Berçelan Yaylası kampımızı topladık ve Hakkari şehir merkezine döndük. Bu iki gün şehir çevresindeki şelaleri göreceğiz. Bugün batı yönünde Kaval ve Marünis şelalerini göreceğiz. Yarın ise güney yönünde Ava Ore Şelalesi’ni görecek ve Mergabüt Yaylası’nda (kayak merkezi) kamp kuracağız.
Şine Dağı altındaki güvenlik noktasındaki asker, suyun çok yüksek olduğu ve tehlikeli olabileceği yönünde uyarıyor.
Zap Suyu’nu takip ederek güneye doğru ilerliyoruz. İlk olarak, Kato Dağı eteklerinde, Kavalköy Köyü yakınlarında Kaval Şelalesi’ne gidiyoruz. Kahverengi tabelaları takip ediyor ve toprak yolun sonunda araçları park ediyoruz. Burası yaz aylarında, yöre halkının da tercih ettiği bir mesire yeri ve bu düzlükte şelaleye inen bir merdiven yapılmış. Yemyeşil ağaçlar arasında kalmış merdivenin dere suyuna kapılmış ve maalesef alt basamakları görünmüyor.

Kaval Şelalesi
Suyun debisi ile kaybolmuş ve buraya kadar inmek pek güvenli görünmüyor. Dere kenarına inemediğimiz gibi karşısına da geçemiyoruz. Kayalar arasından çağlayan suları parça parça görebiliyoruz. 20 metreden akan en yüksek şelaleye veya havuzuna kadar gidebilmek mümkün olmuyor. Bir grup arkadaş kaygan kayalar üzerinden karşıya geçmeye çalışıyor ama onlar da fazla ilerleyemiyor.
Yol üzerinde gördüğümüz yabani bir ağacın henüz olmamış, salkım salkım meyvelerinin tadına bakıyoruz. Ege’de menengiç veya çitlembik diye bilinen ağaca burada bıttım diyorlar (Pistacia terebinthus). Ham meyvesinin pek bir tadı yok. Daha önce Bursa’da kış hazırlığı yapan hanımların torunları ile ayıklayıp kışın soba üzerinde çerez niyetine kavuracağını dinlemiştim. İsmini çitlembik demişlerdi. Yunt Dağı eteklerinde mola verdiğimiz köydeki bir işletmeci de bu meyvenin aşılanarak fıstık ürettiklerinden bahsetmişti. Mardin’de çarşıdan her bir derde deva bıttım sabunlarından almıştım. İstanbul Zeyrek’de bir kafede ise menengiç kahvesini içmiştim. Bana sorarsanız, sonbaharda kızıl yaprakları altında kurduğumuz kamp fotoğraflarımızı hatırlarım.
Güneşin yakmaya başladığı saatleri araçta yol alarak geçiriyoruz. Bir sonraki durağımız yaklaşık 15 km mesafede, Marinüs (Kavaklı) Şelalesi olacak. Batı yönünde ilerliyor ve Kavaklı Köyü’ne girmeden yola devam ediyoruz.

Marinüs (Kavaklı) Şelalesi
Köyün eski adı, kayıtlarda Süryanice kökenli Marunis ya da Marinüs olarak geçiyormuş. 1993 yılında güvenlik nedeni ile boşaltılmış ve 2006’da yeniden yerleşime açılmış.
Önümüzde yükselen dağ sırası Hakkari-Şırnak sınırını çiziyor.
Dağ keçilerine haklarını teslim eden bir patikadan tepeye doğru tırmanıyoruz. Patika, kum taneleri ile kaygan ve yer yer çok dar. Son derece dikkatli bir şekilde tırmanıyor ve yaklaşık 25 metreden çağlayan bir doğa harikası ile karşılaşıyoruz.
Köyün eski adı 1928 ve 1946 yılı kayıtlarında Süryanice Marunis veya Marinüs olarak yazılmış. Bu sayfadan, sizde aradığınız köyün eski isimlerini bulabilirsiniz.
1993 yılında terör ve güvenlik gerekçesiyle boşaltılan köy, 2006 yılında tekrar yerleşime açılmış.
Şelalenin beslendiği derelerden bu noktaya ince bir boru ile su çekilmiş. Suyu o kadar lezzetli ki, doyamıyorum. Bu manzara karşısında öğle molası veriyoruz. Şelalenin debisi o kadar yüksek ki aşağıdaki havuzu görünmüyor. Çeşme başında bile olsa buz gibi suyu ile serinliyoruz.
Bu akşam Yüksekova’da otelde konaklayacağız. Programda, yarın Sat Dağları’na gitmeyi ve buzul gölleri kıyısında kamp yapmayı planlamıştık ancak doğa şartları buna izin vermiyor. Bu nedenle, yarın tekrar Hakkari tarafına gelecek, Ava Ore Şelalesi’ne yürüyecek ve farklı bir yaylada kamp kuracağız.
Güncelleme: 10 metreyi aşan kar yüksekliğinde, Temmuz ayı ortasında henüz bu göllere yol açılabilmiş değil.

Ava Ore Şelalesi
Ana yol kenarında açılmış cepte aracınızı parkettikten sonra ince bir patikayı takip ederek orman içine gizlenmiş bu şelaleyi görebilirsiniz. Ana yol altından Zap Suyu’na akan dereyi takip ederek tırmanmaya başlıyoruz. Patika yer yer kayalıklar arasında çok daralıyor, yer yer ise dere kıyısında geniş düzlüklere varıyor. Yaklaşık 1 km ilerliyor ve 200 metre kadar tırmanıyoruz. Şelelenin suyu yaklaşık 20 metre yüksekten gürleyerek akmakta. Kaygan taşlardan şelalenin havuzuna tırmanmaya cesaret eden arkadaşlarımız olsa da turkuaz renkli havuzun fotoğraflarını çekip geri dönüyor.
Dere kenarında oturup köpük köpük gelen suya ayaklarımı uzatıyorum. Oturduğum yerden beni sürükleyecek kadar hızlı ve yoğun akan derenin soğuğuna en fazla bir kaç saniye dayanabildim.
Bir süre dinlendikten sonra inişe geçiyoruz. Bu sefer derenin diğer tarafındaki patikayı izliyoruz. Genişçe bir düzlüğe ulaştığımızda kamp ekibimizin hazırladığı çay ile öğle molası veriyoruz.
Öğleden sonra, Hakkari’yi seyreden Mergabüt Yaylası’nı geziyoruz. Bu yayla, Hakkari’nin batısında kalıyor. Bir tarafta Berçelan Yaylası’nın iki yakasını ve bir tarafta Sümbül Dağı’nı seyrediyoruz.
Akşam kızıllığı Sümbül Dağı’nı renk renk boyarken çadırlarımızı kuruyoruz. Otlakta bolca çekirge ve yeraltı tüneli var.

15-16.06.2026