Eski Yugoslavya topraklarında ve Dalmaçya kıyılarında dolaşan tatil rotamı 12 gün olarak planladım. Seyahatimi rakamlar ile özetlersem İstanbul’dan gidiş – dönüş iki kez uçağa, şehirler arasında üç kez trene, üç kez katamarana ve üç kez otobüse bindim. 3 farklı ülke ve 10 farklı şehir gördüm.

Seyahat rotası nasıl hazırlanır?

İçimde yeni bir yolculuğun heyecanı hissettiğim dakikada haritayı açıyorum. Nasıl bir yolculuk hayal ettiğimi ve yola çıkacağım mevsimin şartlarını göz önüne alarak gitmek istediği bölgeyi belirliyorum.

Uçuş takvimini ve toplam seyahat bütçesinde en büyük payı alan uçak biletleri için işaretlediğim bölgede İstanbul’a en uygun biletleri araştırıyorum. Kısa sürede daha zengin bir rota planlayabilmek ve daha çok seyahat edebilmek için mümkün ise gidiş ve dönüş şehirlerini farklı seçmeye çalışıyorum.

Takvim ve fiyat olarak optimal biletleri yakaladıktan sonra, elimde kalan gün sayısına göre uçacağım iki şehir arasında rota çizmeye başlıyorum. Bu aşamada üç kritik nokta var: 

  • Hangi şehirde, nasıl zaman geçirmek istiyorum? Müze mi gezeceğim, denize mi gireceğim?
  • Şehirler arası ulaşım imkanları nasıl?
  • Şehirlerdeki konaklama imkanları ve fiyatlar nasıl?

Bu sorulara bulduğum yanıtlar ile konaklayacağım ve günübirlik gezeceğim şehirler için taslak bir güzergah ortaya çıkıyor.

Şehirler arası yolculuklarda, mümkün olduğunca ışığın fotoğraf için elverişsiz olacağı gece ve gün ortası saatlerini tercih ediyorum. Gece saatlerinde uzun yolculuklar yapmak aynı zamanda konaklama maliyetleri açısından da avantaj sağlıyor. Bu durumda, geceyi geçirmeyi planladığım bir seyahat bileti alırken konfor şartlarını düşünmek de gerekiyor.

Konaklamak için internet üzerinden ve mümkün olduğunca esnek şartlar sunan rezervasyonlar yapıyorum. Böylece, son güne kadar kalacağım oteli ve hatta şehiri değiştirme fırsatım oluyor. Son dakika indirimleri ile aynı bütçeye çok daha merkezi veya konforlu otellerde kalabiliyorum. Örneğin, Dubronik’de son dakikada yakaladığım bir indirim fırsatı sayesinde aynı bütçe ile sur içinde ve çok merkezi bir odada konakladım. Bu sayede gün içinde, turistik kale içi bölgesine gidip gelme maliyetinden (zaman ve bilet ücreti) ve zahmetinden de kurtulmuş oldum. 

Balkanlar'da çay keyfi!

Balkanlar’da çay keyfi!

Balkanlar ve Dalmaçya kıyıları tatil rotası ve maliyet:

Deniz özlemi ile Dalmaçya kıyılarını görmek üzere çıktığım bu yolculuğun planlama aşaması on gün sürdü. Son dakikada almak durumunda kaldığım uçak biletlerinin maliyet dezavantajını son dakika konaklama indirimleri ile kapatmaya çalıştım. Ortaya çıkan sonuca göre sırası ile Saraybosna, Mostar, Dubrovnik, Korçula Adası, Hvar Adası (ve Stari Grad), Split (ve Trogir Adası), Zagreb ve Ljubljana şehirlerini gezdim. Oldukça keyifli zaman geçirdim.

On iki gün süren bu seyahatin bana maliyeti iki bin TL (yaklaşık 925 usd) oldu.

Üç farklı ülke ve on farklı şehir gezdim, neler yaptım?

Genç ve Avrupalı ülkeler ziyaret ettim. Sayılı gün de olsa, bağımsızlıklarını henüz 90’lı yıllarda, modern dünyanın canlı yayında televizyon izleyicisi olduğu savaşlar sonrası kazanmış insanların arasına karıştım.

Yaralı şehirler gördüm. Sabah uyandıklarında evlerinin kapısını açtıklarında, her gün arkadaşlarının, ailelerinin mezarları ile yüzleşen, o günleri ne konuşmak ne de unutmak isteyen insanlar ile tanıştım.

1960’lardan günümüze uzanan kayıtlar izledim, fotoğraflara baktım. Eskici pazarlarında gezdim.

Dünya’da savaşlar hala devam ediyor ve ben çocukluk anısı gibi hatırladığım bir savaşın başkentinde, bugün gül serpiştirilmiş barış içindeki sokaklarında dolaştım. Savaşın bir köşede kaderine terkedilmiş bir kara kitap sayfası olmadığını belgeleyen, renkli resimli videoları izledim ve Umut Tüneli‘nde 25 metre yürüdüm.

Mahalle pazarları ve çarşılar gezdim. Taze taze Akdeniz meyveleri yedim, kivanoyu sevmedim.

Balkanlar'ın leziz menüsü!

Balkanlar’ın leziz menüsü!

Zagreb’de Pazar günleri kurulan bir bit pazarında, zamanında İstanbul sahaflarında çalışmış ve eski Özbek kitaplarını Kiril alfabesinden Latin alfabesine tercüme etmiş Hırvat bir amca ile tanıştım.

Bol bol yedim içtim. Üç toplumun damak tadının da kelimelerinin de bize ne kadar yakın olduğunu farkettim. İster börek deyin ister “bürek”, yanında da “çay” isteyin! Bu üç Balkan ülkesinde ve Türkiye’de menü değişmiyor.

Split’de dantel örtülü tepsilerde ikram edilen kahveler içtim. Dubrovnik de gece uyumadan önce saatimi yatağımın başucundaki dantel örtünün üzerine bıraktım. Yıkadığım çamaşırları taş evlerin pencerelerini dolaşan makaralı iplere astım.

Adriyatik kıyılarında, dipte yüzen ufak balıkların göründüğü tertemiz denizlerde serinledim ve Dalmaçya güneşinin keyfini çıkardım. Gün doğarken yola çıkıp yeni gün ile aydınlanan Hırvat adalarına ulaştım. Gün batımının kızıllığında sahilde yürüdüm.

Lavanta kokusuna bulanmış Unesco şehirlerini arşınladım. Dalmaçyalıların korsan tarihine ve küçücük bir kasabanın taş evlerinin nasıl korunduğuna şahit oldum. İtalyan gezgin Marco Polo’nun ufak bir çocukken kovalamaca oynadığı sokaklarda dolaştım. MÖ 3. asırda Yunanlı denizciler tarafından kurulmuş ve bugün Avrupa’nın en eski kasabalarından birisi olarak anılan Faros ile Rum İmparatorluğu’na iki yüzyıl ev sahipliği yapmış Trabzon Faroz sahili arasındaki isim benzerliğine şaşırdım!

Balkanlar'da sonbahar!

Balkanlar’da sonbahar!

Valiz hazırlığı:

Seyahat edeceğim süre kısa ve bölge dar gibi görünse de Ağustos’un yarısı yaz, yarısı kış imiş. 

12 gün boyunca bol bol ıslandım ve terledim. Sırt çantamda, iklim şartlarına uygun kıyafetlerim olmadığı için gitmeyi çok istediğim halde Hırvatistan’da Plitvice Milli Parkı’na gidemedim ve Plitvice Gölleri’ni göremedim. 

Split’de sıcacık bir Akdeniz akşamında trene bindim ve ertesi sabah güneş doğarken sonbaharı çoktan karşılamış, sararmış yapraklarını yağmura bırakmış bir başkente uyandım. Çok üşüdüm.

Geceyi aynı vagonda geçirdiğim genç kız, ilerleyen saatlerde çantasından çıkardığı uyku tulumuna girip uyumuşken ben çareyi çantamdaki tüm kıyafeleri üst üste giymekte buldum.

Trene bindim. Yarısı ormanlarla kaplı bir ülkeden geçip yeşilin her tonunu saklayan dağlar arasından minyatür bir başkente, Ljubljana’ya ulaştım. Çok ıslandım.

para para para

para para para

Üç farklı ülke, üç farklı para birimi ve ATM’den nakit çekim:

Üç farklı para birimi kullandım. Bosna Hersek’de TL’ye göre daha değerli olan BAM veya KM kullandım. Hırvatistan’da ise TL’ye göre daha değersiz olan Kuna kullandım.

İlk günlerde sürekli kur hesabı yapmaya çalışsam da en güvenli ve zararsız nakit erişiminin bankamotlardan kredi kartı ile çekim olduğunu öğrendim. Özellikle de sınırlı bütçe ile seyahat edecek ve bir ülkede sınırlı süre kalacak iseniz o ülkedeki günlük masraflarınızı gördükten sonra kalacağınız gün sayısı kadar nakit çekim yapmanız daha avantajlı oluyor. 

Bosna Hersek’de iken komisyon almayan döviz dükkanlarından işlem yapmış olsam da Hırvatistan’da ve Slovenya’da ATM’den nakit çekmeyi yapmayı tercih ettim. Bankomattan ihtiyacım kadar nakit çektim ve bu sayede yanımda fazla nakit taşımamış oldum. Komisyonculara kur farkı ödemedim.

Bu durumda, kartımın bağlı olduğu banka hesabıma günlük merkez bankası kuru üzerinden TL karşılığı kadar borç yansıdı. İhtiyacın kadar çekim yaptığım için dönüşte elinde fazla para kalmadı. Gezdiğim ülkelerin hayli genç demokrasiler olduğu için bankacılık sistemleri de henüz Türkiye kadar gelişmiş değildi. Özellikle konuk evlerinde, bakkallarda ve yerel restoranlarda kredi kartı kullanamadım, nakit ödeme yaptım.

Komisyon şartları her bankada ve her ülkede farklılık gösterecektir. Seyahatinizi planlarken bu yönde güncel bir araştırma yapmanızı öneririm!

Ağustos 2014