Spor salonunda yaptığım dikkatsiz bir hareket ile düştüm ve sol ayak bileğimi kırdım. İlk gün yaşadığım adaptasyon sürecimi bu yazımda ve altı hafta süren alçı tedavisi sürecimi bu yazımda okuyabilirsiniz. Alçı çıktıktan sonra, değneksiz bir şekilde yürümeyi öğrenmem ise üç hafta sürdü.

Alçı sonrası yeni oyunumuz: 3 – 4 – 3 – 2

43 gündür birlikte yemek yediğim, uyuduğum ve uyandığım Büyük Beyaz ile nihayet yollarımızı ayırdık. Kendisini hastanede terketmeye içim el vermiyor ve kucaklayıp eve kadar getiriyorum.

Ayağımı pek hissedemiyorum. Sanki benim bir parçam değil de dizden aşağıya bağlanmış bana bakıyor gibi. Topalak, yusyuvarlak, alı al moru mor bir ayak, dizime kadar yer yer yeşiller ve şişlikler var. Uzatsam 90 derede duran bir kalıp, dokunsam plastik bir deri gibi! En küçük mor parmağıma sarılmak istiyorum: 43 gündür alçının içine saklandın, ben seni göremedim, çok özledim. Kımıldamıyor bile, sanki birer yabancıyız!

Site bahçesine geldiğimizde apartmana kadar kaldırımdan değil de çimlere basarak yürümek istiyorum. Kaç gündür pencereden süzdüğüm dut ağaçlarına dokunmak, henüz pek hissedemediğim ayağım toprağa değsin istiyorum. Buralara yaz gelmiş!

– – o – –

Altı haftanın ardından tek parça olarak suyun altına girmek istiyorum. Derinden sancıyan ayağımı sabunluyor ve ovalıyorum. Parmak uçlarımdan itibaren soyulmaya başlamış derim döküldükçe sanki ayağım da yumuşuyor ve soğuk kalıbından çıkıyor. 

Ayaklarınızı uzattığınızda onlara dikkatli bakın, parmak uçlarınız nasıl da öylesine ileriye doğru uzanıyor. Akşam ayaklarımın ikisini de koltukta uzatmış televizyona bakarken bir an sol ayağımın da 90 dereceden biraz uzadığını farkediyorum. Hani, “lafı mı olur” derler ya, en azından son iki aydır bu kadar mutlu olmamıştım.

Gece yattığınızda yorganın altında iki ayağınız olduğunu hissediyorsunuz, ikisini de yan yana uzatabiliyorsunuz ya, bunlar çok güzel hisler!

Bugün, altı hafta önce basit bir şekilde kırılmış hayatımın bir üst sınıfına geçtim. Artık 3 değil tam 4 ayak ile yürüyorum. Tüm sancısına ve tabanımdaki şişten dolayı yere tamamen değemiyor oluşuma rağmen ayağımı sürüklemeye çalışıyorum. Yemek yerken masada ayağımı karşı sandalyeye uzatmıyorum ve iki ayağıma da terlik giyiyorum. 

Ayak parmaklarını henüz tam açamıyorum. Çorap giydiğimde kılıf geçirilmiş pofuduk bir yastığa benziyor olsa da ayaklarımı çok seviyorum.

Önümüzdeki İki hafta boyunca şişlerin inmesini, ten rengimin aldan mora, mordan beyaza dönmesini bekleyecek ve ikisi kendimden olan 3 ayak ile yürümeyi öğreneceğim.

– – o – –

44. gün - alçı çıktıktan sonraki sabah

44. gün – alçı çıktıktan sonraki sabah

44. gün: Alçı çıktıktan sonraki ilk sabah. Ayağım gece dinlenmiş ve biraz daha iyi görünüyor. Hala şiş, yan tarafı mor ve sancıyor.

46. gün: Bugün iki ayak ve tek değnek ile ilk adımımı attım.

48. gün: Bir bardak su isteyen var mı?

Ayağımın iç tarafındaki ödem inmeye ve parmaklarım, baş parmağımın kemiği belirginleşmeye başladı. Ev içinde tek değnek ile dolaşmaya başladım. Bir kaç adımdan sonra topuğumdan itibaren karıncalanmaya başlıyor olsa da bir buçuk ay sonra elimde bir bardak su taşıyabiliyorum!

50. gün – Büyük Beyaz ile ayrılalı bir hafta oldu. İç taraftaki şiş hemen hemen indi. Bacağımdaki morluklar yeşerdi. Ayağımın dış tarafında (kırık kemik tarafı) bileğimden topuğuma kadar devam eden morluk kızarmaya başladı ve henüz bilek kemiği çıkıntısı belli olmasa da şiş normal bir boyuta indi.

Tırnaklarım uzamaya başladı. Bir haftadır tabanımdan, parmaklarımdan ve ayağımın üstünden un gibi soyulan ölü deri azaldı. Babamın çocukluğunda kırık çıkıkçılar şişen yere zeytinyağı ile masaj yaparmış. Akşam yatmadan önce ayağıma, tabanıma ve parmaklarıma krem sürüp masaj yapıyorum ve sabah uyandığımda farkı görüyorum.

– – o – –

50. gün

50. gün

55. gün: Değneksiz bir kaç adım atabiliyorum ve sonrasında sancı başlıyor.

Topuğumun derisi hala diken diken ama üzerine yüklendiğimde ortaya çıkan karıncalanma hissi azaldı. Değnek ile yürürken bileğimde sancıma yok, tarak kemiklerim ve parmaklarım ise acıyor. Sanırım kaslarım zayıflamış. Bileğimin etrafından topuğuma kadar kemer gibi saran şiş henüz inmedi. Bir de ayağımın üstünde tam da tarak kemiklerimin üstünde dışa doğru yumru gibi bir şiş kaldı. Dokununca acıyor.

Sabah egzersizinde bileğimden her iki yöne doğru O çizmeye ve ayak burnumu kendime doğru çekip itmeye çalışıyorum. Henüz kendime doğru pek çekemiyorum. Bir sonraki aşamada ayağımı havada tutup alfabeyi yazmaya çalışıyorum. Bu hareket, ayak sağlığı için akademik olarak da tavsiye edilen bir çalışma imiş.

57. gün: Topuğumdan bileğime gelen morluk iyice kızardı. Şiş azaldı. Ayağımın tümünün rengi, sağlıklı olana göre kırmızı.

58. gün: Bugün doktor muayenesi var. Röntgenler çekiliyor. Bu kez üzerinde alçı gölgesi olmayınca görüntüyü ben de bir şeye benzetebiliyorum. Tam da ayağım ile bacağımın birleştiği dış köşedeki kemiğin arasını bir ton açıklıkta tazecik kemik hücrelerim doldurmuş. Kırığım kaynamış!

Doktor, üzerine basarken ne kadar zorlandığımı soruyor. “İlk günlerde topuğum karıncalanıyor gibi acıyordu ama şimdi arada sancı var. Daha çok tarak kemiklerim acıyor” diye yanıtlıyorum. “Tamam kaynamış, yavaş yavaş değneksiz de yürümeye çalış.”

Henüz merdiven inip çıkamıyorum. Bu aşamada normalmiş. Merdiven inip çıkarken bileğe 4-5 kat fazla yük bineceği için üç aydan sonra öneriyorlarmış, doktor bileğimi zorlamamamı söylüyor. Gerektiğinde ayağımı sopa gibi tutup değneğimden destek alarak basamakları tek tek inip çıkabiliyorum. Şehir mimarisi, kaldırım yükseklikleri ergonomik olmadığı için daha önce bu kadar empati kuramadığım yaşlılar, çocuklar ve bebek arabalı insanlar gibi ben de zorluk çekiyorum.

– – o – –

Kazadan iki ay sonra İstanbul’a geri dönüyorum ve hafta başında iş başı yapacağım. Ankara’daki doktorum Atıf hoca (Op. Dr. Mehmet Atıf Erol Aksekili) beni uğurlarken “üç ay sonra burada veya İstanbul’da röntgen çektir ve muayene ol” diye tembihliyor. Fizik tedaviye ihtiyaç görünmüyor. Bileğimi zorlamadan evde yapageldiğim egzersizlere devam edeceğim.

62. gün: İstanbul’da, evde tek başımayım.

63. gün: Bugün 1 Temmuz. Yedi saat süren otobüs yolculuğu ve aktarmalar sonrasında eve vardım. Yarın sabah ilk iş kış iken bıraktığım gardırobumu yazlık kıyafetler için düzenleyeceğim.

64. gün: Ofisteki ilk iş günüm yorucu geçti.

– – o – –

Ayağımın ten rengi normale dönmeye başladı. Bilek etrafındaki morluk ve genel olarak kızarıklık azalıyor. Ofis binası içinde değneksiz dolaşmakla birlikte birlikte bina girişindeki merdivenlerde ve sokakta değnek kullanmaya devam ediyorum. İşe gidip gelmek için servis kullanıyorum evden veya ofisten servis durağına kadar yürüdüğüm kısa mesafe bile hayli engebeli ve yorucu. Öğleden sonra yükselen hava sıcaklığının da olumsuz etkisi ile ödem artıyor. Bileğimin etrafı şiştikçe bileğimin hareket yeteneği de zayıflıyor. Acı olmasa dahi bileğimi hareket ettiremiyor ve yürüyemiyorum.

Şişten dolayı henüz normal ayakkabı giyemiyorum. Ev içinde plastik banyo terliği ile geziyorum. Sokakta ise yine plastik tabanlı keten babet giyiyorum ama hiç rahat değil. Taze yetme ayağımı, kemiğimi koruyayım derken üzerine yüklendiğim sağ ayağım sokaklardaki tüm taşın toprağın farkında ve akşama doğru baş parmağım sancımaya başlıyor. Bazen hangi ayağımın daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu karıştırıyorum!

Ödemi önlemek için çay veya kahve içmiyorum. Çok su içmeye ve mümkün oldukça ayağımı uzatmaya çalışıyorum (ofiste iken masa altında ters çevrilmiş bir çöp kutusu işe yarıyor). Travma sonrası kullanılması önerilen özel bir çorap da varmış. Medikal ürünler satan bir mağazaya sormak gerekir. Ben kullanmadım ve bu sıcak havalarda giyebilir miyim bilmiyorum. Günün sonunda sıcak ve soğuk su ile damarlara yapılan şok duş tedavisi işe yarıyor. 3 dakika sıcak suda beklet, 1 dakika soğuk suda, sonra tekrar sıcak, tekrar soğuk!. Yatmadan önce ayaklarıma masaj yapmaya ve havada alfabeyi çizmeye devam ediyorum.

– – o – –

64. gün

64. gün

69. gün: İki ayak üzerinde giyinebilmek; önce sağ sonra sol ayağını giyebilmek çok güzel!

71. gün: Bir ayağa bol gelen babet diğer ayağa dar geldikçe ve topuksuz, incecik lastik bir taban ile yürürken kaldırımlardaki tüm taşı toprağı hissetmek epey yoruyor. Yine lastik tabanlı ama bu sefer önden bağcıklı ayakkabı giymeye başladım. Üst taraf ayağı sıkıştırarak çorap etkisi yapıyor sanırım. Akşam ayağımdan çıkardığımda ayağımın şekli normal ancak bileğim patlayacak gibi şişmiş oluyor.

72. gün: Koltuk değneklerimden tekini ofiste bıraktım (kendisine Nusret ismini vermiştik, bugün ayrıldık)

75. gün: En son 2,5 ay önce belediye otobüsüne binmiştim. Belediye otobüsüne binmek servis ile işe gidip gelmeye benzemiyor. Durakta beklemek, kalabalığa karışmak, otobüs hareket etmeden basamakları çıkmaya çalışmak zor ve stresli. Bahar aylarında taşınmayı planlamışken kış gelmeden uygun bir ev bulup taşınmayı hedefliyorum. Beşiktaş’da bir arkadaşım ile buluşuyor ve emlakçının peşine takılıp alt katlara iniyor, üst katlara çıkıyoruz. Eski binaların dar merdivenlerini tek tek inip çıkıyoruz. Akşam yemeği için Yıldız Korusu’nda Kır Bahçesi’ne kadar yürüyerek ayak bileğim için altın darbeyi vuruyor ve sonrasında zar zor eve dönebiliyorum.

76. gün: Bağdaş kurabiliyorum! Akşam yemeğinden sonra kanepede oturmuş televizyonda kanallar arasında dolaşırken içimden ayaklarımı toplamak geliyor. Bir de bakmışım ki bağdaş kurmuşum. Sonrasında ayaklarımı ayırmak için ellerimi kullanıyor ve tekrar yapamıyorum. Ama olacak, denemeye devam!

79. gün: Son seksen gündür aynadan çok ayağıma bakıyorum. Ne sıradanlaşıyor ne de kendini unutturuyor! Altı daha kalın koşu ayakkabısı ile daha rahat ediyorum. Bu şekilde bilekte biriken ödemi engelleyemesem de yürürken daha az darbe alıyor ve daha az yoruluyorum. Havanın nemli olduğu veya aşırı sıcak günlerde daha çok yoruluyorum. Klimalı ofisten sıcak sokağa çıkmak beni zorluyor. Morluk epey azaldı, sadece bilek çıkıntısının etrafında kaldı. Bileği saran şiş ise henüz geçmedi. Ödem arttıkça sancı da artıyor. Ofis içinde asansör yerine merdiven ile çıkmaya çalışıyorum. Henüz inemiyorum.

Değneksiz ilk adımlar

Olur da sokakta, servise binerken halimi unutup kaldırımdan yola inmeye çalışsam bileğimi bükemediğim için burkmuş oluyorum ve sancı başlıyor. Henüz basamak inemiyorum. Doktorun söylediğine göre basamak inebilmek için en az üç ayın dolması gerekiyor. 

81. gün: Kaza günü ayağımda olan spor ayakkabıyı uzun bir süre sonra tekrar çift olarak giyebildim. Henüz sol ayağımın bağcıklarını sıkıcı bağlayamıyorum.

82. gün: Bugün merdiven inebilen, yarın da koşar! 

90. gece: Bu gece arkadaşlarım ile buluştum. İstanbul sokaklarında iftardan sahura kadar dere tepe dolaştık. 

100. gün: Dalya!  – Antalya Kaş‘a gidiyorum!

117. gün: Her şey yolunda merkez! Kazanın üzerinden 3,5 ay geçti ve genel muayene için hastaneye gidiyorum. Ayağımda ve bileğimde artıp azalan ödem atakları ilk 6 ay boyunca olabilirmiş. Nemli ve soğuk havalarda inceden bir sızı hissetmem normalmiş. Erişkin kırıklarında bu tarz yan etkiler kalıcı olabilirmiş. Fiziksel olarak bir engelim kalmamış ve günlük yürüyüşlere ilave olarak spor yapmaya başlayabilirmişim.

Röntgenleri kontrol eden doktor, ödem arttığında buz ve havlu ile kompres, hafif masaj (fazlası kan dolaşımını hızlandırır ve ödemi artırırmış) ve elastik bandaj ile çorap sıkılığında sarmamı (on cm elastik bandaj, eczanede satılıyor) öneriyor.

118. gün: Bugün İstanbul Gezginleri ile Büyükada sokaklarında geziyoruz. Mola verdiğimiz cami avlusunda (düz taşlık zemin) içimden koşmak geliyor. Olduğum yerde biraz oyalandıktan sonra kalabalığa yetişmek için koşmaya başlıyorum. Arkadan gittiğim için beni kimse görmemiş tabi ama koşabilmek çok güzel!

İşler Güçler – İş Göremezlik Raporu (sene 2013):

Kaza günü gittiğim Acil Servis’in açtığı kayıt ile ertesi gün muayeneye gittiğimde 10 gün süreli iş göremezlik raporu veriliyor. Bugün işe gidemediğim ilk gün ve raporu şirkete gönderiyorum.

10. gün muayaneye gittiğimde ise doktor “30 günlük rapor verilsin” şeklinde bir not yazıyor ve Rapor Sekreterliği odasına gönderiyor. Burası “Sistem 10 günlük rapor veriyor, 10 gün sonra siz veya bir yakınınız bu evraklarla gelsin, tekrar vereceğiz” diyor. Hastaneden ikinci 10 gün için de yeni bir rapor ve doktorun gelecek bir ayı kapsar notu ile ayrılıyorum. 

Kazanın ardından 20. gün, önceki  raporun ve doktor notunun kopyasını gönderdiğim bir arkadaşım hastaneye giderek Rapor Sekreterliği odasından gelecek 20 gün için hazırlanmış Heyet Raporu evrağını alıyor.

Toplam 40 günü kapsayan üç rapor kopyasını alır almaz çalıştığım şirketin İK yetkilisine gönderiyorum. 

Tüm evraklar İK yetkilisi tarafından sisteme işleniyor. e-SGM hizmet sorgulama ekranına kimlik bilgilerim ile giriş yaptığımda adıma düzenlenmiş iş göremezlik ödemesi olup olmadığını kontrol edebiliyorum. Rapor süresi dolduktan sonra bu ekrana ödenek bilgisi geliyor. Henüz üçüncü raporun süresi içinde iken ilk 20 gün için ödeme geldiğini gördüm. Kimliğim ile en yakın Ziraat Bankası şubesine giderek ödeme aldım.

– – o – –

Alçı çıktıktan sonrası iyileşme süreci için doktor 20 gün daha rapor veriyor. Sistemde İstanbul’da açılmış, açık bir muayene raporu görünüyor iken farklı bir hastanede bu raporu kapatmaya sistem izin vermiyor. Ankara’da yeni bir muayene kaydı açılıyor ve 20 gün için tekrar Heyet Raporu almam gerekiyor. Bu raporu almak için Rapor Sekreterlik ofisine vesikalık fotoğraf bırakıyorum ve heyet toplantı tarihi sonrasında tekrar hastaneye gidiyorum.

2013 yılı itibari ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler arasında sevk yapılmadığı durumda hasta kaydının takibi yapılamıyor. Gerek evrak, rapor takibi gerek ise röntgen, tahlil sonuçları sistemlerden görüntülenemiyor.

Bir kaç gün sonra hastaneden aldığım heyet raporunun “Çalışır” şekilde kapatılması için bir sonraki heyet toplantısı sonrasında tekrar hastaneye gidiyorum.

Son rapor için iş göremezlik ödeneği almam biraz zaman alıyor. Çağrı merkezinin açıklamasından işlemlerin bölgesel olarak takip edildiğini ve gecikme yaşanabileceğini anlıyorum.

1 Temmuz 2013’de kapatılarak “çalışabilir” onayı verilmiş olan heyet raporum için iş göremezlik ödeneği ödemesini ekranda 4 Eylül 2013’de ekranda görüyorum. 

 Geçmiş olsun!