Eski Kula mahallesinde gezerken hayran kaldığımız benzersiz şehir mimarisinden fazla uzaklaşmıyor ve bir kaç kilometre mesafedeki İncesu Köyü’ne gidiyoruz. Internetten araştırdığım kadarı ile bu Ege köyündeki yaşam izleri antik çağlara kadar geriliyor. Pazar günü çoğu köylü tarlaya çalışmaya gitmiş ve İncesu Köyü’nün (eski ismi ile Gölde Köyü) sokakları ıssız görünüyor. Sokaklara dağılıyor ve rastladığımız yaşlılarla sohbet ediyoruz. Köyde nüfus epey azalmış ve yaklaşık 100 hanenin yaşadığını anlatıyorlar.

Taş sokaklarda sükunet hakim. Pencereden bizi seyreden bir amca ile selamlaşıyoruz. Hafta sonu kafa dinlemek için köye geldini anlatıyor. Tüm sokakların taş döşeli olması dikkatimi çekiyor. Meğer, taş döşeli sokakları ile İncesu Köyü yağmurda çamurda tertemiz kalırmış ve bu temizliği ile ünlü imiş!

Köyde tarihi bir ilkokul binası var ama çivi bile çamak yasaklanmış ve bina paslı tutmuş kilitler arkasında terk edilmiş. Köydeki çocukları taşımalı sistem ile Kula’ya gidiyorlar. Köyde her fotoğraf karesine girmiş elektrik ve telefon kabloları, içme suyu şebekesi ve meydandaki çeşmesinden akan mis gibi su var.

– – o – – 

Sokaklarda gezerken dayanamayarak bir evin kapısını çalıyorum. Belki benimle yaşıt belki de en fazla bir kaç yaş büyük ev sahibi “teyze”den tuvaletini kullanmak için izin istiyorum. “Sizin bildiğiniz gibi değildir” diyerek kapı dibindeki maşrapaya uzanıyor. Benim tereddüt etmediğimi görünce üstelemiyor. Bahçenin bir köşesinde derme çatma bir ahşap paravan ve arkasında toprakta açılmış bir delik ve üzerine yerleştirilmiş iki taş var. Bu şartlar memleketimin doğusunda, batısında, kuzeyinde veya güneyinde pek de alışılmadık bir durum değil maalesef. Sene olmuş 2015!

Sen daha dün tuvaletini topraktaki deliğe yapmışken ertesi sabah giy topukluları, dola kravatını, elinde 3. nesil kahve bardağı ile İstanbul’un orta yerinde salın! Bu biraz iki yüzlülük değil mi?

– – o – – 

Zamanında bu köyde Türkler ile Rumların birbirine komşuluk ederken mübadele sonrası tüm Rumlar taşınmış. Yerlerine Balkanlardan göçüp gelen Türkler yerleştirilmiş. Gittiğimiz farklı coğrafyalarda hele ki tonton ihtiyarlarla sohbet ederken sivelerini yakalamakta zorlanırım. Hele ki Ege şivesi bana hep biraz çetrefilli gelir. Gel gör ki bu sokaklarda daha çok Trakya havası esiyor, nedeni mübadele imiş.

Köydeki avlulu evler tipik Rum mimarisine örnek olarak gösteriliyor. Çoğu terkedilmiş ve geçmiş yıllara meydan okurcasına ayakta durmaya çalışıyor. Ahşap işlemeli, oymalı kapıların kiminin arkasından bir koyun sesi kimisinden kaz çığlıkları yükseliyor.

Taş sokaklarda dolaşmak keyifli. Bir evin penceresinden bir amca ile teyze bize sesleniyor. Nereden geldik, nereye gideriz diye soruyorlar ve hemen ayak üstü köylerin güzelliklerini, karşı evde çekilmiş Atıf Yılmaz – Şener Şen filminin hikayesini anlatmaya başlıyorlar.

Yoldan geçen bir amca önümüze düşüyor, bizi az önce köpeklerin havlamasından çekindiğimiz kapalı kapının arkasına götürüyor. Geniş bir avluda keçiler, koyunlar, tavuklar, horozlar, hindiler ve iki kocaman köpek karşılıyor bizi, tam bir curcuna.

İki katlı virane evin sütunları zarafetini korumaya devam ederken, kim bilir zamanında ev sahipleri ne kadar varlıklı idi diye düşünmeden edemiyorum. Evin yeni sahibi ise hayvanları ile birlikte bu avluda, evin yanında inşa ettiği derme çatma kulübede yaşamakta!

Bahçe kapısının ardında küçük bir taş yapı daha var. Gavur kızı buradan gelin olup çıkarmış, diye anlatmaya başlıyor amcalar. Taş şapel kalıntısınin kapısını açınca, yeni doğmuş bir keçi yavrusu karanlık ağılı bırakıp dışarı kaçmaya çalışıyor. Meğer eski okula, mezarlığa ve bu manastıra anıtlar kurulu el koymuş ve çivi bile çakmayı yasaklamış. Hal böyle olunca binalar kaderine ve içten içe çürümeye terk edilmişler.

– – o – – 

İncesu Köyü'nün tarihi taş mektep binası bugün adeta çürümeye terkedilmiş

İncesu Köyü’nün tarihi taş mektep binası bugün adeta çürümeye terkedilmiş

Evin karşı sokağındaki eski okul ile arada kalan meydanda köyün kilisesi varmış. Bugüne bir iz kalmamış olmasa da “çocukken kilisenin çanı çalardı, biz okula giderdik” diye anlatıyor köylü amca. Anlatırken de adeta çocukluğuna dönüyor ve sanki eline aldığı küçücük bir çakıl taşını tekrar tekrar atıyor, koca sakallı papazın gözlerine. “Çocuktuk bilmezdik ki, oyun yapardık” diye anlatıyor: Duvarlarında koca koca sakallı papaz resimleri vardı, biz de gözlerine taş atardık.

Zamanla çan kulesi de kilisesi de parça parça yıkılmış, oranın taşları ile köylüler yeni evler yapmış. “Eski adamların kafası çalışmıyormuş, şimdiki aklımız olsa yıkılmasına izin verir miydik?” diyerek anlatmaya devam ediyor. Turist gelir, mirasını ziyaret eder. Tarihi eser yıkılır mı hiç?

Anlatılanlara göre, vakti zamanında Gölde’de yaşayan Rumlar kendi köylerine zarar vermez ama ama civar köyleri yakar, düşmana yataklık edermiş. Türk çeteler buralara kadar ulaşınca Rumlar kaçmaya başlamış. Kurtuluş Savaşı ve mübadele sonrasında buralarda hiç Rum kalmamış.

Bir zaman Yunanistan’dan bir gavur kızı gelmiş. Yaşlı bir adamın evine gitmiş. Ev sahibine “Burası dedemin evi imiş ve böyle bakımsız görünce üzülüyorum” diyerek ağlamış. “Evin altında gömü var, izin ver onu çıkarayım, sen de evi tamir ettir” demiş. Ev sahibi ihtiyar da “Ben bu eve geldim, oturdum” demiş ve evin yıkılmasına izin vermemiş. Rum kızı da memleketine geri dönmüş.

Bu konuşmaya kulak kabartmış bir kaç kötü niyetli köylü, bir gece eve gelip gavur kızının gösterdiği kireç sıvalı duvarı yıkmış ve hazineyi çıkarmışlar. Kocaman küp içinden dökülen çil çil altınları kadınlar eteklerinde toplamış. Gel gör ki, ağlayanın malı gülene yetmemiş. Adamların başına türlü felaketler gelmiş.

Köyün girişinde su kuyuları varmış, vaktim yetmediği için göremedim. Şimdi bizim istikamet Kula Peri Bacaları!

03.05.2015

İncesu Köyü'nün tarihi evleri

İncesu Köyü’nün tarihi evleri