Bu sabaha Denizcik Gölü manzarasını seyrederek başladık ve güneş henüz yükselirken Beçin Kalesi’ne tırmandık. Günün büyük bölümünü ise, Güney Ege kamp rotamızın can damarı olan, takip ettiğimiz antik dönem Karia yolunun başlangıcı tarihi Milas yerleşimine ayırdık.

Ağustos sıcağının ve pandeminin etkisi ile Milas sokakları oldukça sakin görünüyor. Öğle sıcağı yatışana kadar vakit geçirmek üzere önceliği Milas Müzesi’ne veriyoruz. Milas Müzesi etnografik unsurların sergilendiği, restore edilmiş geleneksel bir Milas konağına ve halk arasında “Uzunyuva” olarak bilinen, ilk Karia Kralı Hekatomnos’un anıt mezarına ev sahipliği yapıyor.. 2400 yıl boyunca yer altında gizli kalmış mezar odasının organize ve uzun soluklu bir soygun neticesinde gün yüzüne çıkması ile bölgede kamulaştırma yapılmış ve bilimsel çalışmalar başlatılmış.

Anıt mezar odası ve kutsal alanı, 2012’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne eklenmiş.

Milas Etnografya Müzesi – Emin Ağa Konağı

Müzeyi işaret eden tabeladan sağa dönüyor ve yokuş yukarı doğru yürümeye başlıyoruz. Sokağın başından farkedilen mavi boyalı tarihi konak restore edilmiş ve Milas’ın geleneksel, etnografik değerlerini sergilemek üzere ziyarete açılmış. İki katlı konağı müze rehberi eşliğinde geziyoruz. Kesme taş yapı sisteminde inşa edilmiş konağın varlıklı bir aileye ait olduğu ve Rum taş ustalarınca inşa edildiği düşünülüyor. Kapısı üzerindeki kitabe kalıntısından okunabildiği kadarı ile inşa tarihi 1890’lar olarak saptanmış.

Bilgilendirme panolarında okuduğum bazı Milas gelenekleri ilgimi çekiyor.

Milas’da evlilik ve sünnet için düzenlenen düğünler çok gösterişli olurmuş. Geleneklere göre üç gün üç gece sürer, Salı veya Cuma günleri başlarmış.

Salı günü başlayan düğünlere “ön düğün”, Cuma günü başlayanlara ise “ters düğün” diyorlar. Her düğünde, davetlilere “velime” denilen düğün yemeği ikram etmek ve menüde keşkek, kuru fasülye, etli pilav, helva veya tutumba tatlısı gibi belli başlı çeşitlere yer vermek adettenmiş

Bir kaç gün sonra misafir olduğumuz Çomakdağ’da davet edildiğimiz köy düğünü hikayemi burada okuyabilirsiniz!

Oldukça zengin bir floraya sahip yörede, farklı merasimler için farklı bitkiler tercih edilir olmuş. Örneğin, gelinler düğünde yöresel kıyafetler giyer ve damat, gelin başına defne dalı (tehnel) ve çiçek takarmış. Düğün ertesinde kız evinde ve damat evinde mevlütler okutulur ve bu esnada sığla ağacının kurutulmuş meyvesi yakılarak tütsü yapılırmış. Dini bayramlarda ve önemli günlerde mezarlık ziyareti yapılır, mezar üzerine mersin ağacının yeşil dalları bırakılırmış. Halk arasında, mersin ağacının ölünün kabir azabını azalttığına ve ortak olduğuna, ölünün üzerinde salavat getirdiğine inanılırmış.

Milaslı kadınların geleneksel takıları - Etnografya M

Milaslı kadınların geleneksel takıları – Etnografya Müzesi

Geleneksel Milas evleri ve mimari

Haritada bakınca, tam da Milas şehrinin ortasında yükselen Hisarbaşı Tepesi, Uzunyuva arkeopark alanı ile birlikte Milas’ın en eski yerleşim alanı olarak biliniyor. Şehrin tarihi arastasını, camilerini ve ticaretin devam ettiği dükkanları bu mahallede görebilirsiniz. Vakti ile, Türklerin Rumlar, Yahudiler ve Levantenler ile iç içe yaşadığı bu geleneksel mimari dokuda geniş avlulu konaklar önemli yer tutuyor. İnsanlar, ılıman iklim koşullarının hakim olduğu yılın 7-8 ayında evlerinin avlusunda vakti geçiriyor ve bir araya geliyor.

Milas sokaklarında ahşap karkas arası dolgu ile Bağdadi sistemde inşa edilmiş avlulu evler ve özellikle 18. yüzyıldan sonra yaygınlaşmış ve düzgün kesme taş ile örülmüş yapılmış iki katlı taş evler görmek mümkün. Günümüze ulaşmış evlerin büyük bölümü 19. yüzyılda inşa edilmiş. Bu dönemde, Rum taş ustalaır genellikle Rodos Adası’ndan gelirmiş. 

Evlerin büyük bölümünde açık sofalı plan görülüyor. Açık sofa mimariye yerel dilde “önlük” denmekte. Daha geniş evlerde ise, avluya dönük cehpede daha çok pencereye yer verilmiş. Aydınlatma ve rüzgar yönü avantajlarını değerlendirebilmek için “divanhaneli” (karnıyarık) olarak ifade edilen bu evler güney cepheye bakar şekilde inşa edilmiş. Etrafı duvar ile çevrili geniş avluya ise “hayat” denmiş. Gerek varlıklı bir ev olsun gerek küçük bir köy evi, tümünde ocak bacaları dışa doğru çıkıntılı olarak çatıya kadar ayrıca örülmüş.

Yaygın olarak gördüğümüz farklı baca modelleri ise yerel mimarinin en farkedilir unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Anadolu’da Rize’den sonra en fazla yağış alan Muğla bölgesindeki bacalar, halk arasında “deli mehmet” diye tabir edilen değişken rüzgar ve yağmur yönüne karşı, tıkanma ve çökme riskini önleyecek şekilde, şapkalı olarak inşa edilmiş.

Özellikle köy evlerinde, piramit tipli baca şapkaları üzerinde ters çevrilmiş bardaklar gördük. Bu gelenek ise, haneye su gibi bereket yağmasını dilermiş.

Kayıtlara bakıldığında geleneksel Milas evlerinde sarı rengin ağır bastığı görülmüş. Milas sokaklarında gördüğümüz ve restore edilmiş tarihi evlerde, dış cephede çivit mavisi sarı veya kırmızı gibi canlı renkler tercih edilmiş.

Tarihi evleri görmek isterseniz, dolaşmaya Baltalı Kapı’dan başlayabilirsiniz!

Milas Baltalı Kapı

Milas Baltalı Kapı

Uzunyuva Anıt Mezarı Arkeopark Alanı

Emin Ağa Konağı’nın önündeki basamakları tırmanarak modern Milas tarihinden antik dönem kenti Mylasa tarihine geçiş yapıyoruz.

Belli ki vakti ile Milas Ovası’na hakim bir tepede konumlandırılmış Hekatomnos Anıt Mezarı’nın üzerinde bugün sadece Zeus Tapınağı’nın podyumu ve tek bir sütunu ayakta kalmış. MÖ 1. yüzyılda, podyumun doğu kenarında dikilmiş mermer sütun “Menandros Onur Sütunu” olarak isimlendirilmiş. Sütun üzerindeki yazıtta “Halk, Menandros’u, Uliades’in oğlu ve Euthydemos’un torununu, memleketin iyilikseveri ve iyilikseverlerin evladını heykel olarak buraya dikti.” yazıyor. Bir zamanlar üzerinde duran heykelin yıkılması sonrasında, yerini almış leylek yuvasına ithafen yöre halkı bu bölgeyi “Uzunyuva” olarak anıyor.

Arkeopark projesi kapsamında, ziyaretçileri bilgilendirmek ve alanı tanıtmak amacı ile sütunun karşısındaki yapı restore edilmiş. Alanda yapılan kazı çalışmaları sırasnda restore edilen evin önünde ve altında Bizans dönemine ait mezarlar ve taban mozaiği ortaya çıkarılmış. Bahçede ve sergi salonunda gezerken yer yer bu camekanlı bölümün de üzerinde geziyor ve alt katı görebiliyorsunuz.

Tanıtım Merkezi sergi salonlarında Karia tarihi ve Kral Hekatomnos’un mermer lahtine işlenmiş sahnelere dair fotoğraflar ve açıklayıcı notlar paylaşılmış.

2010 yılında, organize bir mezar hırsızlığı vesilesi ile ortaya çıkarılmış ve dünyanın en önemli arkeolojik keşifleri arasında gösterilen anıt mezar hakkında hazırlanmış belgesel programı izlemenizi öneririm.

Kral Hekatomnos Anıt Mezarı - Kral Lahti üzerine farklı sahneler işlenmiş

Kral Hekatomnos Anıt Mezarı – Kral Lahti üzerine farklı sahneler işlenmiş

Karia tarihi

MÖ 1000 yıllarında büyük bir göç dalgası ile Anadolu’nun Ege sahillerine ulaşan göçebe kavimler (genellikle Dorlar) Güney Ege’nin zorlu coğrafyasında bağımsız koloni kentleri kurarlar.

Yerel Leleg halk ile kaynaşan göçebe kavimlerin bu coğrafyada gerçek anlamda özgün bir uygarlığa dönüşmesi yaklaşık beş asır sürer.

MÖ 5. yüzyılda Yunanistan’a savaş açan Perslerin istilasına uğrayan dağınık yapıdaki şehirler ve doğudan gelen düşmana karşı ortak bir dil ve kültür çatısı altında birleşirler. Bu noktada, iyi bir asker ve lider olan Mylasalı Hekatomnos tüm Karialılar adına Kral ve Persliler adına eyalet valisi (Satrab) olarak ilan edilir. Persliler ile iyi ilişkiler kuran Kral, yeri geldiğinde Yunanlılarla da işbirliği ve ticaret yapmayı bilir. Siyasetteki ustalığı sayesinde, ölümü sonrasında geriye oldukça zengin ve güçlü bir devlet bırakır.

Sırası ile tüm çocukları devlet yönetiminde söz oynar. Halefi olan ilk oğlu, Kral Mausollos başkenti Halikarnoss’a taşır ve dağınık yerleşkelerdeki tüm Karia halkını buraya toplar.

Bu noktada, Kral Mausollos’un anıt mezarının yani “Halikarnas Mozelesi”nin antik çağın yedi harikası arasında yer aldığını hatırlamak gerekir. Anıttan günümüze ulaşmış parçalar Londra’da British Museum’da sergileniyor.

– – o – –

Amasyalı gezgin ve coğrafyacı Strabon (MÖ 62-MS 24)’un Karia yerleşimleri hakkında verdiği bilgiler önemli bir kaynak olarak kabul edilir.  Strabon, Karyalıların Akdeniz’de korsanlık yaptığını, paralı asker olduklarını anlatır. Daha önce omuza takılan kalkana kanca ekleyerek kola geçirilir hale getirilmesini ve kalkan üzerine bir takım işaretlerin çizilmesini Karyalılar ile ilişkilendirir.

Karyalardan bahseden en erken yazılı kaynaklardan biri ise İyonyalı ünlü ozan Homeros’un İlyada destanıdır. Ozan, Karyalıların daha ziyade Menderes Nehri kıyılarında ve Mikela Dağı’nın eteklerinde yaşadıklarını, kıyılarda ise Leleglerin yaşadığını söylemiş.

MÖ. 5 yüzyılda Perslilerin Anadolu’yu işgali sırasında Karyalıların izlediği politika ve savaş taktikleri ile ilgili en detaylı bilgiyi ise antik dönem tarih yazarı Herodot paylaşmış. Karyalıların geçmişte Leleg adını taşıdığını, Ege adalarında oturduklarını ve Girit Kralı’na tabi olduklarını, vergi vermediklerini ancak Kral talep ettiği takdirde gemilerde çalışacak adam gönderdiklerini söylemiş.

MÖ 4. asırda yaşamış tarih yazarı Thukydides ise, Karyalıları adalı bir kavim olarak nitelemiş ve adalarda korsanlık yaparak yaşadıklarını kaydetmiş. Girit Adası ile bağlantılı olduklarına değinmiş ve Peleponnesos Savaşları sırasında Atinalıların Delos Adasını temizlemek amacıyla açtıkları mezarları buna kanıt olarak göstermiş. Mezarların gömülme düzeninin yanı sıra ele geçen silahların biçimlerine bakarak da ölülerin en az yarısının Karyalı olduğunu aktarmış.

Karyalılar Karca konuşur ve yazarlarmış. Dilleri henüz tamamen okunabilmiş değil. Bulunmuş en eski Karca metin MÖ 6. yüzyılda bir Mısır firavununun Nubia topraklarına yaptığı seferde görevlendirilmiş paralı Karya askerlerinin Mısır topraklarında kayalara kazıdıkları olarak biliniyor.

Milas Halı Müzesi

Arkeopark kapsamında restore edilmiş başka bir Milas konağı da bugün halı müzesi olarak hizmet veriyor. Müzede, bölgenin geleneksel el sanatı hakkında bilgi alabilir ve farklı örnekler görebilirsiniz. Biz alacaklıyız!

Milas’da ne yenir, nerede yenir?

Midemizden gelen seslere kayıtsız kalmıyor ve Müze’nin üst sokağından sapıp arastanın yolunu tutuyoruz. Tarihi arastanın dar sokaklarında pek çok esnaf dükkanı var. Adalılar Kebap Salonu’nda yediğimiz köfte-ciğer tabağını çok beğendik, önerdik. Sonrasında da karşısındaki kahvede çay-soda içiyor ve öğle sıcağını sokak aralarına serilmiş brandanın altında gölgede sohbet ederek geçiriyoruz.

Milas’a veya Bafa Gölü yakınlarına gelmişken ve özellikle kış mevsimi ise ve balık yemek isterseniz yılan balığı denemelisiniz!

Milas Çöllüoğlu Hanı

Milas Çöllüoğlu Hanı

Baltalı Kapı ve Zeus’un çift yüzlü baltası: Labrys

Milas’a su taşımak amacıyla yapılmış su kemerleriyle iç içe olan Baltalı Kapı, antik dönemden günümüze ulaşabilmiş en önemli kalıntılardan biri olarak kabul ediliyor. MS 2. yüzyıl başlarına tarihlenmekte.

Baltalı Kapı, düzgün yüzeyli ve yükseklikleri farklı mermer blokların üst üste dizilmesi ile inşa edilmiş. Kapının kilit taşı üzerinde ise Zeus’un iki yüzlü baltası yani labrys yer alıyor. Öğle güneşinde net olarak seçememiş olsam da, labrysin her iki ağzı üzerinde de birer göz kabartması bulunmakta imiş. Zeus, bu kapıdan başlayan taş döşeli yolu takip ederek Labraunda Kutsal Alanı’na giden hacıları gözlermiş.

Baltalı Kapı’nın önündeki kapalı pazar yerinde her Salı günü ünlü Milas pazarı kuruluyor. Çevre köylerden ve kasabalardan gelenler ile oldukça hareketli ve kalabalık olurmuş. Biz alacaklıyız!

Milas Çöllüoğlu Hanı

Milas’ın varlıklı ailelerinden ve Milas ayanının oğlu olan Abdülaziz Ağa tarafından 1719’da yaptırılmış han, tarihi arasta sokaklarına açılan meydanda yer alıyor. Osmanlı dönemi han mimarisine uygun şekilde, iki katlı olarak inşa edilmiş. Alt katta hayvan barınakları ve üst katta pansiyon odaları yer alıyormuş. Tarihi yapı 2009 yılında restore edilerek turizme kazandırılmış. Aynı dönemde hazırlanmış tanıtım videosu da ilgi çekici görünüyor.

Han içindeki odaların kapılarında el sanatları atölyeleri gibi çeşitli tabelalar asılmış ancak han girişindeki çay ocağı başında bir kaç masa dışında kimseyi görmüyoruz.

Gümüşkesen Anıtı

Milas’ın simgelerinden birisi olmuş Gümüşkesen Anıtı, Bodrum’da Kral Mausollos adına inşa edilmiş anıt mezarın, Roma döneminde (MS 2. Yüzyıl) yapılmış bir kopyası olarak biliniyor. Yapımında, Sodra Dağı’ndan çıkarılan gri damarlı mermer kullanılmış.

2020 Ağustos ayında, çevresinde yapılması planlanan Arkeoloji Müzesi projesi nedeni ile ziyarete kapatılmış. Alacaklıyız!

Bugünün son durağı Labraunda Kutsal Alanı olacak.

28.08.2020