Saraybosna, Dalmaçya kıyılarında planladığım yolculuğumun ilk durağı olacak. Bosna Hersek’in başkenti ile ilgili aklımın bir yerlerinde kazınmış pek çok hikaye var. İstanbul’dan Saraybosna uçuşu yaklaşık iki saat sürüyor. Saraybosna Havalimanı’na vardığımda saatimi de bir saat geriye alıyor ve günlük güneşlik yeni bir sabaha başlıyorum.

Haberlerde gördüğüm, kurgularla izlediğim kanamış yaranın kabuk tutmuş sokaklarında dolaşmak ve lezzetini merak ettiğim Boşnak böreğine ve köftesine doymak için iki günüm olacak.

Saraybosna Havalimanı’ndan şehir merkezine ulaşım ve döviz işlemleri :

Cebinizdeki parayı havalimanı çıkışındaki döviz bürosunda veya Başçarşı’daki sebilin karşısında göreceğiniz büroda bozdurabilirsiniz. Buralarda, ilaveten TL/Euro kur farkı ödemeyeceğiniz için daha ekonomik olacaktır. Yanınzda euro var ise, başçarşı etrafındaki turistik dükkanlarda kur farkını biraz yuvarlayarak 1 euro: 2 KM şeklinde de alışveriş yapabilirsiniz. 

Gezmenin sonunu bulamayan bir arkadaşımın tavsiyesi ile havalimanından taksiye biniyorum. Şehir merkezine gitmeden önce havalimanı ile Sırbistan sınırı arasında kalan Umut Tüneli’ni ziyaret edeceğim. Taksi şoförü şehir merkezi ile Butmir Mahallesi’nin ters yönlerde olduğunu bu nedenle toplam ücretin 50 KM (25 euro) olacağını söylüyor. Havalimanı ile şehir merkezi arasında taksi dışında bir ulaşım alternatifi olmadığı için sabit bir taksi ücreti belirlenmiş (30 KM).

Fiyatı kabul ediyorum ve süngerleri hayli eskimiş koltukta oturup arkama yaslanıyorum. Hava bugün çok güzel!

Saraybosna Umut Tüneli :

Çevre, Anadolu’nun küçük bir şehrindeymişi gibi görünüyor. Yaklaşık 10 dakika sonra, bahçe içinde ufak tefek evler arasından geçiyor. 1992 baharından itibaren 3,5 yıl boyunca milliyetçi Sırp askerlerince kuşatılmış başkentin tek çıkışı, Umut Tüneli’nin kapısı olmuş ve sırrını duvarlarındaki mermi izleri ile saklamayı başarmış müze eve varıyoruz.

Taksi şoförü, beni evin karşısındaki otoparkta beni bekleyeceğini söylüyor. Araçtan sadece kameramı ve pasaportumu yanıma alıyor ve eve doğru yürüyorum.

Müze evin giriş ücreti 10 KM. Şehir merkezinden buraya toplu taşıma ile ulaşmak hayli meşakatli. Bu nedenle, ziyaretçiler genellikle taksi ile veya günübirlik turlar ile geliyor.

İlk olarak video odasına gidiyor, 1984 Kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapan bir kentin on senedeki dönüşümünü seyrediyorum. Bombalarla yakılan, yanan binalarını, evlerini seyrediyorum. Tünel kazılırken çekilmiş kayıtları seyrediyorum. Şehir bombalanırken beş yaşında 70 yaşındaki iki büklüm ihtiyara kadar, bir ekmek peşinde tünelden geçip şehre geri dönen insanların kayıtlarını izliyorum.

Kuşatmanın dışına sağ salim çıkabilmiş bir insan neden geri döner diye sormak geçiyor içimden, aklım almıyor, yutkunuyorum.

Tünelin üst katında küçük bir müze odası var. Bu odada, videoda izlediğim insanların eşyaları, kıyafetleri, fotoğrafları, bölgede bulunan silahlar, mayınlar, o günlerin gazete sayfalarını ve işgal haritaları sergileniyor.

Bahçesinden Saraybosna Umut Tüneli'nin kazıldığı evi müze olarak ziyaret edebilirsiniz.

Bahçesinden Saraybosna Umut Tüneli’nin kazıldığı evi müze olarak ziyaret edebilirsiniz.

800 metre uzunluğundaki Umut Tüneli ‘nin büyük bölümü havalimanı sahasından geçiyor ve bugün güvenlik gerekçesi ile kapatılmış durumda. Tünelin ancak 25 metresini yürüyerek geçiyor ve tekrar bahçe içine çıkıyorsunuz. 4 ay ve 4 gün boyunca kazılmış, ahşap kazıklarla desteklenmiş bir metre genişliğindeki tünelin yüksekliği ise 1,60 cm.

Umut Tüneli ziyaretim yaklaşık yarım saat sürüyor. Sokağın karşısındaki otoparka bakarken, buraya geldiğim ve valizimi bıraktığım taksinin plakasına dikkat etmediğimi hatta rengini bile hatırlamadığımı farkediyorum!

Tam da bu esnada, karşıdaki bankta oturan bir beyin bana el salladığını farkediyorum. Bana seslenen taksi şoförü içime su serpiyor! Yanıma gelerek birlikte oturduğu diğer üç genci gösteriyor. Üç İtalyan turist (ki ikisi Bosna göçmeni imiş) benim gibi müzeyi görmeye gelmişler ama şehre dönüş için buradan taksi bulmaları çok zormuş. İtirazım yok ise şehre kadar birlikte seyahat edebilir miymişiz? Ne demek, tabi ki!

Bavullar ile birlikte araca sıkışıp şehir merkezine doğru yola düşüyoruz. Boşnakça konuşan üç kişi ve İtalya’dan gelmiş biri İtalyan üç kişiden ne beklersiniz? Sohbetin başı sonu gelmiyor; sağolsun şoför bana da arada İngilizce özet geçiyor ve fazla sıkılmıyorum. Havalimanını geçtikten sonra yemyeşil bir tepede duraklayıp şehre tepeden bakıyoruz.

Saraybosna’da konaklama :

Yaklaşık 15 dakika sonra bir evin önünde duruyoruz. Şoför bana sokak tabelasını ve bina numarasını gösteriyor. Elimdeki online-rezervasyon formunda yazılı adres burası ama kapıda ne bir isim var ne de bir tabela. Şaşırdığımı farkeden şoför, “yasal bir otel olmayabilir, sorun değil” diyor. Bir gece için 12 euro ödüyorum.

Zili çalıyorum ve kapıyı bir amca açıyor. Rezervasyon formunu teyid için bana önce adımı soruyor sonra da Türkçe selam veriyor ve nereli olduğumu soruyor. Kendisinin dedesi zamanında Konya’dan gelmiş ama kendisi Türkiye’yi hiç görmemiş. Ancak birkaç kelime hatırladığını ve köklerinin geldiği toprakları görmediği için üzgün olduğunu söylüyor. Birkaç kelime Türkçe birkaç kelime İngilizce anlaşıyoruz. Evlerinin üst katındaki üç odayı turistlere kiralayan yaşlı çift ise alt katta yaşıyor. Bana evin ve bahçe kapısının anahtarlarını veriyor. Gece geldiğimde kapıları kitlememi tembihliyor ve bir şey sormak istersem alt kattaki evine gelebileceğimi söylüyor. Eşyalarımı odaya bırakıyor ve öğle yemeği için Başçarşı’nın yolunu tutuyorum.

Başçarşı :

Güneşli bir Cumartesi gününün öğle saatlerinde Başçarşı epey kalabalık, sokaklara taşmış masalardan mis gibi köfte kokuları geliyor! Meydandaki turist kalabalığından biraz uzaklaşıp Belediye Binası’nın (eski milli kütüphane) alt tarafında kalan sokakta, köşede bir köfteci ve sokakta boş bir masa görüyorum. Benim gibi bekleyen yan masadan bir bey kalkıp garsonu çağırana kadar kimse ne yersin, içersin diye sormuyor. Etrafta pek turist görünmüyor, daha ziyade bir aile ziyaretinden gelmiş gibi şık giyinmiş yaşlı insanlar var. Bir porsiyon (200 gr) ve şişe kola için menü ücreti 10 KM. Üç gün boyunca yediğim en leziz köfte idi.

Saraybosna'da gece eğlencelerinin adresi: Zelenih Beretki Caddesi

Saraybosna’da gece eğlencelerinin adresi: Zelenih Beretki Caddesi

Şehirde bir gece konakladım ve şehir merkezinde dolu dolu iki gün geçirdim. Aynı sokaklardan, paralel sokaklarda, kesişen sokaklarda farklı saatlerde tekrar tekrar geçip her seferinde yeni bir şey farkettim. Tarihi sokakların girişindeki tabelalarda sokak hakkında kısa bilgiler bulunuyor. İster göz atın ister barkodu okutun, geçtiğiniz yeri tanıyın derim!

Başçarşı sokakların tümü tek bir meydana çıkıyor. Aynı zamanda bir buluşma noktası olan sebilin etrafı her saat kalabalık. Bir söz varmış; bu sebilden su içen şehre geri dönermiş; ihmal etmeyin. İki gün boyunca su şişemi bu çeşmeden doldurdum, bakalım ne zaman tekrar gideceğim?

Sebilden şehrin ortalayan Miljacka nehri kıyısına geldiğinizde restorasyonu henüz tamamlanmış ve 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. yıldönümü öncesinde, Mayıs 2014’de açılışı yapılmış Belediye Binası’nın önüne çıkarsınız. Osmanlı modeli çarşının diğer yüzünde 19. yüzyıl Endülüs mimarisi eseri olan görkemli kütüphane binası Bosna-Hersek’te yaşayan Boşnak, Sırp, Hırvat ve Yahudiler’e ait el yazması ve önemli eserlerin de bulunduğu yaklaşık 6 milyon kitap ve arşiv belgeleriyle “ülkenin hafızası” konumunu kazanmış. Bugün belediye Binası olan yapı, diğer adı ile Vijeçnica Kütüphanesi, şehrin milliyetçi Sırpların (Çetnikler) kuşatmaya alındığı 1992’de bombalanmış ve üç gün süren yangında 155 bini el yazması ve ülkenin ulusal arşivlerinin de bulunduğu 2 milyondan fazla eser yok olmuş.

Ziyaretçilerin tarihi binanın üst katlarına çıkmasına izin verilmiyor; giriş katında eski fotoğraflardan ve restorasyona dair mimari çizimlerin yer aldığı bir sergi ve mozaik ve kalem işi tavan süslemeleri, seramik panolar görülmeli!

Saraybosna Belediye Binası (eski milli kütüphane)

Saraybosna Belediye Binası (eski milli kütüphane)

Başçarşı’nın taş sokaklarında dolaşıyorum. Başçarşı Cami’nin avlu kapıları kapalı; Gazi Hüsrev Bey Medresesi ve Camisi ise bugün müze gibi ziyaret edilebiliyor. Farklı bir şey görmeyi beklemediğim için içeri girmiyorum. Namaz kılmak isteyenler ise ancak dış revakların altında kılıyorlarmış. Pazar sabahı tekrar geldiğimde avludaki sebilin önünde halı yıkayan bir abla vardı, yurdum insanı!

Antikacılar sokağı, Bakırcılar Çarşısı derken Bursa Bezistanının önüne geldiğimde kapalı çarşıda kapı duvar buluyorum. 1551 tarihli bu bina müze olarak geziliyor ve şehir tarihi ile ilgili sergiler ve şehrin 1878 dönemini gösteren bir maketi bulunuyor.

Bursa Bezistanı gibi kamu yönetiminde olan dört müze daha var ve hafta sonu sadece Cumartesi günü 10:00-15:00 arası ziyaret edilebilen müzeler hafta içi ise 10:00-18:00 arası açıklar. Internet sayfasından detaylı bilgi alabilir ve yürüme mesafesindeki beş müze için ortak bilet (10 KM) alarak ekonomik bir gezi planlayabilirsiniz.

Çarşının en yüksek noktası Saat Kulesi olarak görünüyor; kapısı bir hanın içindeki restoranın arkasında kalan kuleye çıkılmıyor.

Saraybosna Katedrali

Saraybosna Katedrali

Şehir Katedrali’nin önü şehrin diğer kalabalık noktası. Sokaklar cıvıl cıvıl. Katedralin yan tarafındaki binada yer alan Galerija 11/07/95 sergisi her gün ziyarete açık. Tika (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) tarafından desteklenen serginin giriş ücreti 12 KM. Sadece bakmak değil görmek de istiyorsanız ziyaret etmenizi öneririm. Birkaç fotoğraf bakayım diye girdiğim sergide-müzede videoları izliyorum, saat başında salona giren ve önce tarihçeyi sonra fotoğraf projesini ve tek tek fotoğrafların hikayesini anlatan rehberi dinliyorum ve yaklaşık iki saat geçiriyorum.

Salondaki ekranda Sırp savaş suçlularının mahkemede verdikleri ifadelerini izlerken ekranın etrafına asılmış Potoçari Pil fabrikasında (Srebrenitsa) çekilmiş fotoğrafları seyretmek insanın içini acıtıyor. Toplu infaz yapılmış fabrika duvarlarında fotoğraflanmış Hollandalı Birleşmiş Milletler askerlerinden bir tanesinin yazısı şöyle: I am your best friend, I will kill you for nothing, Bosnia 1994.

Sergideki her bir fotoğrafın ise hikayesi var. Görevli bayan, saat başı yaptığı sunumda tek tek anlatıyor. Sunumunun başında tarihten bahsederken kurduğu tek bir cümle yaşanan tüm acıları özetliyor belki de: “1991’de Yugoslavya dağıldığında Slovenlerin ve Hırvatların kendi toprakları vardı, dağıldılar. Ama biz burada kardeştik, bir arada yaşıyorduk ve Dünya bunu istemedi!”

Duvardaki bir kartta 18. yüzyılda yaşamış İrlandalı-İngiliz filozof bir siyasetçi Edmund Burke’nin bir sözü Türkçe ve İngilizce olarak yazıyor: Kötülüğün zaferi için, iyilerin hiçbir şey yapmaması yeterlidir!

Saraybosna Galerija 11/07/95 Sergisi

Saraybosna Galerija 11/07/95 Sergisi

Katedral önünde kurulmuş bir stanttan turistik amaçlı hazırlanmış Türkçe bir şehir haritası alıyorum (2 KM). Harita üzerinde gezi güzergahlarından, müzelere ve restoran alternatiflerine kadar şehir merkezi hakkında püf noktaları verilmiş ve çevresini kısaca tanıtılmış.

Caddede Başçarşı’ya doğru yaklaştıkça mimari de değişmeye başlıyor ve işte yol ayrımındayım! Doğu ile Batı’nın, farklı kültürlerin buluştuğu şehir: Saraybosna’dasınız!

Şehri seyretmek için güzel bir alternatif ise Osmanlı dönemi tabyalarının olduğu Vratnik Tepesi. Belediye Binasının arkasından yukarı doğru bir sokaktan çıkabilirsiniz. Kovaçi Sokağı’ndaki antikacılara ve zanaatkar dükkanların vitrinlerine baka baka çıkıyorum. Taş sokak bittikten sonra yol boyunca devam eden evlerin pencerelerinin arada kalan büyük mezarlığa bakması ilk başta beni biraz ürkütüyor ama şehre alışmaya başladıkça ben de kabul ediyorum. Ülkenin kurucu önderi Aliya İzzetbegoviç’in mezarı da vasiyeti üzerine bu mezarlıkta, silah arkadaşlarının arkasında yer alıyor.

Sarabosna Kovaçi Tepesi Şehitliği

Sarabosna Kovaçi Tepesi Şehitliği

Gün batımı öncesi bir heves en yüksekteki Ploca Kapısı’na kadar tırmanıyorum. Şehri çevreleyen surların bir burcu olan bu kapı bugün İzzetbegoviç Müzesi ve hafta sonu olduğu için kapalı. Diğer bir kapı Sirokaç’dan geçerken evinin önünü süpüren bir teyzeye yönümü soruyorum. O İngilizce bilmiyor ben ise Boşnakça veya Almanca. El yordamı ile anlaşıyoruz. Sonraki günlerde Hırvatistan’da da benzer bir diyalog yaşadıktan sonra diyebilirim ki, Avusturya-Macaristan döneminin kültürel mirasının, hem mimarisi hem de lisanı ile hala hayatın içinde olması kayda değer!

Sarı Tabya’nın bahçesinde bir kafe, piknik masaları ve şehri seyreden banklar var. Buradan güzel bir gün batımı izleyebilirsiniz. Fotoğraf çekmek isterseniz önerim sabah erken gitmeniz olacak; yeni bir sabaha uyanan şehrin ihtişamını havanın ısınması ile yükselen bulutların altından seyredebilirsiniz.

Geldiğim yoldan geri nehir kenarına iniyor ve akşam yemeği için İnat Kuca’nın bir masasına yerleşiyorum. Menünün ilk sayfasında restoranın tarihi anlatılmış.

Dört asır süren Osmanlı iktidarının ardından Berlin Anlaşması ile Avusturya Macaristan monarşisi yönetime gelir ve şehirde geniş kapsamlı bir imar hareketi başlar. Postahane, müzeler, hukuk fakültesi ve barok tarzlı, gösterişli binalar o dönemden günümüze ulaşanlar. İktidarın da gücünü gösterecek görkemde tasarlanan Belediye Binası’nın inşası nehir kenarında planlanır. Arsa Benderija isimli yaşlı Boşnak’ aittir ve inatçı amca durduk yere yerinden yurdundan edilmeye razı olmaz. Uzun müzakereler neticesinde ancak bir kese altın ve evini tuğla tuğla söküp nehrin karşısına taşınması karşılığında ikna edilebilmiş. 1895’den bu yana da ihtiyarın evi İnat Kuca olarak bilinir olmuş ve 1997’de yerel lezzetler sunan bir restorana çevrilmiş.

Yan masamdaki Boşnak aile yemeğe bakır kaplarda gelen çorba (Begova, tavuk suyuna sebze çorbası) ile başlıyor ve çorba gerçekten de çok güzel görünüyor. Ben ise ortaya karışık bir Boşnak tabağı söylüyorum, Sarajevski Sahan (dolme, sitni cevap, bamija: 14 KM), içinde neler geleceğini anlamak zor olmasa gerek! Dileyene ortaya karışık ızgara tabağını da menüye eklemişler.

Biber, yaprak ve soğan dolmalarının içine pirinç yerine de kıyma koyuyorlar; soğansız bir yemekleri yok, sarmayı üzerinde yoğurt ile servis ediyorlar ve etli bamya da çok lezzetli. Ev ekmeği ile bakır sahanın dibini de sıyırdıktan sonra hesabı ödüyor ve iki paralel sokaktaki odama dönüyorum.

Akşam yemeğimi beklerken okunan ezanın sesi saat başı çalan kilisenin çan sesine karışıyor; öyle renkli, sesli, hareketli ve barış dolu bir şehir burası!

Başkentteki tek gecemde gece fotoğraflamak istediğim rotayı çizmiş tam kapıdan çıkıyorken sağanak bastırıyor. Biraz yavaşlamasını beklemek için odada oyalansam da nafile!

1995’den bu yana düzenlenen ve Balkanlar bölgesinin en prestijli uluslararası sinema festivali olan Saraybosna Film Festivali’nin kapanış seremonisi bu akşam ve dışarıda sağanak var.

Yağmur tüm gece devam ediyor. Yarın uzun bir gün olacak ve akşam treni ile Mostar’a gideceğim.

Saraybosna Ferhadija Caddesi üzerindeki pusula

Saraybosna Ferhadija Caddesi üzerindeki pusula

23.08.2014