On bir gün boyunca izlediğim rotanın hayali, gecikmiş bahar aylarının içimizi yeni yeni ısıtan bir hafta sonunda, şehir dışından misafir gelen arkadaşımla İstanbul sokaklarını arşınlarken kurulmaya başlandı. Uzun soluklu doğa yürüyüşü veya kamp deneyimimiz olmamasına karşın biraz araştırıp okursak biraz da ha gayret dersek olur bu iş diye düşünüp birbirimizi daha da hevese getirdik.

Gel zaman git zaman, işinin başından ayrılamayan arkadaşım tüm seyahat planlarını değiştirmek durumunda kalırken ben kendimi antik Likya Yolu yerine antik Likya kentlerin sahillerinden geçen ve otel konaklamalı #likyadenizi rotasında buldum.

Siz kararlılığınızı korur antik Likya yolunun bir bölümünü veya tümünü yürümek, kırmızı-beyaz çift çizginin peşine düşmek ilginizi çekiyor ise araştırmaya bu siteden başlayabilirsiniz!

Son yıllarda, yıllık tatillerimi yurt dışında kendi çizdiğim ve organize ettiğim, ortalama onar günlük rotalar ile değerlendirirken bu sene yurt içinde ve pek de aşina olmadığım Akdeniz kıyılarında geçirmek üzere yola çıktım. Eylül ayının son Pazar sabahı henüz gün ağarırken İstanbul’dan Dalaman’a uçuyorum.

Kekova, Simena kalesi

Kekova, Simena kalesi

İlk üç gün Fethiye‘de Çalış Plajı’ndaki küçük bir otelde konaklıyorum. Havaalanından Fethiye’ye giden belediye araçları ile Çalış yol ayrımına kadar gelebilir, buradan minibüs ile sahile on dakikada inebilirsiniz.

İkinci günümde Ölüdeniz plajı ve Kelebekler vadisi’ne gidiyor, son günümü de Fethiye merkezinde geçiriyorum.

Sonraki durağım olan Kalkan’a Fethiye Otogar’dan hareket eden Fethiye-Kalkan seferi ile bir buçuk saatte ulaşıyorum. Sefer aralıkları sık olmakla birlikte, planladığınız seferde yer bulabilmek için yerinizi önceki günden ayırtmanız veya bilet almanız (her ne kadar okullar açılmış ve yoğun tatil sezonu kapanmış görünse de).

Kalkana varır varmaz kendimi mendireğin içinde kalan halk plajına atıyorum. Öğleden sonra sakinliğinde biraz denize giriyor, biraz da uzanıp dinleniyorum.

Kalkan merkezdeki taksi durağından sabah saatlerinde kalkan minibüsler ile civardaki cennet köşelere gidebilirsiniz. Kalkan’da uyandığım ilk sabah Patara Antik Kenti’ne ve kentin içinde yer alan meşhur plaja gidiyorum. Deniz muhteşem!

Patara antik kenti

Patara antik kenti

İkinci sabah ise Xanthos-Saklıkent yönüne gitmek isterken, kendimi tekrar Patara’da buluyorum. Antik kentte uzun uzun zaman geçirdikten sonra sahilde keyif yapıyorum.

Alternatif olarak, Kaş-Kaputaj Plajına da buradan gidebilirsiniz.

Bir sonraki durağım olan Kekova bölgesine gidebilmek için Demre minibüsüne biniyorum. Kalkan-Demre arası yaklaşık iki saat sürüyor.

Demre merkezde nam-ı değer Noel Baba, Aziz Nikolaos Kilisesi’ni, Andreake ve Myra antik kentlerini geziyorum. Günün sonunda, otogardan kalkan minibüs ile iki gece konaklayacağım Üçağız Köyü’ne gidiyorum.

Hala huzurla, mis gibi dumanı üstünde taze süt kokusu ile hatırladığım Üçağız Köyünde Kekova tekne turuna katılarak denize ve güneşe doyuyorum.

Kalkan sokaklarında sabah sessizliği

Kalkan sokaklarında sabah sessizliği

Bir sonraki hedefim Adrasan’a ulaşmak için önce Demre’den Finike’ye gidiyorum. Burada aktarma yaparak Kumluca minibüsüne biniyorum. Adrasan kavşağından taksi, minibüs veya otostop ile sahile inebilirsiniz. 

Adrasan sahiline yaklaşık 800 metre mesafede, orman içinde kaldığım hostel ve ağaç ev içinde dinginliğin keyfini çıkarıyorum. Bulutlu ve denize girmek için serin olunca, sahilde bir kaç Avrupalı turist dışında kimse görünmüyor ve ben de daha çok hostelda, hamakta uzanıp uyuyarak veya ağaca asılı salıncakta sallanarak vakit geçirmeyi tercih ediyorum.  

son durağım olan Antalya’ya varmak için Adrasan kavşağından Finike-Antalya minibüsüne biniyorum.

Bugüne kadar Antalya’ya uçakla, otobüsle veya minibüsle her gidişimde aktarma noktası olmuş Migros durağından bu kez belediye otobüsü ile Kaleiçi bölgesine gidiyorum.

Kaleiçi’nde iki gece kalıyorum. Antalya şehir merkezine ilk gidişim ve Antalya’daki ilk günümün büyük bölümünü Antalya Müzesi’nde geçiriyorum. Nerede ise dört saatlik müze gezimin sonunda, tüm eserleri gördüğüm için değil ama ayaklarıma kara sular indiği için ayrılıyorum. “Işık ülkesi” olarak bilinen Likya coğrafyasına ve yüzyıllara damga vurmuş medeniyetine, civardaki antik kentlerde bulunmuş eserlere ve gerek geleneksel gerekse interaktif ekranlardaki uygulamalarla şahit olabilmek için Antalya Müzesi’ni görmelisiniz!

İkinci günümde ise Kaleiçi sokaklarda kaybolmayı tercih ediyorum. Antalya havaalanı’na ulaşmak için Kaleiçi’nin arka kapısındaki duraktan günün belirli saatlerinde geçen belediye otobüsünü veya taksiyi tercih edebilirsiniz.

Eylül.2015