Yaklaşık bir hafta sürecek olan Güney Ege kamp rotamızı takip ediyor ve Milas’dan Bafa Gölü’ne doğru ilerliyoruz. Bugün, rota hazırlık aşamasında bizi çok heyecanlandırmış, prehistorik döneme tarihlenen kaya resimlerinden bir kaç tanesini görmeyi planlıyoruz. İncelediğim farklı kaynaklardan yerini tespit edebildiğimi umduğum Karahayıt Köyü yakınlarındaki kaya resimleri nispeten ulaşılabilir görünüyor.

Euromos Antik Kenti‘nden ayrıldıktan sonra İzmir yönünde yola devam ediyor ve Karahayıt Köyü’ne ulaşıyoruz. Karahayıt Köyü’ne ilk kez 2012’de Azgezmiş arkadaşlarımla birlikte fotoğraf çekmek için gelmiştim. Köyde mola verdiğimiz bir kaç saat içinde köy sokaklarında dolaşmış, çocuklarla oynamış, çat kapı bir ailenin ikindi çayına ve sohbetine misafir olmuştuk.

Sekiz sene sonra Karahayıt Köyü’ne tekrar gelmemin iki amacı var: İlki, beni sofrasına davet etmiş aileye o gün çektiğim bir kaç fotoğrafı hediye etmek ve sohbette konusu geçmiş dağa çıkmak!

Yaz kuraklığı ve pandemi dolayısıyla köy yolları ve köy meydanı epey sakin. Kahvede oturup birer soğuk maden suyu söylüyoruz. İki abi bizi oturdukları masaya davet ediyor ve sohbet ediyoruz. Konu konuyu açıyor, balcılıktan ve zeytincilikten bahsediyoruz. 

Köyde geçim

Köylüler genellikle balcılık ve zeytincilik ile geçiniyor.

1990’lı yıllara kadar bölgede pamuk da yetiştiriliyormuş. Barajların açılması ve Harran Ovası gibi geniş alanlarda pamuk tarımının yaygınlaşması sonrasında bu bölgedeki küçük arazilerde pamuk ekilmez olmuş.

Latmos’un engebeli arazi şartlarına uygun olarak keçi besleyiciliği ve görece kara kuru küçük yerli ırk inek besiciliği yaygınmış. Süt verimini artırmak için Belçika veya Hollanda cinsi inekler beslemeye başlamışlar. Zeytinlik olmayan küçük parsellerde ise inekleri de besleyecek mısır tarımı yaygınlaşmış. 

Balcılık ve Zeytincilik

Bir kaç gündür geçtiğimiz her köy yolunda, tepede gördüğümüz üzere, her sene Türkiye’den bölgeye bal kovanları taşınırmış. Dağ taş kovanlar ile dolar, köyde kimi kimse kalmazmış. Gel gör ki köy de mobil telefon çalışmıyor! Bu konuda tüm şirketlere başvurular yapılmış ama tepenin bir tarafı çekerken köy çevresinde çekmiyormuş.

Biz de tepelere doğru gitme niyetindeyiz ve mobil iletişim imkanımız olmamakla birlikte elimizdeki off-line haritaya güveniyoruz.

Karahayıt çevresinin kızıl çamları meşhurmuş ama çam balı her sene olmazmış. Bu sene iki kez yağmur yağmış ve çamda pamuklu böcek olmuş. Bu nedenle çam bal vermezmiş. Bu sene hasat çok düşük olacak, diyorlar. Halbuki, vakti ile kahvenin içini doldurmuş, sokaklara taşmış bal dolu kovanları hatırlıyorum!

Karahayıt Köyü - Prehistorik dönem kaya resimleri

Karahayıt Köyü – Prehistorik dönem kaya resimleri – aile sahnesi

Ekim’e kadar buralar çok sıcak olur, belki kara kışta bir iki gün zirveye kar yağarmış. Yılbaşına kadar soba bile yakmak gerekmezmiş, öyle ılıman bir iklim varmış. Kış geçti, bir gün de don yaptı mı artık bahar geldi sayarlarmış.

Mehmet abi “gençlik zamanımızda” diye söze başlıyor. Zeytin hasatı karda buzda, yağmurda çamurda yapılırdı. Zeytini toplar çuval çuval sırtımızda, katırlarla eşeklerle taşırdık. Şimdilerde kar da buz da kalmadı. Bu bölgede zeytin hasatı Kasım’da başlıyor ve Mart’a kadar sürüyor. Köyde sıkım yapan yağcılar varmış ama çoğunluk köylü zeytini toplayıp toptancıya satıyormuş. 

– – o – –

Zarfın içindeki fotoğrafları gösteriyorum. Meğer, daha önce geldiğimde de sohbet ettiğimiz Mehmet abinin amcasına misafir olmuşum. Halil amca hasta imiş, geçmiş olsun dileklerimiz ile fotoğrafları Mehmet abiye emanet ediyoruz.

Bu akşam köyde düğün varmış. Biz de davetliyiz! 

Halbuki gün bitmeden merak ettiğimiz kaya resimlerini görmek ve dün gece Çomakdağ‘da olduğu gibi karanlığa kalmadan kampı kurmak istiyoruz. Hadi öyleyse diyor Mehmet abi, “ben sizi Balıktaş‘a çıkarayım, orada da uygun bir kamp yeri göstereyim.” 

Yol boyunca hem çevreyi seyrediyor hem de Mehmet abinin çocukluk anılarını dinliyorum. Mehmet abi, “çocukken biz buralarda oynardık, o zamanlardan biliyoruz her taşı” diye anlatıyor. 1979’da köye elektrik gelene kadar tüm köy elinde çıralarla ateş yakar ve yaylalara göçermiş. Yaz olunca köyde kimi kimse kalmazmış.

Bu traktör yolu 2006’da köylü tarafından açtırılmış. Köylüler aralarında anlaşıp topraklarından pay vermiş ve para toplayarak ekskavatör (Kato diyorlar, markası) kiralamışlar. Bu yol sayesinde en azında bal kovanlarını ve zeytin kasalarını traktör ile taşıyabiliyorlar. Köyün tarıma uygun, düz arazisi hayli az ve engebeli olduğu için bu yol çevresindeki en ufak toprak bile epey kıymetlenmiş.

Taş parke döşeli yol bitmeden harabe bir taş ev görüyorum. Karahayıt’da pek taş ev pek kalmamış. Eski evleri yapmış taş ustaları, o vakitler Aydın’ın Tekeler Köyü’nden dağlar arasındaki patikaları izleyerek yaya olarak gelirmiş. Bugün betonarme yenilenmiş evlerin önünde geniş teraslar var. Bu teraslarda büyükbaş hayvancılık yapılıyor. 

Latmos Karahayıt bölgesi kaya resimleri

Latmos Balıktaş mevkii kaya resimleri

Latmos kaya resimleri neden önemli?

Latmos kaya resimleri, Herakleia Antik Kenti ve daha öncesinde Latmos Antik Kenti ile bağlantılı olarak yürütülen çalışmalar sırasında, ilk kez 1994’de Alman arkeolog Dr.Anneliese Peschlow-Bindokat tarafından keşfedilmiş. Bu keşif Alman Araştırma Merkezi (DFG), DAI ve Gerda Henkel Vakfı`nın destekleri ile tüm dünyaya tanıtılmış.

Bereketli Latmos eteklerinde ilk yerleşim izleri yaklaşık on bin yıl öncesine işaret ediyor. Latmos kaya resimleri ise geç neolitik/yeni taş dönemden kalkolitik/bakır çağı dönemine kadar (M.Ö. 6000 – 5000) süren geniş bir zaman dilimde tarihleniyor.

Yaklaşık 8000 yılı devirmiş bir dünya mirası olmasının yanısıra işlenmiş motiflerin ve sahnelerin sıradışılığı ile biliniyor. Batı Avrupa’da bulunmuş resimlerde av ve hayvan desenleri ağırlıkta iken Latmos kaya resimlerinde insanlar ve toplumsal hayat işlenmiş. Kadın-erkek ve aile sahnelerine yer verilmiş. Savaş sahneleri yerine günlük faaliyetler resmedilmiş. 

Diğer yandan buzul çağı sonrası kaya resim sanatında av, çiftçilik veya insanların yerleşmiş hayatlarına yönelik çeşitli sahneler gibi sık rastlanan motifler de Beşparmak eteklerinde henüz bulunmamış ve araştırmalar devam ediyor. Bölgedeki her yeni keşif arkeoloji dünyasında heyecanla karşılanıyor.

Kaya resimleri bugünkü Bafa Gölü ile Çine Çayı Vadisi arasında kalan dağlık alanda yoğunlaşıyor. O dönemin şartlarını düşünürken, bugünkü Bafa Gölü’nün henüz tıkanmamış ve Ege’ye açılan önemli bir körfez olduğunu da hatırlamak gerekir!

Hali hazırda 180 kadar kaya resmi keşfedilmiş ve incelenmiş. Alman arkelogun 20 yılı aşkın süredir devam eden çalışmalarına yer verdiği internet sayfasında bu resimler ile ilgili pek çok detaya ulaşabilirsiniz.

2016 tarihli bir haberde Latmos’un çekirdek bölgesi olarak belirlenmiş, Muğla-Aydın sınırı çevresindeki bir alanın Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 4491 Sayılı Kurul kararıyla koruma altına alındığından ve madencilik faaliyetlerine kapatılmış olduğundan bahsediliyor. Gel gör ki, 2020 yazında çekirdek bölgede kalan Aydın Karadere ve Göktepe mevkiilerine giderken maden sahası çitlerini aşıp da yol alamadık! Eğer köy çevresini sarmış maden ocakları kapatılmış ise bile ne tabelalar toplanmış ne de hasarın telafisi yönünde bir adım atılmış görünüyor. 

Bölgenin milli park ilan edilmesi yönünde uzun soluklu projeler söz konusu ve en kısa sürede yapıcı sonuçlar alınır umarım!

Prehistorik dönem kaya resimleri (Latmos Karahayıt bölgesi)

Prehistorik dönem kaya resimleri (Balıktaş mevkii)

Karahayıt Kaya Resimleri

Köy meydanından başlayan yol bir kaç km sonra hayli bozuluyor ancak kamp yapacağımız düzlüğe kadar araç off-road aracımız ile gidebiliyoruz.

Aracımızı bir zeytin ağacının gölgesinde park ediyor ve kaya resimlerine kadar Mehmet abinin peşi sıra yürümeye başlıyoruz. Dikenli çalılar arasında yürümek ve yön bulmak pek kolay değil!

Mehmet abinin rehberliği ile geldiğimiz Balıktaş mevlii (rakım: 400 metre) kaya resimlerinde el izleri ve insan motifleri görüyoruz. Bu motifler çok daha parlak imiş ama gelenlerin el izleri, flaşlı fotoğraf çekmesi gibi dış etkenler nedeni ile de silinmeye başlamış. Kayalar arasında tırmanıyoruz ve korunaklı kalmış kıyıda köşede pek çok motif görüyoruz. Seçebildiğimiz çoğu desene ise rahatça ulaşabilmek ve yakından fotoğraflamak mümkün olmuyor. Korunaklı kayanın kuytusundaki gizemli desenleri gün ışığı el verdiği ölçüde görmeye çalışıyoruz. 

Burada gördüğümüz resimlerde, diğerlerinden farklı olarak sarı rengin de kullanılmış olduğu biliniyor. Sarı renkli boya Beşparmak`ta bulunan demir oksitin toz haline getirilip bir sıvıyla karıştırılması neticesinde elde edilmiş.

Mehmet abi “Daha yukarılara çıkarsak Herakleia veya Latmos antik kentinin kalıntılarını da görebilirsiniz” diye anlatıyor. Yıllar önce define arayanlar da çok gelirmiş. Tepeye tırmanmak isterseniz, önce Bağarcık Köyü’ne gitmeli ve oradan yürümeye başlamalı diyor.

Dile kolay, sekiz bin yıl önce buralarda yaşamış insanların saklandığı bir kaya oyuğundan çıkıyor ve şaşkın şaşkın rehberimiz Mehmet abiyi takip ediyoruz. Dikenli makiler arasından sıyrılmaya çalışırken kollarımda ve bacaklarımda kesikler açılıyor. Metrelerce yükseğe tırmanmış asmalardan bir kaç salkım yabani üzüm topluyoruz. Yabani üzümü ilk kez geçen sene Antalya’da Serik ormanlarında görmüş ve şaşırmıştık. Çok lezzetli oluyor!

Karahayıt – Latmos Kampı

Bu gece konaklayacağımız çadırın önünde oturmuş akşam yemeğimizi yerken karşımızda Beşparmak Dağları’nın zirvesini, Tekerlek Tepe’yi (1375 metre) seyrediyoruz. Köyden yükselen düğün havalarının yankısını işitiyoruz.

Bir zamanlar Anadolu parslarınınn dolaştığı zorlu arazide günümüzde, nesli tehlike altında olan karakulak (caracal caracal), oklu kirpi (hystrix indica) ve bozayı (ursus arctos) türlerinin yaşamakta olduğu biliniyor. Mehmet abi, “Bu bölgede çakal, tilki olabilir. Yaban domuzu olursa da sizi duyar, yanaşmaz” diyor.

Yorucu bir günün sonunda, sırtımızı dayadığımız kayanın arkasından yükselen dolunay ışığına tutulmadan derin bir uykuya dalıyoruz. Yarın Gölyaka Köyü’ne ve Yediler Manastırı‘na doğru devam edeceğiz.

29.08.2020