On üç gün sürecek Batı Karadeniz kamp rotamızın en doğu noktası olan Taşova’ya ulaştık ve artık dönüş yolundayız. Dün gece Boraboy Gölü Tabiat Parkı’nda kamp kurduk ve sabah erkenden toparlanıp Amasya şehir merkezine gittik. Amasya‘yı gezdikten sonra Merzifon yolunda devam ediyoruz.

Kamp rotamızı hazırlarken Amasya’dan sonrasında iki alternatif düşünmüştüm. İlk alternatif Havza – Vezirköprü istikametinde Kızılırmak vadisine kadar uzanıyordu. Burada, Altınkaya Baraj Gölü’nde yaklaşık bir saat süren bir tur ile Şahinkaya Kanyonu’nda tekne gezisi yapabilirdik. Bu durumda akşam için kamp yeri alternatifimiz Kunduz Dağı etekleri olacaktı.

Bu rotanın hem kilometre olarak oldukça uzun olması hem de Kunduz Dağı eteklerinin günübirlik bir kamp için uygun olmayacak olmasından dolayı ikinci alternatifi takip etmeye karar veriyoruz.

 – – – o – – –

Bu plana göre, Suluova üzerinden yola devam edecek, Merzifon çevresindeki üç tarihi camiyi ziyaret edecek ve konaklamak için Osmancık dolaylarında çadır kuracağız.

İlk durağımız, Merzifon ilçe merkezine varmadan, 2. Viyana Kuşatması ile tanınan Osmanlı sadrazamı Kara Mustafa Paşa’nın da memleketi olan Karamustafapaşa Köyü oluyor. Cami cemaatinden Ali amca bize hem camiyi tanıtıyor hem de köyün geçmişinden bahsediyor. Ali amca 1937 doğumlu ve caminin 1943 depreminde yıkılmadan önceki orijinal mimarisini de hatırlıyor. Restorasyon sırasında, özellikle kubbe mimarisinde değişiklik yapılmış ve külahı yıkılan minare de tamir edilmiş.

Cami, 2002 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tescil edilmiş ve restorasyonu 2007 yılında tamamlanarak tekrar ibadete açılmış.

Kara Mustafa Paşa’nın annesi adına 1680 yılında yaptırılan Abide Hatun Camii‘nin özellikle iç mekanındaki ahşap nakış işlemeleri göz alıyor. Ahşap kirişli tavanı ve rengarenk işlenmiş çiçek ve bitki motifleri oldukça etkileyici. Bezemeleri bakımından Osmanlı süslemesinin en güzel örnekleri arasında sayılan caminin cümle kapısı da oyma tekniği ile işlenmiş.

Abide Cami - tavan detayı

Abide Hatun Camii – tavan detayı

Merzifon çarşısında gezerken hızlıca kamp mutfağı için eksiklerimizi tamamlıyor ve meydandaki Karamustafa Paşa Camii’ni ziyaret ediyoruz. Cami avlusunun, özellikle Taşhan tarafındaki kemerli giriş kapısı görülmeye değer. 1666 tarihli caminin esas dikkat çeken bölümü 1875’de yapılmış, sivri külahlı şadırvanı ve kubbe altındaki gravürler oluyor. Zileli Emin tarafından yapılmış bu süslemelerde eski İstanbul (Galata ve Beyazıt kuleleri arasında kalan Haliç çevresi, Çemberlitaş ve civarı, camiler), Amasya (Kale, nehir kıyısındaki su değirmenleri ve Beyazıt Camii) ve Viyana kuşatması (Osmanlı cephesi, şehri kuşatmış toplar ve tüfekler) resmedilmiş.

Kara Musafa Paşa Cami şadırmanı - Amasya figürleri

Kara Musafa Paşa Cami şadırmanı – İstanbul ve Amasya gravürleri

Avluda çapları yaklaşık üçer metre olan iki yaşlı çınar bulunuyor.

Kara Mustafa Paşa Camii şadırmanı - Viyana kuşatması gravürü

Kara Mustafa Paşa Camii şadırmanı – Viyana kuşatması gravürü

Gümüşhacıköy merkezinden güneye doğru sapıyor ve Maden Mahallesi’ndeki tarihi mabedi ziyaret ediyoruz.

Osmanlı zamanında, Amasya sancağına bağlı Gümüşhacıköy zengin gümüş rezervi ile Osmanlı darphanesi için önemli merkezlerden birisi olmuş. Şehirdeki maden üretimini artırmak için Gümüşhane’de ve Kayseri’de yetişmiş usta madenciler bölgeye getirilmiş. Kayıtlara göre, 1806 yılında Darphane-i Amire’de işlem görmek üzere teslim edilen ve “sim-i mahlut” olarak belirtilen gümüş içerikli altın/ kurşun miktarı yaklaşık 16 bin dirhem iken, 1809 senesinde 41 bin dirhemi aşmış. Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde faaliyetlerini sürdürmüş maden sahası 1. Dünya Savaşı sonlarında üst zonlarda işletilecek maden rezervi kalmadığı için kapatılmış.

O günlerden miras kalan ve bölgeye yerleşen Ortodoks cemaat tarafından kilise olarak inşa edilen yapı, Lozan Barış Anlaşması’nın ardından yaşanan mübadele yıllarında cemaatini yitirmiş. Balkanlardan göç eden Müslüman halk da bu mabedi cami olarak kullanılmaya başlanmış. Bu süreçte, fresklerin üzeri badana ile örtülmüş, apsis bölümü yıkılmış ve haç sembolleri kazınmış.

Bitki, çiçek ve melek motifleri ile bezeli, ahşap vaaz kürsüsü ve minber altın yaldızlı bir renge boyanarak Kıble yönünden yerleştirilmiş. Kürsü üzerindeki insan ve kadeh figürleri ufak tefek zararlar ile deforme edilmiş olsa da orijinalliği korunmuş.

Kapının üzerinde pencere yerinde, kilise çanı varmış ve 1956’da sökülerek 1956’da Samsun Ladik Öğretmen Lisesi’ne ders zili olarak kullanılmak üzere verilmiş.

1996 depremi sonrasında badana dökülünce freskler görünür olmuş ve cami Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiş. Duvarlardaki fresk panoları ise sergilenmek üzere Amasya Müzesi’ne taşınmış. Biz müzeyi ziyaret ederken bakım çalışması nedeniyle sergiden kaldırılmışlardı.

Mabedin orijinal kapısı ise halen kayıp ve arama listesinde yer alıyor. Kilisenin mühür motifini ise hemen kapının eşiğinde, beton zeminde görebilirsiniz.

İçeride gördüğümüz kubbe, sanıyorum ki gizli kubbe tekniği ile inşa edildiği için dışarıdan dikkat çekmiyor. Tanzimat Fermanı öncesinde azınlık ibadethanelerinde kubbe ve çan kulesi inşa etmesi yasaklanmıştı ve İstanbul’daki kiliselerde gördüğümüz çan kuleleri genellikle tanzimat dönemi sonrasında inşa edilmiştir.

Günümüzde, restorasyon sonrası ortaya çıkarılan kubbe altındaki Hz. İsa ve dört havarisinin figürlerini açılır kapanır bir sistem ile örtülmekte ve Gümüş Maden Camii‘nde ibadete devam edilmekte.

Maden Camii kubbesi ve freskler

Gümüş Maden Camii kubbesi ve freskler

Çoğunlukla Arnavutluk ve Bosna göçmeni olan köy ahalisi bugün genellikle tütün tarımı ile uğraşıyor. Samsun’a yaklaştıkça görmeye başladığımız tütün sergileri bölgede yaşanmış mübadele ve göç sürecinin diğer bir mirası. Bu anlamda, oralara kadar gitmişken Samsun Alaçam’daki Mübadele Müzesi de görülmeye değer. Biz alacaklıyız!

Gümüşhacıköy sınırlarındaki diğer bir dini yapı olan Kızlar Manastırı ise restore edilmeyi bekliyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında ilçedeki gümüş maden ocağında çalışmak için gelen Rumlar tarafından yaptırılan Kızlar Manastırı 1925’de yaşanan mübadele dönemi sonrasında terkedilmiş ve zaman içinde harabeye dönüşmüş. Pontus Krallığı döneminde aynı bölgenin hanedan üyeleri tarafından av sahası olarak kullanıldığı da bilinirmiş.

Amasya Arkeoloji Müzesi’nde gerek bu manastıra ait, gerekse bölgedeki arkeolojik dönemlerden yadigar çeşitli eşyaları görmüştük.

Maden Camii

Maden Camii

Gün hızla ilerlerken biz de gece kamp kurmak üzere haritada işaretlediğim Karaca Yaylası’na doğru devam ediyoruz. Wikiloc’dan takip etmeyi planladığım rota 20 km sürecek iken ben büyük bir dikkatsizlik yapıyor ve yaylanın Osmancık Başpınar Köyü’ne sadece 2 km mesafede olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yola koyulmakta geç kalıyor ve Karaca Yaylası‘na ancak hava karardığında çıkabiliyoruz. Ufuktaki kızıllık gitgide kararırken OGM’nin kurduğu yangın söndürme havuzunun kenarındaki düzlükte çadırımızı kuruyoruz.

Arazide geçecek seyahat süresi de dikkate alındığında, bu gece için Gümüşhacıköy’ün kuzeyinde kalan Kabaoğuz Yaylası daha doğru bir alternatif olabilirdi.

Merzifon yakınlarında ise, tabelasını gördüğümüz ancak çıkmadığımız, şehri yüksekten seyreden bir Paraşüt Tepesi var. Aklınızda olsun!

 

Wikiloc üzerinden takip ettiğimiz rotaları ve detaylarını uygulama sayfasında bulabilirsiniz!

28.08.2018