Çok güzel bir kadının kaleme aldığı bu yazı kendimizi, bedenimizi ve hayatı sevelim diye; sevdiklerimize veya yolda yanımızdan geçen herhangi birine dair haberleri ancak yılın belli günlerinde duvarlara asılan afişlerden almayalım diye paylaşılmıştır.

– – o – –

“Geçmiş olsun” mesajları için çok teşekkür ederim. Baş ağrısı kadar standart bir konunun farkında olmadığımız için yazmak istiyorum. Erkeklerde rastlanma oranı çok düşük (ki yeni nesil hormonlu gıdalarla büyütülen erkek çocukları için yeni araştırmalar yapılmalı diye düşünüyorum) ama ergenlik itibari ile kadınlarda oldukça yaygın bir durum. Aynaya bakmayarak veya kendimizi muayene etmeyerek inkar ediyoruz sadece! Ofiste haberleri okurken sabah sabah bu fotoğrafları görünce paylaşmak istiyorum. Aldığımız nefes tamamen gerçek ve hayatın ta kendisi!  Kendimi tanımayı ve şükretmeyi öğrenmek beni mutlu ediyor…”

– – o – –

“İnsan zihninin ilkel ego savunma mekanizması, beynin kaldıramayacağı kadar fazla stres üreten tüm gerçekleri reddeder. Buna ‘inkar’ denir. İnkar, insanın başa çıkma mekanizmasının büyük bir kısmını oluşturur. O opmasaydı, her sabah hangi şekilde öleceğimizi düşünerek dehşet içinde uyanırdık. Bunu yapmak yerine zihinlerimiz, işe vaktinde yetişmek veya faturalarımızı ödemek gibi başa çıkabileceğimiz stresle meşgul olarak, varoluş korkularımızı perdeler…Web kullanımı üzerine yapılan bir araştırmada, çok yüksek zekalı kullanıcılarda bile içgüdüsel bir inkar eğilimi olduğu ortaya çıkmış. Üniversite öğrencilerinin çoğu, Kuzey Kutbundaki buzulların erimesiyle veya türlerin yok olmasıyla ilgili moral bozucu bir haberi tıkladıktan sonra, o sayfadan hemen ayrılıp zihinlerini korkudan arındıran eğlendirici bir sayfaya geçmişler. En sevilen seçenekler spor haberleri, komik kedi videoları ve ünlülerle ilgili dedikodular.” Dan Brown, Cehennem, sayfa: 269

– – o – –

Fibroadenomlar ve kistler, meme dokusunda özellikle ergenlik döneminin ardından ortaya çıkan iyi huylu tanımlanmamış uçan cisimler olarak ifade edilebilir. Genellikle kadınlarda görülüyor ve kimi durumda bazı hücrelerin ölümsüzlüğü keşfederek, yani kontrolsüz şekilde bölünebilmeleri sayesinde kansere dönüşebilirler. Meme hücreleri, diğer organlardaki hücrelerden daha tembel olduğundan bu bölünme süreci oldukça yavaş gelişir ve bu sayede süreç uzadıkça meme kanserleri de diğer türlere göre erken teşhis edilebilir.

Benimle yaşayan fibroadenomların en belirgin özellikleri; düzgün çeperliler, içlerinden geçen damarlara ve sıvılara ilave başka bir oluşum içermiyorlar, çevreleyen meme dokusundan bağımsız olarak hissedilebilir ve hareketliler. Regl döngüsüne paralel olarak ay içinde birkaç mm büyüyüp küçülebiliyorlar.

Yatağa uzanın. Küçücük dairesel hareketlerle parmak uçlarınızı meme başı etrafından dairesel olarak gezdirin ve tüm memenizi, koltuk altınızı hissedin. Derinleri keşfetmek için, hareket ederken baskıyı biraz azaltıp artırmak faydalı olur. Bu basit muayeneyi özellikle regl döneminde sonraki hafta, yani vücut yeni bir yumurtayı hazırlamakla meşgul ve östrojen hormonu salgılarken yapmanız daha rahat olabilir (adet öncesi dönemde, vücut yıkım aşamasına geçtiği ve beyniniz progestron hormonu salgılamayı kestiğinde vücutta ödem birikmiş olacağı için şişlik hissedebilirsiniz). Arada da aynaya bakın, bugün ne kadar da güzelsiniz!

Tüm bunlar yıllar önce, yeni mezun bir üniversiteli iken aklımda veya daha doğrusu umrumda mıydı? Tabi ki hayır.

Ta ki, bir gece, uyku sırasında yatakta dönerken sol tarafımda elime gelen bir sertlik hissi ile uyanmam ve “bu da nesi” nidası ile ayılmama kadar.

– – o – –

Sabah olur ve durum anne ve babaya anlatılır. Kendi kendini muayene etmen öğütlenir ve doğruca bir doktara gidilir. Genel cerrahi uzmanı doktor el ile muayene eder ve ultrason çekilmesini ister. İçimde büyüyen bu mini mini ufoların ilk filmi Ankara Numune Hastanesi’nde çekilir. Hissettiğim kitlenin içinden iğne ile sıvı alıp test etmek veya ameliyat ile tümünü alıp çıkarmak mümkündür ama her iki doktorun önerisi de altı ayda bir düzenli takip edilmem yönünde olur.

Haberi alan ve eşi de aynı şikayetlerden müzdarip olan eczacı bir büyüğüm keten tohumu tüketmemi öneriyor. Aktardan susam benzeri keten tohumu alıyor, kuru tavada mis gibi koka koka kavuruyorum. Bir tatlı kaşığı kavulmuş tohum taneleri sade olarak,  yoğurt veya salata ile karıştırarak yenebilir. Keten tohumu Omega-3 deposudur ve gayet de lezzetli, herkese önerilir!

Zaman su gibi akarken, herhangi bir ağrı sızı hissetmiyorum. Ara sıra kendi kendimi muayene ediyor ve yılda bir veya iki yılda bir muayeneye gidip ultrason çektiriyorum.

30 yaşımdayım. Meme dokumun kistik bir yapısı olduğunu biliyorum. Milimetrik boyutarda, tamamı ultrason ile incelemeye bile gerektirmeyen çok sayıda fibroadenoma ve kiste sahibim. Bu noktada kritik olan nokta şu ki, böyle karmaşık bir dokuda kötü huylu bir oluşum belirmesi durumunda farketme şansım düşerken tedavi için gecikme ihtimalim artıyor. Yani, düzenli muayene gerekliliği var!

Özellikle regl öncesi hafta ödem toplayan bu ufoları heyecanlandırmamak için çay ve kahve tüketimimi azaltmak gibi önlemler alıyor ve pms belirtilerimi azaltmaya çalışıyorum. 

– – o – –

33 yaşımdayım. Geçtiğimiz ay bir akşam, işten eve geldiğimde üstümü değiştirmek için bile acıyan bedenime dokunmak istemedim. Son bir kaç gündür meme başlarında da daha önce hiç olmamış ve gün içinde rahatsız edecek kadar kaşıntı başladı.

Adet kanamam biter bitmez rutin muayene için iki yıl önce bana ameliyat olmamı önermiş doktoruma gidiyorum. Son bir haftada ödem, ağrı ve kaşıntı geçmişti. Doktorum, el ile muyane ettikten sonra “soldaki yerinde duruyor; sağda sanki yeni bir şey var, meme dokusu da olabilir ama ultrason sonucuna göre konuşalım” diyor.

İki yıldır doktor muaynesine gitmemişim ve her gün pek çok hastanın geldiği büyük bir hastanede çalışan ultrason doktorum da sanki beni hatırlamış gibi yüzüme bakıyor: “Sen bu soldakini aldırmayacak mıydın, bak içi iyice kireçlenmiş, gerek yok buna” diyor. Ameliyat olmak istemiyorum. Kulağa garip gelebilir ama vücut bütünlüğümün bozulmasını istemiyorum ve bir kere bozulursa yerine ölümsüzlük sevdalısı yeni yeni hücrelerin gelmesinden korkuyorum!

Bence vücut bütünlüğü kutsal ve benim irademe verilmiş mucizevi bir emanet; ben ona ne kadar iyi davranırsam o da bana o kadar iyi hizmet eder. Ne de olsa, önümüzde beraber geçireceğimiz nice yıllarımız ve gidilecek nice yollarımız var…

Ultrason çeken doktorumun sağ taraftaki yeni kitleyi fark etmesi zaman almıyor. Ekrandan bana da gösteriyor ve “bunun içerisindeki ufak detay biraz can sıkıcı, pek istemediğimiz bir görüntü” diyor. Yaşımı ve ailemden kanser mirasım olup olmadığını soruyor. “33, yok”.

“Akif hoca ile konuşalım bakalım, bunu nasıl alabiliriz, biraz arada kalıyor.”

Film karesi gibi sıralanmış ultrason görüntülerimi elime alıp Akif hocanın yanına çıkıyorum. Bakıyor, tekrar elle muayene ediyor ve “bence ikisini de alalım” diyor. “Sağ taraftaki yeni ortaya çıkmış olan pek sevmediğimiz bir durumu var. Soldakini daha önce de alalım demiştik, durmasının sana bir faydası yok, kanlanmış ve kireçlenmiş” diyor.

Hastaneye giderken, psikolojik olarak ameliyat fikrine hazır olduğum için bu sonuca şaşırmış veya üzgün değilim. Refleks tabi bu, doktorun yüzüne muhtemelen öyle boş boş bakmış olmalıyım ki “açıkçası bunlar %99 temiz olsa da benim içim seni buradan hadi git diye göndermeye el vermiyor” diye ekliyor.

–  Tamam alalım, ne zaman olacak, bugün mü?

–  Ebru hanım var, bizim asistan, onunla görüş, randevu ayarlasın, yaparız.

–  Lokal anestezi mi?

–  Genel yaparız, basit bir operasyon; bir saat filan sürer ve hemen uyanırsın.

–  Tamam.

Takvimime bakıyorum ve ofiste de rutin görünen önümüzdeki hafta içinde bir günde, en yakın tarih dört gün sonrası. Saat 11 için sözleşiyoruz.

Regl haftası olması ameliyat için bir mani değilmiş (doktora sordum) ama diş hekimi olan babam “o haftada diş bile çekilmesi doğru değil” derdi ki bence mantıklı. Sonuçta, bu hafta boyunca vücut içindeki eski yapıyı yıkıp yenisini hazırlamaya programlanıyor ve bu esnada bağışıklık sistemi de zayıf düşüyor. Sen bir de üstüne aynı vücuda uyuşturucu ver, onu yarala, cık cık cık! Acil bir durum değil ise bu dönemde rutin dışı bir girişimin anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Çevrenizdeki kadınlara bakın, genelde metabolizmaları ve bağışıklıkları erkeklere göre daha güçlüdür. Gel gör ki belirli aralıklarla zayıf düşerler, gergin olur, çabuk yorulur ve sürekli çikolata yemek isterler. Aslında vücutları alarm veriyordur; yavaşla!

Hafta sonu ve haftanın ilk günleri rutin geçiyor. Daha önce benzer bir operasyon geçirmiş kız arkadaşım olmadığı için birebir bir deneyim dinleyemiyorum. Böyle bir belirsizlik varken, insan Google’a sormadan edemiyor. Ameliyat günümü gayet düz bir mantık ve beynimin sol lobu ile belirlemiş olabilirim ancak ben bir kadınım ve 90-60-90 olan (!) vücut ölçülerimin nasıl değişeceğini bilmek benim de hakkım!

Ameliyat sonrası dikiş izleri kalıcı olacak mı, regl öncesi oluşan sendromlar devam edecek mi, yıllardır besleyip büyüttüğüm ve son altı ayda ortaya çıkıvermiş iki şüpheli nesneden biri veya ikisi birden kötü huylu çıkarsa ne yapacağım, nasıl hissedeceğim?

– – o – –

Bir sene kadar önce, annesi ameliyat olmuş ve kemoterapiye başlamış olan bir erkek arkadaşım, ameliyat sonrasında annesine dren takıldığından ve ağrıdan dolayı kollarını da rahat kullanamadığından bahsediyor. Yanımda bir kız arkadaşım olmadan, sakın ola kafama göre hastaneye gidip yatmamamı tembihliyor.

Söz dinliyorum ve hastaneye yakın bir bölgede oturan bir lise arkadaşımı arıyorum. Ameliyat sabahı hastanede buluşuyoruz. Ne kadar şanslıyız ki bizim neslimizde yirmi yılı aşmış arkadaşlıklar var!

Bizler arkadaş olduğumuzda henüz internet yoktur. Arkadaşlığınız sanal değil öz ve öz hakikidir ki ister günlerce ister yıllarca görüşmeyin anahtar kelime sadece bir merhabadır.  Başka bir şehirde yaşayan ailemin içi rahat etsin diye, onlara “yanımda Esra olacak, savcının kızı” demem yeterlidir mesela. Esra da kızlarını bırakıp yanıma gelirken annesine “Seda’nın yanına gidiyorum” demiştir. Bugün, hangi sanal arkadaşınızın annesi size içten bir selam söylüyor ve sizin için dua ediyor!

Biraz farklı bir mantık ağım olabilir. Telefonumda ve cüzdanımda her zaman acil durumda aranacak kişiler listesi bulunur. 

Yaklaşık yarım saatlik bir rötar ile, son derece şık ameliyathane kostümümü giyinip yürüyen yatağımla odayı terk ediyor ve Esra’ya el sallıyorum. Esra’ya telefonumu, acil durum listemi ve sırt çantamda getirdiğim yedek çamaşırları, kanama vb acil durumda gerekebilecek yedek kıyafetlerimi bırakıyorum.

B3, 6. ameliyathane. Panoda benim ve doktorumun ismi yazıyor. Herkes ne kadar da güler yüzlü!

– – o – –

Ameliyathanede önce anestezi teknisyeni olduğunu söyleyerek benimle tanışan genç bir kadın sırtıma kablolar takıyor ve damar yolumu açıyor. Bir ara Akif hoca geçiyor: “hastam gelmiş, ben de hemen hazırlanayım”… Sanki misafirliğe gelmişim gibi bir hal ve gidişat.! Herkes pek neşeli: “Nasılsın, iyiyim, sen nasılsın?”

Bir bey üstüme eğilip gözlerini kocaman açıyor ve gözlerimin taa içine bakıyor. “Ben anestezi doktorunum, seni az sonra uyutacağız” diyor. “Geri uyandıracaksanız sorun yok” diyorum, gülüyor.

Filmlerdeki gibi, ağzına bir maske dayayacaklar ve ondan geriye doğru saymaya başlayacağım komutu bekliyorum ama nafile! Damar yolundan kocaman bir iğne şırınga edilmeye başlayan genç kadın “kolun yanmaya başlayacak” diyor. Sol elim kuvvetle sıkışıyor ve yanmaya başlıyor. Son hatırladığım, “acı dirseğime geldi” sözlerim!

Arkamdan bir kadın sesi “ameliyat bitti” dediğinde geniş, koridor gibi bir odada yatmaktayım. Beyaz nevresimli, kendi yatağımdayım. Yorganım örtülü. Parmaklarımı hissedebiliyorum ve kollarımı hareket ettirebiliyorum. Acı yok ve evet göğüslerim yerlerinde! Saat 5 ve 11 kadranlarında bandaj yapıştırılmış.

Göz kapaklarım sanki ağlamışım gibi zor açılıyor ve duvardaki saate göre odadan ayrılalı bir saat geçmiş. Hakikaten çabuk uyanmışım.

Bir an durup da hiçbir şey hatırlamamak, hatırlayamamak ne kadar garip ve kötü bir duygu!

Koridordan yeşil kıyafetli ve boneli insanlar geçiyor. Akif hocayı görüyorum. “Uyanmışsın” diyerek yanıma geliyor:

–  Nasılsın, ağrı sızı var mı?

–  Kesik acısı var.

–  Tamam, benim bir ameliyatım var, ondan sonra yanına geleceğim.

–  Tamam, kolay gelsin.

Beni aşağı indiren hastabakıcı geliyor ve aynı koridordan geçerek yukarı çıkıyoruz. Ameliyathane girişindeki panodan ismim silinmiş. 6 numaralı odada şimdi Akif hocanın bir guatr ameliyatı var.

–  Esra, ben geldim. Saat: 13:00

Hemşire serum bağlıyor ama benim karnım çok aç. Serumdaki ağrı kesici kesik acılarımı azaltıyor ve siparişi verilmiş yemeğim saat 15’de gelene kadar uyumamak için direniyorum. Esra ile havadan sudan laflıyoruz.

Davullar çalsın, yemek servisi başladı! O da nesi, sadece bir kase beyaz renkte ılık su (sütlü su sanırım) ve bir kase de şekerli su (meyvasız komposto herhalde) mu?. Kaç saat önce siparişi verilmiş yemek bu muydu? Kaşık koymuşlar bi de, ben bunu kase ile içerim ya, karnım aç benim!

Yemekten sonra Esra’nın ayrılık vakti geliyor. Benim durumum beklediğimden çok daha iyi, ağrım sızım yok ve Esra’nın da evine dönüp küçük kızları ile ilgilenmesi gerekiyor.

Hemşire geliyor ve koridorda biraz yürüyoruz. Başım dönmüyor ama belli ki tansiyonum düşük. Bastığım yeri pek hissetmiyorum.

Tok (!) mide ile hemen uyumayayım diye biraz kitap okumaya çalışıyorum ama daha aynı sayfada iken gözlerim kapanıyor. Bu esnada, sanal alemde ilan ettiğim üzere narkozdan uyandığım haberini alan ve önceki günden haberleştiğim arkadaşlarım da telefonları ve mesajları ile beni yalnız bırakmıyorlar. Herkese tekrar tekrar çok teşekkürler!

Akşam üstü doktorum geliyor. Bandajlarıma kabaca bakıyor.

–  Temiz görünüyor, ağrın sızın var mı?

–  Yok, sadece kesik acısı var.

–  Tamam sütyenini giyebilirsin, daha rahat edersin.

–  Sonuçlar nasıl?

–  Patoloji haftaya çıkar ama görüntü temizdi, sıkıntı yok

–  Ameliyatın videosu veya kitlelerin fotoğrafı var mı?

–  Yok maalesef, deseydin çekerdik…Çıkmak ister misin?

–  Yok saat geç oldu, evim karşıda.

–  Tamam kal o zaman, sabah bakarım, sonra çıkarsın.

Pencere kenarındaki yatağımdan iş çıkışı E5 trafiğini takip edebiliyorum ve saat 18 gibi iki kız arkadaşım peşi sıra ziyaretime geliyor. Oo saat 19’da da akşam yemeği varmış. Daha ne isterim!

İş yoğunluğundan, uzun zamandır yüz yüze görüşemediğimiz iki arkadaşımla zaman geçirmek bize iyi geliyor. Kızlarla biraz koridorda yürüyoruz. Bu sefer tek başıma yürüyebiliyorum ve birkaç tur sonra yere daha sağlam basabiliyorum. Bir gün İstanbul’u terk edebilme hayalleri ile iki saat kadar sohbet ettikten sonra misafirlerimi yolcu ediyorum.

Henüz yeterince su tüketmediğim için tuvalet ihtiyacım yok ama anestezi aparatlarından tahriş olmuş boğazım ağrıyor ve konuşurken ağzım kuruyor.

Hemşire, serumu değiştirmek için geldiğinde damar yolumdan bir de ilaç enjekte ediyor. Kızlar çıkmadan yanıma bolca su ve gece acıkırsam atıştırabilmem için de bisküvi bırakıyorlar. Canım tahıllı meyveli bir bisküvi yemek istiyor ama aslında tuzlu bir krakere ihtiyaç varmış! Zira, kızlar ayrıldıktan az sonra tansiyonum düşüyor. Midem bulanmaya başlayınca yatağımı yatırıp uzanıyorum ve soğuk soğuk terler dökerken hemşireye sesleniyorum. Tansiyonum ölçüyor, “10-6. Biraz düşmüş, tuzlu bir şeyler ye”. Bir kaç bisküvi yerken uyuyakalıyorum.

– – o – –

Yağmurlu bir sabah. Hemşire serumumu çıkarıyor. Nerede ise bitmiş ve “muayeneden sonra istenirse tekrar takarız” diyor. Kahvaltı saat 7’de ve nihayet tatmin edici bir öğün yiyorum. Gece rahat uyudum ve ağrım yok. Kesik acılarım hafif ve boğazım ağrımaya devam ediyor.

Akif hoca hemşire ile birlikte geliyor. Kabaca bandajların etrafına bakıyor.

–  Rahat mısın?

–  Evet.

–  Cumartesi sabah erken gel, ameliyata girmeden pansumanını yaparız, sonra da açık kalır. On gün sonra da muayene ederiz.

–  İlaç kullanacak mıyım?

–  Evet iki tane yazıyorum şimdi, antibiyotik ve ağrı kesici.

–  Teşekkürler.

Evrak prosedürünün tamamlanması sonrasında odaya gelen hemşire reçetemi veriyor ve çıkabileceğimi söylüyor. Çantamı topluyor ve hastaneden çıkıyorum. Karşıdaki eczaneden ilaçlarımı alırken kolumdaki bandı soruyorlar. Ne de olsa narkozdan uyanalı henüz tam bir gün bile olmadı! Yolda (metrobüste) tansiyonum düşer veya bir aksilik çıkarsa hastaneden yeni çıktığımın anlaşılabilmesi, kayıtlarıma ulaşılabilmesi için üzerinde hasta numaramın ve adımın yazdığı bandajı eve varana kadar çıkarmak istemiyorum.

Bir aksilik çıkmadan evime ulaşıyorum.

Bir antibiyotik (günde iki tane, 5 gün) ve bir de ödem atıcı, ağrı kesici (günde bir tane, 10 gün) ilacım var. Her yemekten sonra sıra ile içiyorum. Çarşamba sabahı ameliyat oldum, Perşembe öğle saatlerinde eve geldim ve Cuma gününü de yarı ayakta yarı uyuklayarak geçtikten sonra hayatım hafta sonu norfmale dönmeye başlıyor.

Cumartesi sabahı mis gibi vapur havası ala ala karşıya geçiyorum ve doktor ile görüşmem toplam beş dakika sürüyor. Bandajları açan doktor, tentürdiyot sürüyor ve “banyo yapabilirsin, sonra da tentürdiyot sürersin” diyor; on gün sonra da muayene olacağım.

Estetik dikiş güzel bir şeymiş, dışarıdan sadece incecik kırmızı bir çizgi olarak görüyorum. Hani kağıt keser de eliniz kolunuz cız eder ya öyle iki çiziğim var sadece, 5 cm kadar. Üzerine dokunca içeriden hiç bir şey çıkarılmamış gibi sertler, dikişleri hissedebiliyorum ama bir ay içinde bu his de geçiyor ve kalemle çizilmiş gibi iki ince çizgi kalıyor.

Bir hafta sonra aldığım patoloji sonuçları temiz çıkıyor. Sağ memede kist içinde polipoid lezyon ve solda fibroadenom. Altı ayda bir rutin muayeneye devam. Geçmiş olsun!

Kasım 2013

– – o – –

Operasyondan yaklaşık dört ay sonra, sıradan bir sabah sağ mememde büyük bir ağrı ile uyanıyorum. Dokunmayı bırak tüm günü ofiste acıdan göz yaşlarımı tutamıyorum. Üstüne psikolojik bir huzursuzluk da eklenince amansız sorular eşliğinde haftanın son iş gününü sessiz sedasız içim içimi yiyerek geçiriyorum. Hafta sonunu çay-kahve ve çikolatan uzak durarak geçiriyor, göğüs kaslarıda ağrıya yol açacak ters bir hareket yapmış olabilir miyim diye düşünüyorum. Yeni haftaya, son üç günde artan ödem ile bir beden büyümüş bir sağ meme ve en azından muayene edilebilecek kadar azalmış bir ağrı ile başlıyorum.

Ödemden dolayı ultrasonda pek net bir görüntü çıkmamış olmak ile birlikte doktorum 1 gram antibiyotik ve ödem azaltıcı ağrı kesici ilaç veriyor, bir hafta sonra tekrar muayeneye gelmemi istiyor. Genelde, yeni emzirmeye başlamış annelerin süt kanallarında biriken fazla sütün iltihaplanması ile oluşabilecek bir rahatsızlığım varmış. Gel gör ki, 34 yaşındayım, doğum yapmadım ve ailemde kötü huylu bir hikaye yok. Doktor, iltihabın tekrarlaması durumunda sürecin takip edilmesi yerinde olur, dedi.

Ding dong! Bende çanlar çalıyor ve bendeki bu şikayetlerin ikinci kez olduğunu hatırlıyorum. İlkinde ağır bir pms atağı sanmıştım ama aslında bu seferkine benzer, farklı bir ağrı idi ve adetten döneminden sonraki hafta muayeneye gittiğimde daha önce görülmemiş, içten içe dallanıp budaklanmış bir kaç milimlik bir kitlenin peydah olduğu görülmüştü! 

Antibiyotik bitince ertesi hafta başında tekrar muayeneye gidiyorum ve ultrason çekiliyor. Memedeki kızarıklık geçmiş, ödem hayli azalmış ve kitlelerin durumunda veya miktarında bir değişiklik yok. Ağrı ve ödem günden şikayetlerim güne azalırken kaşıntı hali yaklaşık bir hafta daha devam ediyor. Sonuç: benim dokum böyle, yoğun süt bezlerim var!

Kendi kendimi takip ve muayene edeceğim ve eğer şikayetim sadece bir kaç gün içinde azalan ağrı şikayeti ile sınırlı kalırsa doktoruma danışarak antibiyotik tedavisi deneyeceğim. Velhasıl, gün gelir, korku dağları bekler!

Geçmiş olsun!

Mart 2014