On bir gün boyunca izleyeceğim Likya Denizi rotası ile, antik Likya uygarılığının ayak izlerini takip edecek, Fethiye’den Antalya’ya kıyı kıyı ilerleyeceğim. İlk durağım Fethiye!

Bayram öncesi artan uçuş trafiğini aşıp yaklaşık iki saatlik rötar sonrası Dalaman Havaalanını’na varıyorum. Alandan Fethiye veya Marmaris yönünde devam edecek iseniz, dışarı çıktığınızda sol taraftaki Muğla Belediyesi’nin bir hizmeti olan Muttaş otobüslerini veya sağ taraftaki Havaş otobüslerini tercih edebilirsiniz. Her iki alternatif için de tek yön Fethiye bileti ücreti 10 TL.

Havaalanından henüz ayrılmışken yol boyunca sıralanmış, dalları yerlere kadar sarkmış portakal ağaçlarından anlıyorum ki Akdeniz’deyim! Yaklaşık bir saat süren yolculuk boyunca sol tarafta Tigem bahçelerinin önünden ve Göcek Tüneli’nden geçiyoruz. Tünel geçiş ücreti 4,5 TL olarak kesiliyor ve Fethiye’ye gitmek için alternatif bir yol olduğunu sanmıyorum.

Çalış Plajı'nda yağmurlu bir gün

Çalış Plajı’nda yağmurlu bir gün

Türkiye’nin işaretlenmiş en uzun yürüyüş parkuru olan ve antik Likya uygarlığına ev sahipliği yapmış kentlerden geçen “Likya Yolu“nun da başlangıcı olan Fethiye bölgesinde konaklamak için Çalış Plajı’nı tercih ediyorum. Haritadan baktığımda hem merkezi konumu hem de şehir merkezine alternatif olarak görünüyor. Yola çıkmadan önce, Booking.com aracılığı ile uygun bütçeli ve toplu taşımaya, plaja yakın bir otelde rezervasyon yapıyorum. Muttaş otobüsü ile Fethiye’ye varmadan, ana cadde üzerinde Çalış Plajı’na dönen yol ayrımında iniyorum. Çalış sahiline inmek için, bu kavşaktan geçen Fethiye-Çalış veya Otogar-Çalış dolmuşlarına binebilirsiniz.Yolculuk yaklaşık 10 dakika sürüyor.

Ben henüz otobüsten inmiş, sağıma soluma bakınırken arka koltuğunda kilim serili eski model arabalardan birisi yanaşıyor ve şiveli bir ses “Çalış’a mı?” diye soruyor. Aslen Ermeni olan ve yaklaşık on sene önce Fethiye’ye taşınmış amca ile birkaç kelime Türkçe birkaç kelime İngilizce konuşarak anlaşıyoruz. Beni otellerin sıralandığı, sokağın köşesinde bırakıyor. Hareketli bir sabahın ardından, tam da gök kararmış ve yağmur bulutları dansetmeye başlamışken saat 10:15’de oteldeyim.

Dalgalı denizi ile meşhur Çalış Plajı‘nın diğer bir yanı da su sporları meraklıları için alternatif eğitim ve aktivite fırsatlarına da ev sahipliği yapıyor olması! Fethiye’ye sonbahar yerine yaz başında gelip doya doya hem denizin hem de mevsimin tadını çıkarmak istediğinizde sahildeki çeşitli aktivitelere, surf, rüzgar surfü, katamaran, kano, uçurma gibi çeşitli alanlardaki kurslara veya kamplara katılabilirsiniz.

Gecenin uykusuzluğuna havanın kasveti de eklenince ilk günü odada uyuyarak ve sahilde, ıslak taşlar üzerinden kenara çekilmiş bir şezlongda kitap okuyarak geçiriyorum. Çalış Turizm ve Tanıtım Derneği (Calis-Der) tarafından sunulan şemsiyelerin ve rengarenk şezlongların kiralama ücreti 5 TL.

Aynı zamanda deniz kaplumbağaları caretta carettaların da üreme alanı olan plajda yol boyunca dikilmiş tabelalarda demir kafeslerle korumaya alınan yuvalara dikkat edilmesi uyarısı yapılıyor. Şimşeklerin gökyüzünü aydınlattığı ikindi saatlerinin ardından güneş portakal renginde batıyor ve ertesi günü parlayacağını şimdiden müjdeliyor.

Çalış Plajı'nda gün batımı

Çalış Plajı’nda gün batımı

Akşam yemeği için sahil boyunca yürüyorum. Sahile paralel uzayıp giden kaldırım boyunca her tür zevke hitap edecek Çin Lokantası’ndan İtalyan Restoranı’na kadar farklı lezzetler keşfetmek mümkün. Tabelaların ve etiketlerin genellikle İngilizce olması, esnafın sizi İngilizce selamlaması, sohbet açması sizi şaşırtmasın, zira müşterilerin çoğu İngiliz! Misafirperverliği ve leziz yemekleri ile plajın başlangıcındaki Oben Restoran’ı önerebilirim.

Fethiye’den çevre plajlara ve antik kentlere ulaşım:

Fethiye hem antik kentlere hem de doğal güzelliklere ulaşım için merkezi bir konumda yer alıyor. Bu konumu sayesinde, tek bir yerde konaklayarak pek çok farklı yeri keşfedebilmem mümkün oluyor!

Şehir merkezindeki minibüs durağının beş-on metre gerisinden “public bus” yazan belediye otobüsü de geçiyor ama toplu taşıma için minibüs tarifesini incelemenizi öneririm. Bu sayede, alternatif rotaları düşük maliyet ile rotanıza dahil edebilirsiniz. Örneğin, seyahatimin sonunda alacaklı kaldığım, Muğla-Antalya il sınırında kalan Letoon ve Xsantos antik kentleri ile doğa harikası Saklıkent Kanyonu harita üzerinde Kalkan’a daha yakın olmasına karşın, özellikle sezon dışında ve toplu taşıma ile gidecek iseniz Fethiye’den daha kolay ulaşabilirsiniz.

Pazartesi sabahı, kahvaltının ardından sokağa çıkıyorum. Güneş bulutların arkasından çıkıp çıkmamak konusunda kararsızlığını korusa da ben Fethiye-Çalış minibüsü (2 TL, yaklaşık 20 dakika sürüyor) ile önce merkeze, “son durak”tan da Fethiye-Hisarüstü-Ölüdeniz minibüsü (5 TL, yaklaşık yarım saat sürüyor) ile Ölüdeniz Tabiat Parkı’na gidiyorum.

Hem Çalış hem de Hisarönü bölgeleri Fethiyeli İngilizlerin yoğunlukla tercih ettiği yerleşkeler olduğundan bu güzergahtaki minibüs şoförleri ile İngilizce anlaşabilir, yer yön bilgisi sorabilirsiniz. Minibüse binerken “günaydın” diyen İngiliz yolcular, hanım ve yaşlı yolculara yer vermeyi de ihmal etmiyor!

İlk seferde, İngilizlerin para uzatmaları, üstünü hesaplamaları, arkayı dörtlemelerini biraz yadırgamış olsam da ikinci günün sonunda her sokakta Türk bayraklarının dalgalandığı memleketimde İngilizler ev sahibi iken kendimin misafir olduğunu düşünmeye başladım diyebilirim. Neyse ki, Çalış’daki bir bakkalın önündeki gazetelikte “The Sun”, “The Mirror” gazeteleri ilk sırada iken yan taraftaki ekmek dolabında bilindik somun ekmekleri görmek içime su serpti!

Ovacık- Hisarönü arası 3,5 TL ve son durak olan Faralya (Uzunyurt)’ya kadar ise 7 TL. İngilizlerin çoğu Hisarönü pazaryerinde iniyor. Restoranların ve barların sıralandığı meydan sabah saatlerinde bile kalabalık.

Fethiye – Hisarüstü hattı aynı zamanda Likya Yolu yürüyüşçülerinin de tercihi. Minibüsün penceresinden, Hisarönü meydanından ağaçların arasından görünmeyen başlangıç noktasına doğru yürüyen birkaç gezgin görüyorum.

Ölüdeniz Tabiat Parkı’na geldiğinizde minibüsten ister gişede isterseniz az daha ileride, otoparkta inebilirsiniz. Tabiat Parkı’na giriş ücreti kişi başı 6 TL.

Hava durumunun belirsizliğinden olsa gerek henüz öğlen olmamışken plaj çok da kalabalık değil. Gökyüzünde pamuk pamuk olmuş bulutlar arasında, Babadağ’dan süzülen yamaç paraşütçülerini izlemek için şezlongda uzanmak veya ayna gibi berrak Akdeniz’in tuzlu suyunda serinlemek için ideal bir gün! Plajda şezlong ve şemsiye ücreti 8+8 TL olarak biletleniyor.

Ölüdeniz’in çakıl ve birden derinleşmeyen, sakin ve berrak plajını oldukça beğeniyorum. Plajda tuvalet, duş ve soyunma kabinleri ve geniş bir kafe var. Buradan ister gözünüzün önünden açılan bir gözleme ister çeşit çeşit atıştırmalıklardan alabilirsiniz (peynirli gözleme ücreti 10 TL). Plajın kavis yaptığı, orman tarafına doğru olan burnu daha çok küçük çocuklu ailelerin tercihi. Bu bölgede çakıl yerini kuma bırakmış ve kayalıklar arasında korunaklı kalmış deniz de iyice sığlaşmış.

Saat ilerlerken kara bulutlar tekrar toplanmaya ve hava da serinlemeye başlıyor. Bazı insanlar denize girip yağmur yağmasını beklerken ben de toparlanmaya başlıyorum.

Plajdan ayrılıp otoparka doğru yürürken yol kenarında hediyelik eşya tezgahları, çeşitli tur acenteleri, dövmeciler görebilirsiniz. Sabah erken saatlerde hareket eden ve civar koyları keşfedebileceğiniz bir tekne turunun ücreti 40 TL ve gün boyu süren diğer bir favori etkinliğin, jeep ile safarinin ücreti 60 TL. Özellikle tatil sezonunda, bir gün öncesinden rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Ölüdeniz sahilinden gizli cennet Kelebekler Vadisi’ne ister günübirlik tur tekneleri ile gidebilir (koyda bir saat mola veriyor) ister gün içinde belirli saatlerde kalkan seferler ile gidip dönebilirsiniz. Gişelerden çıktıktan sonra sağ taraftan yürümeye devam ediyorum. Buradaki tur acentesinden sahile yanaşan Kelebekler Vadisi tekneleri için bilgi alabilirsiniz. Gün içinde saat 11:00, 13:00 veya 14:30 seferi ile vadiye gidebilir, saat 17:00’deki son sefer ile Ölüdeniz’e dönebilirsiniz. Bu seferler için tek yön ücret bedeli 10 TL. Vadide kalıcı iseniz Ölüdeniz’den ayrılmak için 18’deki tek yön seferi de tercih edebilirsiniz.

14:30 teknesinin arkasından bakakalınca benimle aynı kaderi paylaşmış ve vadide konaklamaya giden bir çift, özel olarak çağırdıkları teknede bana da bir yer açıyor. Özel tekne çağırmanın ücreti çift için tek yön 150 TL olarak söylenmişken, küçük tekneye kişi bindiğimiz için çift 140 TL ve ben de 20 TL ödüyorum. Bu balıkçı teknesi ile Akdeniz mavisine doya doya 40 dakikalık bir yolculuk yapıyor ve Kelebekler Vadisi’ne ulaşıyoruz. Sefer sırasında kaptanın işaret ettiği kayalıklar arasına gizlenmiş ıssız kumsalı, Kıdrak Koyu‘nu özellikle sabah ışığında görülmesi gereken bir adres olarak not alıyorum!

Ölüdeniz'den Kelebekler Vadisi'ne gidiş

Ölüdeniz’den Kelebekler Vadisi’ne gidiş

Vadinin bakir bir doğası ve sahildeki pansiyonu geçip ilerledikçe kelebekleri, doğayı korumak için uyarıcı tabelalar var. Önceki gün yağan sağanakta dağdan sel aktığı vadi çamur içinde ve deniz de pek berrak değil.

Kelebekleri görmek isterseniz doğanın uyandığı Nisan-Mayıs aylarını tercih etmelisiniz. Saat 17 seferi ile geri döneceğim. Geç kalmamak için hızlıca vadinin içlerine doğru, Likya Yolu tabelalarını ve kırmızı beyaz boyaları takip ederek yürüyorum. Yarım saat kadar yürüdükten sonra küçük bir şelale ve ardındaki kayalara tırmanırsanız da vadinin iç tarafına geçebilirsiniz. Kısa zamanda, çamurlu ve kaygan zeminde sandalet ve sırt çantası ile daha fazla ilerleyemeyeceğime kanaat getirip sağ salim sahile dönmeyi tercih ediyorum. Deniz çamurlu ve berrak olmayınca çabucak serinleyip çıkıyor, hostelin bahçesindeki duşta temizleniyor ve tekneye yetişiyorum. 20-30 kişilik bu tekne ile yarım saat sonra Ölüdeniz’de oluyoruz.

Sahilden asfalta çıkıyor ve ilerideki kavşaktaki minibüs durağından Fethiye minibüsüne biniyorum. Zamanlama olarak sorarsanız, saat 17:00 seferi ile Kelebekler Vadisi’nden ayrıldığınızda saat 18:30’da Fethiye Otogarı’nda olabilirsiniz. Ücreti 15 TL.

Güneşli bir günün ardından Çalış’a döndüğümde, gün boyu yağan yağmur sonrası akşam saatleri serin geçiyor.

Seyahatimin üçüncü gününde Fethiye merkezde dolaşacak, müzede antik Likya kentinin kalıntılarını keşfedecek, kaya mezarlarını görecek, kaleye tırmanarak şehri yüksekten seyredeceğim.

Salı sabahı 9:30’da sokağa çıkıyor ve hemen otelin önünden geçen minibüs ile Fethiye merkeze gidiyorum.

Haritada işaretlediğim Fethiye Kral Mezarları günün ilk durağı. Müzekart veya anlaşmalı banka kredi kartı ile ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Kral mezarlarından bir tanesine kadar merdivenlerden tırmanmak mümkün. “Tuğçe ve sevgilisinin aşkı” ile ölümsüzleşmiş mezar odasını farklı açılardan fotoğrafladıktan sonra karşımda uzanan şehri tepeden seyrederek yavaş yavaş şehre iniyorum.

Fethiye Kral mezarları

Fethiye Kral Mezarları

Birkaç yüz metre ilerideki tepede Fethiye Kalesi’nde bayrak direğine kadar tırmanmak mümkün. Kaleden günümüze pek emare kalmamış olsa da bayrak direğinin eteğindeki burçtan şehri seyretmek keyifli!

Kalenin kayalıklarından dikkatlice inerken yağmur da çiselemeye başlıyor ve ben de Müze’ye doğru adımlarımı hızlandırıyorum. Ara sokaklardan caddeye inene kadar tüm evlerin bahçelerinde zeytin ağaçları var. Evinin önünü süpüren bir ablaya bunları nasıl değerlendirdiklerini soruyum. Fabrikaya satmıyorlarmış; “kendimiz toplayıp salamura yapıyor, kışın da yiyoruz” diyorlar. Sokakta herkes güler yüzlü ve tanıdık tanımadık birbirine selam vererek yoluna gidiyor.

Muğla Fethiye Müzesi‘nin çıkışında sağa doğru devam ederseniz meşhur Fethiye Salı Pazarı’na denk gelirsiniz. Pazarı gezmeye başlamadan nakit para çekeyim isterseniz pazarın giriş tarafındaki ana cadde üzerinde hemen hemen her bankanın atm makinası mevcut.

Şehrin ortasından geçen dere boyunca haftanın iki günü iki ayrı çarşı-pazar kuruluyor. Pazarcılar tarafından açılan ve İngilizce etiketleri ile paund üzerinden pazarlık edilen Salı pazarında hem sebze-meyve hem de tekstil-deri ürünleri bulmak mümkünken Cuma Pazarı’nda sadece köylüler kendi ürettikleri sebze-meyveler ve tarhana, yoğurt gibi ev ürünlerini satıyorlar. İngilizler ve turistler daha ziyade Salı pazarına ilgi gösterirken yerli halk Cuma günlerini tercih ediyor. 

Müzeden doğruca pazarın yemek bölümüne geçiyorum ve sıra sıra dizilmiş gözleme arabaları arasında ilk boş bulduğum masaya yerleşiyorum. Otlu-peynirli gözleme ve koca bir bardak taze sıkılmış nar-portakal suyu ücreti 12 TL.

Fethiye Salı Pazarı öğle yemeği menüsü, mis!

Fethiye Salı Pazarı öğle yemeği menüsü, mis!

Yağmur ince ince atıştırırken pazarda fazla oyalanmıyor ve cadde boyunca ilerleyip cami meydanındaki minibüslerin hareket durağına (son durak) gidiyorum. Yine aynı duraktan kalkan Kayaköy minibüsü ile günün son adresine gideceğim.

Fethiye – Kayaköy minibüs ücreti 5 TL. Ovacık – Hisarönü istikametinden sonra Ölüdeniz yönüne dönmeyip ormana doğru giden güzergah (tabelada 5 km yazıyor) iç köylere kadar devam ediyor. Kayaköy’deki eski evleri görmeye geldiğinizi söylerseniz müze girişinde inebilirsiniz.

Yan yana iki tepe üzerinde kurulu tamamen taş yerleşkedeki evler bugün terkedilmiş ve harabe durumda. Kurtuluş Savaşı sonrasında Yunanistan’daki bir Türk köyü ile mübadele yapıldığında, burada yaşayan Rum nüfus evlerini terkedip Yunanistan’a göçmüş. Gelen Türkler ise bu köyde yaşamak istememiş ve bu taş evler öylece terkedilmiş.

Evlerin arasından dolanan patikayı takip ederek deniz tarafındaki tepeye, gözetleme kulesine kadar tırmanıyorum. Yağmurun hızlanması ile diğer yamaca devam etmekten vazgeçip asfalta indiğimde ise müze gişesini farkediyorum. Müzekart veya anlaşmalı banka kredi kartı ile ücretsiz giriş yapabilirsiniz.

Şehrin iki yakasındaki iki kilise de bugün restorasyonda olduğu için içlerini göremiyorum.

Hediyelik eşya dükkanlarından birkaç ufak anı aldıktan sonra yoldan korna çalan minibüse yetişiyor ve daha fazla ıslanmadan Kaleköy’den ayrılıyorum. Gün içinde yarım saatte bir olan seferler akşam saatlerinde seyrekleşiyormuş. 45 dakika sonra 17:15’de Fethiye’deyim.

Öğle saatlerinde sağanağa dönmüş yağmurun ardında bıraktığı serinliği fırsat bilip şehirde dolaşmaya devam ediyorum. Çarşı içindeki Fethiye Balık Pazarı ve restoranların olduğu küçük meydan ile Paspatur Çarşısı şehrin popüler mekanları. Asma dallarının gölgelendirdiği çarşıdan sahile iniyor ve marinaya doğru yürüyorum. Rodos tur teknelerinin ve Gümrük Ofisi’nin önünden geçip lüks gemilerin demirlediği marina boyunca denizi seyrederek Karagözler Mahallesi’ne doğru yürüyorum.

Yolculuğumun dördüncü gününde, güzel bir kahvaltının ardından tüm gece devam etmiş sağanağın ardından pamuk pamuk olmuş bulutları ardımda bırakarak Çalış’dan ayrılıyor ve saat 12:00’de Fethiye Otogarı’nda oluyorum. Henüz bir kaç saat önce telefonuma yüklediğim obilet.com uygulamasından kontrol ettiğim Batı Antalya Seyahat‘in 12:15 Fethiye – Kalkan seferinde hiç yer kalmadığı gibi 13:30 seferinde de son dakikada ancak bilet bulabiliyorum. Yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğun bilet ücreti 15 TL. Sıradaki durağıma, Kalkan‘a gidiyorum!

20-23.09.2015