Yağmurlu bir sabaha uyanıyor ve güne British Museum gezisi ile başlıyorum.

Öğleden sonra yağmur azalıyor. Şehir manzarasını ve gün batımını seyretmek üzere, şehir merkezinden biraz uzaklaşmaya ve Parliament Hill tepesine gitmeye çalışacağım.

Hampstead Heath semti Londra’nın kuzey batısında ve 2. bölgede (zone) kalıyor. Metrodan “Hampstead” durağında iniyorum. Elimdeki turistik haritada bu mahalle için sokak detayı verilmemiş. Bir yokuşun başında metro kapısından dışarı çıkıyorum ve sokakta gördüğüm birisine yol soruyorum. Caddeye kadar yokuş aşağı, yaklaşık 500 metre sonra sola ve cadde üzerinde polis karakoluna kadar düz gittikten sonra tekrar sola 500 metre kadar daha ilerliyorum. Buradaki cadde ve sokaklar şehir merkezindeki trafik ve turist kalabalığından sonra beni serinletiyor, oldukça sakin ve “İngiliz” hissediyorum. 

Londra merkezinde Kraliyete bağlı parkları gezmiştim. Hampstead Heath ise bu kapsamda değil ve Londra Belediyesi tarafından yönetiliyor.

Parkın girişindeki gölet kenarında mola veriyor ve ördekleri, kuğuları seyrediyorum. Hampstead Heath yaklaşık 320 hektarlık bir alanı kaplıyor. Arazide üç farklı doğal su kaynağı ve doğal göller var. Ayrıca hayvanat bahçesi, futbol sahası ve atletizm pisti, eğitim merkezi, geniş çocuk parkları ve yüzme havuzları gibi sosyal tesisler de var.

Doğum sonrası anneye verilen izin politikasının da cazibesi ile iki kardeş oynayan çocukların yaşları birbirine çok yakın ve bebek arabaları genellikle iki katlı, dikkatimi çekiyor.

Hampstead Heath ve Parliament Hill manzarası:

Göletin sonundaki köprüden geçiyor ve patikadan tırmandığımda karşılaştığım manzara etkileyici.

Londra Parliament Hill

Londra Parliament Hill tepesinden Londra gökdelenlerinin manzarası

Manzarayı seyrediyor ve tepedeki diğer turistler gibi ben de metal tabeladaki tasvirlere bakarak şehirde yükselen binaları tanımaya çalışıyorum. 

Tepeden aşağıya kadar koşarak iniyorum. Çimenler yağmur kokuyor. Parkın içinden geçip tren yolu boyunca sola (doğuya) doğru devam ediyor ve parkın güney tarafındaki sokağa çıkıyorum. Buradan merkeze gitmek isterseniz otobüs veya tren alternatifleri var. Yolda sorduğum bir kişi yürüyerek 20 dakika diyor. İngilizler yol tarif ederken genellikle adım veya dakika olarak söylüyorlar; sportmen ve uzun boylu olduklarını dikkate alınız! İngilizlere göre 20 dakikalık bir yürüyüş yaklaşık 1,6 km anlamına geliyor. Günün yorgunluğu ile bu mesafeyi 20 dakikadan daha uzun sürede yürüyorum. Camden Town metro durağına kadar Londra sokaklarında dolaşıyorum.

Londra Gordon House Road

Londra Gordon House Road

Camden Town:

Camden Town, Pazar günü kurulan bit pazarı ile turistiklerin ilgisini çeken bir mahalle. 

Elimde bir harita olmadığından sadece yokuş aşağı yürüyor ve metro durağı tabelasını arıyorum. Yol boyunca her renkten insana ve farklı yöresel markete rastlıyorum. Türk dönercisi ve kasabı da var. Ayrıca nalbur, elektrikçi gibi günlük ihtiyaçlar için de dükkanlar var. 

Camden Town metro durağına varmam mesai çıkışına denk geldiği için meydan oldukça kalabalık. Kalabalığa girmek yerine burada biraz daha vakit geçirmeyi düşünüyorum. Durağın az ilerisindeki köşede kırmızı örtülü masalarını dışarıya da atmış kahve kokulu bir İtalyan restoranını farkediyorum. Tabelesında 1959 tarihi atılmış küçük restoranda garsonlar İtalyanca konuşuyor. Akşam yemeği için sipariş ettiğim Margerita pizza zeytinyağı ile servis ediliyor, incecik ve çok başarılı, öneririm (6,75 Pound).

Londra Camden Town, Goodfare Cafe Italia

Londra Camden Town, Goodfare Cafe Italia

26.09.2012