Bu sabah, bir fotoğraf karesinin peşine düşüyor ve Haarlem şehrine gidiyorum.

Bu küçük şehir, New York‘da siyahi Harlem mahallesini kuran insanlara ilham olmuş şirin bir Hollanda şehri. Aynı zamanda Kuzey Hollanda eyaletinin de idari başkenti.

Amsterdam’ın 20 km doğusunda Haarlem’e tren ile 15 dakikada ulaşabilirsiniz. Sabah erken saatlerde Central Station’a gidiyor ve gişeden gidiş-dönüş bilet alıyorum. Central Station büyük bir aktarma istasyonu ve doğru durağı bulabilmek için yönlendirme oklarını takip ediyorum. Yakın çevreye (Volendam, Marken gibi) giden otobüsler için üst kata, ülke içi veya ülke dışı gidişler için yan binalara geçmek gerekebiliyor.

Cumartesi sabahını Amsterdam’da bulutlu bir sabaha uyandıktan sonra Haarlem istasyonunda beni karşılayan güneşli hava içimi ısıtıyor.

Gözlerimi ovuşturarak tüm oklara ve yönlere tek tek bakıyor, şehir meydanına (Centrum) doğru giden kalabalığı takip ediyorum.

Çarşı içinden geçen geniş caddede ve sokaklar arasında dolaşıyor, yeni yeni sokakları doldurmaya başlamış kalabalığa karışıyorum.

Meydana yakın şık bir mağazanın vitrininde Ara Güler’in kitaplarını fark edince içeri daha dikkatli bakıyorum. Merkezi konumdaki bu dükkanda geleneksel türk çeyizi satılıyor. Camekanda kırlentler, nevresimler ve sandıklar sıralanmış.

Haarlem’de pazar yeri de oldukça hareketli. Pazar alışverişi öncesinde köşedeki sokak müzisyenlerinin melodileri ile dans ediyor ve meydandaki kiliseyi ziyaret ediyorum.

Aziz Bavo Kilisesi

Aziz Bavo Kilisesi’nde (Grote of St. Bavo Kerk) farklı bir atmosfer var! İç zemini örten ve tarihi 15. asra dayanan 1500 mezar taşının üzerinde mezar sahiplerinin ismi ve ölüm tarihleri yazıyor.

16. yüzyılda dayanan bir geleneğe göre, kilisenin iki küçük çanı her akşam saat 21’de, şehir halkına şehir kapıların kapanış saatini duyurmak için çalıyor.

Kilisenin 30 metre yükseklikteki 5068 borusu olan “Christian Müller Org”, ünlü müzisyen Mozart’ın henüz on yaşında iken çalıyor olması ile ayrı bir önem taşıyor!

Haaerlem Aziz Bavo Kilisesi

Haaerlem Aziz Bavo Kilisesi

Pazar meydanında çeşit çeşit yiyecekler, kıyafetler ve ev eşyaları satılıyor. Hem yerel halk hem de turist kalabalı arasında adım atmak bile zor olabiliyor.

Meydana gelirken üzerinden geçtiğim kanalı saymazsak henüz bir nehir veya değirmen görebilmiş değilim. Bir kırtasiyenin önünden geçerken kartpostal fotoğraflar görüyorum ve oradaki çocuklara soruyorum. “Değirmenler şehir dışında, çok uzakta” diyorlar, şaşırıyorum!

Bir fotoğraf sayesinde adını öğrendiğim bu küçük şehirde dolaşmaya devam ediyorum. Alışverişten evlerine dönen insanların peşlerine takılıp nehir kıyısındaki daha sakin sokaklarda dolaşmaya başlıyorum. Biraz ilerleyince müzenin karşısında bir tur için bekleyen bir tekne görüyorum. Adımlarımı hızlandırıyor ve hareket etmek üzere olan tekneye yetişiyorum.

Mart ayının ilk günlerinde günler hala kısa ve aldatıcı bahar güneşine rağmen hava oldukça serin. Turistlerin çoğu camekan içinde üç farklı dilde konuşan rehberi dinlemeyi tercih ediyor. Ben ise ön taraftan güverteye çıkıyor ve kanal boyunca geçtiğimiz sokakları seyrediyorum.

Molen De Adriaan

Uzaklardan aradığım “Molen De Adriaan” değirmenini görebiliyorum. Değirmenden dışarı çıkan turistler de var, bahçesinde koşuşturan çocuklar da! Bildiğim kadarıyla değirmen ve içindeki küçük müze belirli saatlere kadar gezilebiliyor ancak ben tekne ile önünden geçerken görevliler kapılarını kapatıyorlardı.

Orijinal tarihi 1779 yılına uzan bu yel değirmeni 1932’de bir yangın ile kül oluyor. Haarlem halkı nedeni hiçbir zaman öğrenilemeyen bu yangının ardından değirmenin yeniden inşa edilmesi için para topluyor. İkinci Dünya Savaşı, ekonomik kriz ve sonrası olaylar nedeni ile ancak 2002’de orijinaline sadık ve fonksiyonel olarak yeniden inşaat tamamlanabiliyor. Anıt değirmen, günümüzde turistik olarak kullanılıyor.

Amsterdam tarihini araştırırken de, halkın bugün cazibe merkezi olmuş klasik kanal mimarisine, eski binalarına nasıl sahip çıktığını; belediyenin modern şehir kurmak için yıkım kararlarına hep birlikte karşı durduğunu öğrenmek beni şaşırtmıştı.

Yaklaşık bir saatlik bir turun sonunda başladığımız yere geri dönüyoruz. Tekneden iniyor ve değirmeni karşıdan görebilecek şekilde yürümeye başlıyorum.

Dönüş saatim yaklaşıyor ve şehir merkezinin etrafındaki turumu tamamlayarak ters yönden hızlı adımlar ile tren istasyonuna ulaşıyorum.

Amsterdam’a ve çevre şehirlerde saat kulelerine, kilise kulelerine veya değirmenlere çıkmak ve şehri yüksekten görmek isterseniz Nisan ayı sonrasını beklemelisiniz. Bu yüksek yapılar kış aylarında güvenlik nedeni ile kapalı tutuluyor.

Haarlem, Amsterdam şehir merkezine yakınlığı ve ulaşım kolaylığı düşünüldüğünde konaklama için bir alternatif olarak da düşünülebilir, araştırmaya değer!

Haarlem Molen De Adriaan

Haarlem Molen De Adriaan

19.03.2011