standart kahvaltı menüsünden oldukça memnun kalıyoruz.

Kahvaltının ardından Cide merkezine doğru devam ediyor ve yazar Rıfat Ilgaz’ın büyüdüğü eve gidiyoruz. Cide Belediyesi kültür ve sanat evi olarak düzenlenmiş iki katlı ahşap evi, Pazartesi günü hariç saat 09-13 ve 14-18 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Odalarda, Rıfat Ilgaz’ın kullandığı eşyalar ve hayatından anılar sergilenmekte. Cide ile özdeşleşmiş ve Rıfat Ilgaz’ın eserlerinden birisine de ismini vermiş sarı yazmayı boynumuza dolayıp Cide’den ayrılıyoruz.

Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi - Cide

Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi – Cide

Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi - Cide

Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi – Cide

Denizden uzaklaştıkça rakım artmaya başlıyor ve Dağlı Geçiti (950 metre)’ni geçtikten az sonra Loç Vadisi’ne doğru sapıyoruz. Vadi, Valla Kanyonu ve Karakadı Kanyonu arasında, Devrekani Çayı’nın iki yanında kurulmuş beş köye ev sahipliği yapıyor. Vadinin hemen girişindeki yön haritalarına bakarak Kılıçlı Mağarası’na doğru devam ediyoruz. Rota hazırlık aşamasında, adını bilmediğim Gömeren Şelalesi ve Evken Şelaleleri de yine aynı yönde.

Haritalarda ismi pek anılmayan ve yerli halk tarafından Loç Vadisi olarak anılan bölge ile ilgili ilk fotoğrafları Atlas Dergisi’nde gördüm (Ocak 1994 sayısı). Dağlı Kuylucu Mağarası’nın keşfini anlatan hikayeyi okuduktan sonra, bölgeyi Batı Karadeniz kamp rotamıza ekledim. Önceki gün, Pınarbaşı-Şenpazar yolunu vakitli alabilsek belki bu bölgede, vadi içinde de uygun bir kamp yeri araştırabilirdik.

Dağlı Kuylucu Mağarası, Türkiye’nin en geniş (yaklaşık 100 metre) ağızlı, dikey mağarası olarak biliniyor. Efsaneye göre, mağaranın içinde güzel bir kız yaşarmış ve mağaraya yaklaşan genç erkekleri sesi ile büyüleyip içeri çekermiş.

Kılıçlı Mağarası’nın ismi ise mağara girişindeki oyukların içindeki keskin oluşumlardan alırmış. Köyde yaşayanlar, düşmanlarına karşı, mağara girişine odun dizerek bu oyukları gizler ve kılıç tuzaklı bir yol hazırlarlarmış.

Araştırdığım kadarı ile, Çamdibi Kılıçlı Mağarası iki katlı bir oluşuma sahip. Alt katta doğal mağara oluşumları var iken, 2 metre yükseğe tırmanılarak ulaşılan üst katta yapılan arkeolojik yüzey araştırmasında bulunan izlere dayanarak bölgede yerleşimin en yaz yedi bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu ortaya çıkarılmış.

Kılıçlı Mağarası’nı gösteren okları takip ederek Şenköy’den geçiyoruz. Çalköy’ün çıkışında gördüğümüz son tabelayı takip ediyoruz. Köy evleri arasında çıkmaz sokağa girince evinin penceresinde gördüğümüz tek köylüye selam verip soruyoruz. “Yanlış gelmişiniz” diyor; “ta karşı tepenin ardına gidecektiniz!”. Bayram günü diye mi bilmiyorum ama geçtiğimiz köylerde başka kimseleri görmüyoruz.

Off-line haritaya ve geçtiğimiz tabelaların yerlerine tekrar bakıyorum. Belki de sadece son geçtiğimiz tabelanın yönü doğru olsa idi, mağaraya ulaşmamıza sadece birkaç kilometre mesafe kalmıştı. Haritada öyle aşılması gereken bir tepe (izohip çizgileri 10 metre aralıklarla gösterilmiş) veya uzun bir yürüyüş parkuru (nokta nokta işaretler) görünmüyordu. Daha dün geçtiğimiz Zümrüt Köyü’nün maceralı yollarından sonra, Çamdibi Köyü’ne gelene kadar da yaklaşık bir saat kadar kaybolmuşken, off-line harita ile tabelalar arasında kalakalıyoruz!

Çamdibi Kılıçlı Mağarası yürüyüş parkuru

Çamdibi Kılıçlı Mağarası yürüyüş parkuru

Maalesef, onca yolu gelmiş ve bu kadar yaklaşmışken her iki mağarayı da, şelaleleri de göremiyor ve Şenpazar yoluna geri dönmeye karar veriyoruz. Belki de, rehbersiz girmenin pek de mümkün olmadığı söylenen bu mağaraları aramak yerine, doğruca Devrekani Çayı’nın kıyısına inecek bir yol araştırmalı ve bu sıcakta serin suların keyfini çıkarmalıydık! Loç Vadisi’ni büyük bir çengel bulmaca olarak hatırlayacağız!

İstiklal Yolu’nda mola: Küre – Ecevit Hanı

Ana yoldan, yemyeşil ormanlar arasından, Şenpazar – Ağlı – Küre istikametinde devam ediyoruz. Şenpazar’dan bu yana artan rakım Masruf Geçiti (1250 metre)’nden itibaren düşmeye başlıyor. Öğle yemeği molası için Ecevit Hanı’nda mola veriyoruz. İstiklal Yolu’nun en önemli durağı olan ve yıllara meydan okuyan tarihi konağın hikayesini işletmecilerinden dinliyoruz. 

19. yüzyıl başlarında, Kastamonu – İnebolu hattında artan ticaret hacmi ve trafiği sağlamak için yol açma çalışmaları yapılmış ve güzergah üzerinde konaklama noktaları inşa edilmeye başlanmış. Ecevit Hanı da, bu kapsamda 1890’lı yıllarda Vali Abdurrahman Paşa döneminda inşa edilmiş.

20. yüzyılda ise, aynı yol farklı bir amaç ile kullanılmış. Mondros Mütarekesi sonrasında işgal edilmeyen Anadolu topraklarında düşmanın ulaşmadığı İnebolu limanı, İstiklal mücadelesi için Anadolu’nun dış dünyaya açılan gözü kulağı ve İstiklal Yolu olarak anılan İnebolu – Kastamonu – Ankara güzergahı ise umut ışığı olmuş.

Kastamonu Valiliği’nin temellerini attığı “İnebolu’dan Ankara’ya Atatürk ve İstiklal Yolu” projesi kapsamında, 2006 yılında orijinaline kısmen sadık kalınarak yeniden inşa edilen ahşap konak bugün halen konaklama ve yemek hizmeti vermeye devam ediyor. Konağın alt katındaki geniş salona geçiyor ve bugünkü öğle yemeğimize Ecevit Çorbası ile başlıyoruz.

Yokluk günlerinde şifa olmuş çorbanın esasında haşlanmış pirinç ve yoğurt var. Yumurta ile terbiye edildikten sonra üzerine kızgın tereyağı ve nane dökülerek servis yapılıyor.

Ecevit Çorbası - Küre Ecevit Han

Ecevit Çorbası – Küre – Ecevit Hanı

Kurtuluş Savaşı’nın mihenk noktalarından birisi olmuş, İnebolu’dan Ankara’ya yapılan sevkiyat ve istiklal yürüyüşünün izlediği rota şöyle idi: İnebolu – Küre – Ecevit – Seydiler – Devrekani – Halkacılar – Şeker Köprü – Kastamonu – Beşdeğirmenler – Ilgaz dibi – Ilgaz – Çomarın – Yeniceköy – Kazancı – İnköy – Gündoğdu – Çankırı ve nihayet Ankara.

Bu hat üzerinde, yolcuların konaklaması ve güvenliği için çok sayıda han, otel ve karakol bulunmakta imiş. Bunların bir bölümü de milli mücadele sırasında inşa edilmiş. Bu barınak ve güvenlik noktaları şunlardı: İnebolu merkezde Sübyan Çavuş’un oteli, Küre merkezde Ahmet Çavuş’un oteli, Ecevit Hanı ve hancı Herif Kamil Çavuş ve İsmail Ağa (Kel İsmail), Müftoğ Hanı, Üyük Hanı, Ödemiş Hanı, Seydiler Yumurtacı Hüseyin Ağa Hanı, Beşdeğirmenler, Ilgaz dibi otelleri, Ilgaz doruğundaki Jandarma Karakolu ve Ankara Taş Misafirhanesi.

İstiklal Yolu

İstiklal Yolu: İnebolu – Kastamonu etapı

Küre’den geçerken hızla düşen rakım Ersizlerdere mevkiinde tekrar yükselmeye başlıyor ve Çuhadaroğlu Geçiti’nden (995 metre) itibaren deniz seviyesine inmeye başlıyoruz. Ersizlerdere Kanyonu‘na giriş için ana yol üstünde bir tabela ve bilgilendirme panosu göremiyorum. Bölge, kurtuluş mücadelesi sırasında cepheye giden tüm erkeklerinin şehit düşmesi nedeni ile “Ersizler” olarak anılmaya başlamış.

İnebolu’da, milli mücadele neticesinde İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiş ilçede, aşı boyalı tarihi evler arasında nostaljik bir gezi yapacak ve sahil yolundan Sinop’a doğru devam edeceğiz. Bu akşam için Ayancık‘da kamp kurmayı planlıyoruz!

23.08.2018