Bir şehirde on sene yaşayıp da havasından suyundan kapmamak elde olmasa gerek. Hele ki burası İstanbul gibi insanı esir eden, aşkından divane eden mavi gözlü kıskanç bir kadın gibi ise…

Buna karşılık, zamane İstanbullusu, atası Romalılara, Bizanslılara veya Osmanlılara dayanan yerel halk ile aynı havayı solumak ile birlikte en kısa tatil diliminde arkasına bile bakmadan kendini köprülere, iskelelere atacak cesarete ve azme sahiptir.

Hele ki her sene İstanbul’a fena halde nem ve sıcak ile çöken Ağustos ayının ilk günlerindeki üç günlük bayram tatiline hafta başını da ekleyen göç hareketinin sonuçlarından meydanlardaki yaya trafiği dahi etkilenir.

Böyle bir ruh hali ile mesaiyi yorgun argın tamamlamış,  Pazartesi ve Salı günlerini kaza sonrasında bir süre ertelediğim ev arama sıkıntısı ile geçirmişken bir arkadaşımın “hadi ben Kaş’da ev tuttum, atla gel seni yoldan karşılarım” demesi ile içimi bir bayram neşesi kaplıyor!

Akdeniz mavisi

Akdeniz mavisi

Son dakikanın en pahalı bilet fiyatı gezgin ruhumu her ne kadar rahatsız etmiş olsa da beş sene sonra ilk kez deniz tatili yapacak olmanın ve herkesin keyifle bahsettiği ancak benim henüz görmediğim Kaş’a gidecek olmanın mutluluğuna engel olamıyor ve Çarşamba sabahı Antalya’ya uçuyorum.

Seneler önce Olimpos’a ve Çıralı’ya kalabalık arkadaş grupları ile iki kez gitmiştim. Çok güzel manzaralı dağ yolları ve bir dağın yamacında otobüsten minibüse aktarma yaparak pansiyona ulaştığımızı, hatta boylarından büyük valizlerinde Kanada, Avustralya yazan turistleri görünce kendimin ilk kez gelmiş olmasına da ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum. Üstelik tüm bu telaş bir ağacın tepesinde geçirilecek birkaç yıldızlı gece içindi; velhasıl gençlik güzel şey!

Henüz öğlen olmadan Antalya havaalanına varıyorum ve sokağa adım attığım andan itibaren müthiş bir sıcakla yüz yüzeyim! Uçağa 45 dakika erken almaları ve üstüne de rötar eklenince hareketsiz geçen bir sabahtan sonra sol ayağımdaki ödem tekrar birikmeye başlıyor.

Havaalanından Havaş otobüsleri 10 TL. Kaptana gideceğiniz kasabayı veya oteli söylediğinizde sizi durakta indiriyorlar. Yaklaşık yarım saat sonra Antalya’nın batısına gidecek yolcular olarak Migros durağında bir dondurma büfesinin önünde iniyoruz. Esasen saat başı otogardan (Havaş’ın son durağı) hareket eden minibüsler buradan da geçeceği için aynı yolu gidip gelmeden ara saatte bir minibüs yakalamak mümkünmüş ancak bu hareketimiz ile batı yakası yolcuları bayram trafiğini hesaba katmayarak şansımızı biraz zorlamış oluyoruz. Dondurmacı, otogardaki kaptanlar ile irtibat halinde olmak ile beraber sıklaşmış tüm seferlerin dolu hareket ettiğini söylüyor. Beklemek gerekecek derken şansım yaver gidiyor ve tek kişi olmanın da avantajı ile ilk gelen minibüste sandık üstüne ilişiveriyorum.

Ortalama 1,5 saat süren Çıralı yolculuğu minibüs dolu olduğu için yollarda oyalanmayınca daha kısa sürüyor. Otogar – Çıralı sapağı tarifesi 12 TL (en uzun güzergâh: Antalya-Finike arası 15 TL). Temmuz başında Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı bir karar ile Kumluca – Antalya arası çalışan minibüsler Konyaaltı sahil yolunu kullanmaya başlamışlar. Henüz sahil boyu kasabaları bile sıra ile sayamazken bu bilgi bana pek anlamlı gelmiyor ama belki size faydası olur!

sokak taşları arasında savrulmuş begonvil yaprakları

sokak taşları arasında savrulmuş begonvil yaprakları

Deniz ve orman manzaralı yollardan geçiyor ve saat 13’de  (otogar çıkışına göre bir saat sonra; Migros durağına göre 35 dakika sonra) Kemer’e ve 13:30’da da Çıralı sapağına varıyoruz.

Birkaç gündür Çıralı’da tatilde olan arkadaşım, ben yollarda harap olurken sabah keyfinin ardından beni karşılıyor ve oldukça kötü (asfalt-toprak karışımı; bol virajlı ve dar) ama kara yolculuğunu seviyorsanız bir o kadar da keyifli yollardan otomobil ile yaklaşık iki saatte Kaş’a (210 km) varıyoruz. Döne döne manzaraya doyarken, önceki sene arife gününde de Karadeniz yaylalarında sisler içinde kaybolmuş uçurum kenarlarında yolda olduğumu hatırlayınca seneye bu zamanlarda nerelerde olurum diye düşünmeden edemiyorum!

Antalya havaalanından Çıralı’ya toplam maliyetim 22 TL oluyor ve eğer Çıralı’ya veya Olimpos’a devam edecek iseniz benim gibi sapakta inip tekrar sahile inen minibüslere binmeniz gerekiyor.

Gerek otellerden gerek alandaki taksi durağından detaylı bilgi alabilirsiniz. Örneğin, arkadaşımın Çıralı’da kaldığı otele sorduğumuzda, alandan aktarma için 150 TL istediler. Antalya’da döviz kuru üzerinden ilan edilen taksi ve yolcu transferi tarifeleri oldukça belirleyici.

Kaş için Dalaman havaalanı çok daha mantıklı bir tercih (150 km)! Ne kadar doğru bir izlenimdir bilemiyorum ama Kaş’ın bu kadar sevilmesinin, temiz kalmasının ardında (beş yıldızlı oteller yerine daha çok pansiyonlar ve kiralık evler var) bu ulaşım zorluğunun olduğuna inanmadan edemiyorum. Öte yandan, yolları hep kötü olsun ve biz tekrar gidelim diliyorum!

Kaş yolları

Kaş yolları

Kaş bir tatil yöresi olmak ile beraber aslında bir ilçe merkezi. Belediye binası, kaymakamlık binası, okulları, dershaneleri, meydanda marketleri ve her türlü imkânı mevcut. Araç park etmek için sahile inen caddede ve otogar tarafında iki ücretli otopark gördük, kiraladığımız ev sahibini aradığımızda ilkokulun bahçesini de kullanabileceğimizi söyledi ve gün ortasında olmamızın da avantajı ile boş bir yer bulduk. Arkadaşımın internet üzerinden kiraladığı ev şehir meydanında ve oldukça keyifli.

Sıcak çarpması ve yol yorgunluğu nedeni ile ilk günün ikindi güneşini evde biraz uyuyarak ve facebook sayesinde aynı yerde olduğumuzu farkettiğimiz bir arkadaşımla buluşup sohbet ederek geçiriyorum. Ege kültürüne hayran arkadaşımın aynı gün Meis (Kastellorizo) adasından izlenimlerini, hikâyelerini dinliyorum. Yunanca adı Kastellorizo olan adanın ismi “göz” anlamına geliyor. Günübirlik Yunan adalarına geçmek için hele ki Türkiye’ye en yakın Yunan adası olan Meis’e kulaç mesafesindeki Kaş’a gelirken pasaportunuzu da getirmeyi unutmayın! Kaş’dan “göz”e yaklaşık 20 dakika süren gündüz ve gece tekne seferleri, günlük vize başvurusu, araç için feribotla geçiş, dalış turları için meydandaki tur şirketlerinden bilgi alabilirsiniz. 

Kaş limanı

Kaş limanı

Bayram sabahını limana karşıdan bakan bir bahçede uzun uzadıya bir keyif kahvaltısı ile karşılıyoruz. Karnımız doyurduktan ve yakınlarımızı arayıp bayramlaştıktan sonra günün hedefi Kaputaş plajı oluyor. İkimiz de daha önce bu “ünlü” sahili görmediğimiz için karşı adalardan çeken radyonun Yunanca ezgileri eşliğinde döne döne Kaş’dan Kalkan’a doğru gaza basıyoruz. Kaputaş plajı tam da yol üstünde, seyir terası kıvamındaki bir açıklıktan merdivenlerle inilen bir kayalık arasında. Dönemeçte artan araç trafiğinden vardığınızı anlıyorsunuz. Bir pastan sonra bir U dönüşü ile geri geldiğimizde şansımıza çıkan bir araç görüyor ve merdivenlere yakın bir noktada arabayı park edebiliyoruz. Yakınlık önemli zira erimiş asfalt daha ilk adımda terliğimin altını dolduruyor!

Kaputaş plajı

Kaputaş plajı

Tepeden birkaç fotoğraf çektikten sonra aşağı iniyoruz. Plajda olmadığını duymuştuk ama şemsiye kiralanabiliyor, duş 1 TL ve gözlemeci ablalar iş üstünde, yeter ki yanınızda nakit paranız olsun!

Beş sene sonraki ilk deniz tatilimin ilk ıslak aktivitesinde engin yüzme becerimi pek kullanamıyorum ve birkaç adım sonra boyumu aşan derinlikte ve dalgalar ile beni yuvarlayabilen tuzlu su içinde ancak yıllık tuz ihtiyacımı karşılamak ile yetiniyorum. Tatil hatırası önerisi olarak, boy boy taşlarla kaplı plajdaki devekuşu büyüklüğündeki beyaz taşlar oldukça dekoratif görünüyor.

Beldeler arası minibüslerle de gelinebilir mi bilmiyorum. Yerlisine sormak gerek. Güneş iyice yükseldiğinde biz tekrar arabadayız ve güne Kaş plajlarında devam ediyoruz.

Kaş’da meydandan kuzeye ve güneye yürüyebilirsiniz. Kuzeye doğru yürürseniz limandan hareket eden teknelerle ulaşılan bir plaj varmış ve güzelmiş diye duydum. Biz güneye doğru yürüyoruz. Küçük Çakıl plajında iki farklı tesis var ve günün erken saatlerinde dolduğu için boş şezlong bulamıyoruz. Burası kayalık bir bölge ve denize girmek için basamaktan veya iskeleden atlamak gerekiyor. Ani hareketler konusunda, uçaktan indiğimden bu yana şişmeye deva eden ayağıma hiç de güvenemiyorum.

Büyük Çakıl plajı ise daha sakin ve düzayak bir taşlık. Meydana yaklaşık 1 km mesafede ve biraz rampa ama yürümekte sakınca yok. Otopark ücretsiz. Plajdaki tesislerden yemek yerseniz şezlong da ücretsiz oluyor (şezlong kirası 7,5 TL). Otogar tarafından geçen dolmuşlar ile de ulaşım mümkün. Akşam dönüşünde saat başı geçen minibüsle meydana iniyoruz (1,75 TL).

Tuzlu deniz suyuna soğuk tatlı suyun da karıştığı bu plaj, sıcak-soğuk geçişleri, tuz oranının normal seviyesi, taşların aynı boy olması (özellikle şiş ayağımı daha güvenli basabilmem için bir detay), dalganın çok daha az olması gibi farklarla benim için Kaputaş plajından çok daha iyi! Biraz deniz biraz güneş keyfi derken akşam yemeği için tekrar meydandayız.

Kaş meydanı

Kaş meydanı

Uzun bir gecenin ardından doğum günü sabahıma erken başlıyor ve dağların ardından doğmuş güneş limanı aydınlatmaya başlarken fotoğraf çekmek için sokağa çıkıyorum. Kaş sokakları sessiz ve huzur dolu!

Güzel bir kahvaltının ardından saat 10 yoklamasına yetişiyor ve Kekova turu için tekneye bineceğimiz Üçağız köyüne doğru otobüsteki yerimizi alıyoruz. Meydanda ve çarşı içinde pek çok farklı aktivite alternatifleri sunan tur firmaları ile görüşebilirsiniz. Sınırlı vaktimizi ve sağlık durumumuzu düşünerek biz Kekova tekne turunda karar kılıyoruz (70 TL). Aklımızda kalanlardan; yamaç paraşütü Kaş’ın arkasındaki tepelerden gün içinde bir saatte 700 metre yüksekten limana iniş anlamına geliyor ve ne benim hayallerime ne de birkaç kez Babadağ (Fethiye) den atlamış arkadaşıma yeterli gelmediği için eleniyor. Scuba diving  (tüplü dalış) benim su içindeki deneyimsizliğim ve arkadaşımın kulağındaki problem nedeni ile eleniyor. Kanyon yürüyüşü için mazeret ise yanımızda suya dayanıklı trekking (yürüyüş) ayakkabılarımızın olmaması ve kaygan zeminde riske girmek istemeyişim. Suyun üstünde kanoda 3,5 saat kürek çekmek için de hava çok sıcak değil mi?

Tekne turu koy tercihleri, ikramları, güzel bir öğlen yemeği, gün içinde yüzme performansımdaki farkedilir gelişme ve ten rengimdeki bir ton değişmenin de etkisi ile benden tam puan alıyor.

İlk durak Akvaryum koyu. Ayaklar yere basmıyor ve evet evet derinlerdeki balıklar görünüyor! İlk dipsiz deniz girişimim için denizde biraz çırpındıktan sonra tek el ile merdivenden tutunmak kolay geliyor ama sonradan fark ediyorum ki bu hareket çok daha tehlikeli! Tekneye yakın durduğunuz sürece akıntı sizi teknenin altına doğru sürüklüyor ve dengede durmakta ve kulaç atmakta zorlanıyorsunuz.

Likya antik şehri kalıntıları ve Akdeniz mavisi

Likya antik şehri kalıntıları ve Akdeniz mavisi

Bayram trafiği nedeni ile çok kalabalıklaşmış Tersane koyunu es geçiyoruz.

Batık şehir kalıntıları üstünden geçerken teknenin altındaki pencereden gözlemleyebiliyoruz. 2. yüzyılda meydana gelen bir deprem ile denizin derinliklerine kaymış antik kent kalıntıları ancak 1990’da sit alanı ilan edilmiş ve ada çevresinde yüzmek, dalmak veya teknelerin duraklaması yasaklanmş.

Rehberimizin anlattığına göre, anaerkil bir toplum olan Likyalılar savaş taraftarı değilmiş ve yerleşik düzende yaşamışlar. Ev ve bina kalıntılarındaki alçak ve küçük pencerelerden Likyalı ev sahiplerimizin ufak tefek insanlar olduğunu düşünüyormuşuz. Simena kalesine tırmanırken beni yavaşlatan yüksek basamaklar bendeki bu fikri çürütmüş olsa da!

Esmeralda koyu teknenin alt katından ilk atlama tecrübeme şahitlik ediyor.

Kaleköy (Simena) kalesi

Kaleköy (Simena) kalesi

Sıradaki koyda caretta carettalar ile birlikteyiz. Su pek berrak değil ve bir saatlik molayı fotoğraf çekerek ve öğle yemeği ile değerlendiriyorum.

Çay servisi öncesi kayalıklara yakın ve sakin bir koyda mola veriyoruz. Yan taraftan atlıyor ve kayalıklara kadar yüzüyorum. Sırtımı kayalıklara dayadığımda belimde bir acı hissediyorum ve suya doğru açılmaya çalışırken ayağımı çarpıp kanatıyorum. Biraz yüzüp tekneye çıktığımda belimde, sırtımda ve kollarımın içinde ısırgan otuna değmiş gibi kabarıklıklar, kızarıklık ve acı var. Bu acı eve gelip temiz su ile duş aldıktan sonra da gece boyu devam ediyor ama ertesi güne bir iz veya acı kalmıyor.

Konu tatil vukuatlarından açılmışken, önceki deneyimlerimden sivrisinek ısırmasına hazırlıklıyım örneğin. İyi haberi Kaş’a varınca öğreniyorum ki burası tam bir begonvil cenneti. Nerede ise tüm evler pembeli beyazlı sarmaşıklar ile kaplı ve begonvilin en önemli özelliği böcek barındırmayan bir bitki olması. İlaveten, Milano`daki gibi belediyenin grevde olmaması da beni ayrıca mutlu ediyor.

Son durağımız Simena Kalesi yani Kaleköy. Burası bir yarımada ve ulaşımı tekneler ile sağlanıyor. Antik Likya şehrinin tarihi MÖ 4. yüzyıla dayanıyor. Bölgede hem karada hem de su altında kalıntılar bulunuyor. Ortaçağdan kalma surların şekilleri dikkatimi çekiyor. Likya bölgesindeki en küçük tiyatro da kale içinde imiş ve oturma sıraları doğal kayaya oyularak yapılmış. Bizim vaktimiz yetmediği için göremedik. Kalede Müzekart geçerli. Müze Kartınız veya Maximum kartınız yanınızda değil ise giriş ücreti 8 TL.

Simena kalesinden Akdeniz mavisi!

Simena kalesinden Akdeniz mavisi!

Kaleye tırmanıyor ve uzun uzun Akdeniz’i seyrediyoruz. Basamaklar arasında kurulmuş tezgâhlardan adaçayı, nane ve kekik alabilirsiniz. Çeşitli el emeği aksesuarlar da çok güzel. Bizim tercihimiz ise ev yapımı dondurmadan yana oluyor. Kaleden inerken arada kalmış bir kafeden dondurma alıyor ama vaktimiz azaldığından teras keyfi yapamadan elimizdeki dondurma bardakları ile kale merdivenlerinden iniyoruz. Bileğimdeki şiş ve kayan terliklerim ile dengemi sağlamakta zorlandığım için tekneye kadar yiyemediğim keçi sütü ve tatlandırıcı olarak bal ile evde yapılmış dondurmamın henüz tamamen erimemiş olması çok güzel. Kavunlu ve şeftalili çeşitleri önerilir!

Köydeki diğer bir yürüyüş rotası da müze girişine kadar çıktıktan sonra okulun yanından lahit kalıntıları arasına inmek ve tepenin etrafından dolanıp köyün içinden geçerek diğer tarafta deniz içinde kalan lahite kadar dize kadar gelen denizin içinden geçmek. Serinletici etkisi tartışılamaz!

Uçağız,  Kaleköy (Simena) ve kayalık olan  Batık Şehir adasını kaplayan bölgeye “Kekova” deniyor. Bizans döneminde yeniden kurulup gelişmeye başlayan bölge Arap istilası sonrasında unutulmuş. 1. Dünya Savaşı ve İtalyan işgali sonrasında hangi ülkenin olacağı tartışılan adalar 1932 yılındaki bir anlaşma ile Türkiye’ye geçmiş.

Tekne turu saat 18’de bitiyor. Yemekten önce, gün batımı fotoğrafları çekmek için hemen hazırlanıyorum ve araba ile 2-3 dakikada meydana inen ana yoldan 15-20 dakikada yürüyerek tırmanıyorum. İşte muhteşem Kaş manzarası ile karşı karşıyayım. Nem oranının yüksek olduğu günde çok net olmasa da güzel fotoğraflarım olduğum için mutluyum.

Kaş'da bir gün daha batıyor!

Kaş’da bir gün daha batıyor!

Meydandan geçerken karşımda Cambridge’de bana ev sahipliği yapmış arkadaşlarımı görmüş olmak da beni ayrıca keyiflendiriyor. Dünya küçük denir ya!

Günü Kaş’ı seyrederek batırdıktan sonra meydana geri dönüyorum ve arkadaşımın seçtiği güzel bir mekânda akşam yemeği ile doğum günümü kutluyoruz.

Meydandan yukarı yürürken cadde üstünde birkaç pastane gördüm ama vitrinleri boş idi. Yemekten sonra da çöken yorgunluğun etkisi ile restoranın favorileri arasında olan tiramisu pastası üstünde bir mum üfleyip dilek tutmayı da atlıyorum. Alacaklıyım! Ev yapımı şahane limonata müessesenin ikramı.

Anadolu’nun güneyinden kuzeyine toplamda 865 km’lik yolculuğumuz için Cumartesi sabahı erkenden yolcuyuz. Saat 07:25, teker döner!

Deniz seviyesinden döne döne Beydağları‘na tırmandığımız ilk saatin sonunda 1550 metre rakıma ulaşıyoruz. Bir sonraki Sinekli beli geçidinin rakımı ise 1380 metre.

Yol üstünde verdiğimiz kısa molalarla saat 18 civarında Sapanca yoluna varıyoruz. 19:15’de Dilovası düzlüğünde iken İstanbul trafiği de kendini göstermeye başlıyor ve hızımız 5-50 km arası değişiyor.

Modern İstanbullu sendromuna kapılıp tatili son dakikasına kadar kullanmadan, bir gün önceden düştüğümüz ikimizin de otomobil ile en uzun yolculuğu yaklaşık 13 saatte neticeleniyor.

Keşfedilen mekânlar:

–          Gün batımı manzarası ve güzel müzikleri için Deja vu‘ya on numara beş yıldız!

–          Akdeniz’e karşı güzel bir kahvaltı, akşam yemeğinde lazanya, güzel müzikler ve ev yapımı limonata eşliğinde doğum günü kutlaması için oyum Voyn Bistro’ya!

–          Kapısı meydana açılan, ilerleyen saatlerde boş yer bulamayacağınız ve sakar garsonları nedeni ile bardak tabak detaylarına takılmamanız gereken, yarım asırlık Mercan Balık restoranda Akya şiş başarılı!

–          Adı üstünde bir adres: Canlı müzik, ortam ve deniz barbun Ehl-i Keyf!

Farklı mekân önerileri de içerir tavsiye bir blog yazısı daha!

birbirinden farklı ve güzel tarihi Kaş evleri, kapıları

birbirinden farklı ve güzel tarihi Kaş evleri, kapıları

7-10.Ağustos.2013