Son zamanlarda gördüğüm çirkinlikleri paylaşmaya dilim varmıyor!

Hal böyle olunca gördüğüm güzellikleri de paylaşmak istemiyorum ve günden güne daha fazla umutsuzluğa kapılıyorum. Böyle zamanlarda, bildiğimiz ve sevdiğimiz bir yere tekrar gitmek istediğimizde, daha önce bıraktığımız gibi bulamayacağımızı öğrenmekteyiz!

Bu nedenlerle, gitmek istediğimiz yer için rota planlarken önceliklerimiz sosyal medyadaki paylaşım seyrekliği ve yolunun ne kadar zorlu olduğu olmakta. Büyük bir sabırla, yola çıkmak için, güneşli havaların aksine yağmurlu havaları gözlüyoruz, maalesef!

mor renkli çiçek, güneşe gülüyor!

mor renkli çiçek güneşe gülümsüyor!

Bu haftasonu, tek tatil günümüzde, iki aile İstanbul’a yakın bir yer olsun, Hacıllı‘ya gidelim, şehrin bunaltıcı beton direkleri arasından sıyrılıp dere kenarında kurbağa sesi dinleyelim istedik. 

Yola çıkarken, geçen sene kamp kurduğumuz noktada bugün araçtan inmeye bile utanacağımızı bilemezdik!

Nerede ise üst üste parketmiş onlarca araç arasından görebildiğimiz curcuna, adım başı ve dumanı birbirine karışmış mangal ateşleri, az ileride terkedilmiş çöp yığınları arasında koşturan çocuklar, sağda solda uluorta tuvaletini yapanlar, gelen geçenin arasında park etmiş ama gündüz gözüne farlarını açık unuttukları arabanın arka koltuğunda belli ki kaçamak yapan bir çift, dere kenarına kadar indirdikleri lüks sınıf araçları arasında uzanmış geleni geçeni gözetleyen adamlar.. Daha naif nasıl anlatabilirim, bilmiyorum. Halbuki önceki sene geldiğimiz, Hacıllı kampında ne de keyifli bir akşam geçirmiştik!

Aracın manevra yapabilmesi için girebildiğimiz dar bir alanda başka bir araca veya çöp yığınına çarpmamaya dikkat ederek dönüş yapıyor ve aracımızın arazide gidebilme yeteneğine güvenip toprak yol bizi nereye götürürse devam etmeye karar veriyoruz. 

Wikiloc uygulaması üzerinden takip edebildiğim toprak yoldan devam ediyor ve bulabildiğimiz ilk düzlük alanda kampımızı kuruyoruz. Havada hafif bir esinti var ve nem oranı gayet makul. Tam gün batmadan çadırları kurduk derken şiddetli bir sağanak başlıyor ve yaklaşık on beş dakika çadırdan dışarı çıkamıyoruz.

Bulutların dağıldığını müjdeleyen güneş ışığı ile çadırlardan çıktığımızda bize sürpriz olan gökkuşağı yüzümüzü güldürüyor.

Akşam yemeği, çay sohbeti ve büyük bir rekabetin yaşandığı scrabble mücadelesi esnasında saatler hızla geçiyor. Hava iyice kararmışken bir kaç kilometre mesafedeki köyden bir kaç el silah sesi duyuyor ama fazla önemsemiyoruz *.

Tepemizi aydınlatan yıldızları seyrediyor ve telefon uygulamalarının da yardımı ile bir kaç takım yıldızını tespit edebiliyoruz. 

Biz masayı toplarken tuvalete giden arkadaşlarımız kısa süre içinde ve biraz da paniklemiş şekilde dönüyor. Tarif ettikleri sesler bize çevrede yaban domuz olabileceğini düşündürüyor. Köyden ateş edilmesini de bu sebebe bağlıyor ve gürültü çıkarmaya başlıyoruz. Çalılıklar arasına ışık tutuyor ve araç ile çevrede biraz gürültü çıkarıp herkesin uykusunu kaçırdıktan sonra çadırlara çekiliyoruz. Uzun süredir bu kadar derin ve huzurlu uyumamıştım! 

Sabah, henüz erken saatlerde çadıra vuran gün ışığı ile uyanır gibi olsam da önümüzdeki çalılık güneşin önünü kesiyor ve tekrar dalıp gidiyorum.

Dikenli'de sabah oluyor!

Dikenli’de sabah oluyor!

Saat 8 gibi kalkıyor ve kahvaltı öncesi, eşimle çevrede kısa bir tur atıyoruz. Topu topu 310 metre rakımlı tepeciğin üzerinden gördüğümüz diğer tepeler, bu tepeler üzerindeki köyler ve aradaki yamaçlara çöken bulut denizinin manzarası o kadar huzur veriyor ki, iyi ki vazgeçmemiş ve yola devam etmişiz diye düşünüyoruz!

Bulutlar arasından yer yüzüne inerken dikenlere fazla dikkat etmiyor ve sabah sabah şortla çıktığım çadıra bacaklarım kan içinde geri dönüyorum. Siz siz olun kamp eşyalarınızı hazırlarken yanınıza pantolon, uzun çorap ve ilk yardım setinizi almayı unutmayın!

Kahvaltıda yediğimiz muhlama için Ünyeli kamp arkadaşımıza tekrar teşekkürler, ellerine sağlık!

*_Maalesef İstanbul’da yaşamanın bir artısı olarak, şehirli çocuklar iken askere gitmeden de seslerinden silahları ayırt etmeyi öğrenmek zorunda kalan yetişkinler olabiliyoruz, söylenebilecek bir kelime bilmiyorum ama hala kabul edemediğim bu cehaleti/acizliği de tarihe not düşmek isterim)

15.07.2018