Sarılıp alçılanıp evden dışarı çıkmadığım günler sonrasında “kendim ettim, kendim buldum” diyesim de var. Bugüne kadar gelmeden önce, ilk günün heyecanını ve lateral malleol kırığı teşhisi ile tanışmamı anlatayım isterim

Klasik bir Pazartesi mesai gününün sonunda ofisten çıkmış ve spor salonundaki en eğlenceli stüdyo dersi için hazırlanmışım. Ofisten salona kadar yürüdükten sonra on beş dakika da yürüyüş bantı üzerinde ısınmışım ve ders başlamış. Temposu gittikçe artacak olan dersin ilk ısınma hareketleri ile yorulmaya başlamam pek hayra alamet olmasa da biraz dinlenip devam ediyorum. Su molasının ardından sol adımım boşa düşüyor ve zıpladığım yerden sola doğru düşüyorum. 

Ders bir taraftan devam ederken hoca elimden tutup beni ayağa kaldırıyor ve asistan olarak derse girmiş yeni bir arkadaşa ayağıma buz ile tampon yapmasını söylüyor.

Hoca yanıma gelene kadar ayağa kalkıp derse devam etme niyetinde iken şimdi soyunma odasındayım. Asistan buz torbasını havluya sararak bileğim üstüne koymamı söylüyor. Buz doğrudan cilde temas etmemeliymiş. Ayağımı banka uzattığımda gözümün önünde şiştiğini görüyorum. 

Bu ana kadar, biraz dinlenip tekrar ayağa kalkma niyetinde iken düştükten sonra 15 dakika içinde üstümü değiştiriyor ve salondan ayrılıyorum. Levent’de en yakın hastane nerede diye düşünür iken babamı arayıp danışmak aklıma geliyor. 

  • Baba, sporda düştüm ve bileğim nerede ise iki katı şişti. Burktum herhalde, kırık olabilir mi sence?
  • Dışa doğru mu, içe doğru mu?
  • Dışa
  • Doktora git, kırık olabilir!

Buruk mu, kırık mı? Kırık olsa acıdan duramaz mıyım?

Burada kritik nokta şişin kısa sürede bu kadar büyümesi ve bileğin dış tarafında olması sanırım! Sonradan bu konuşmayı babama anlattığımda hatırlamadığını söyledi, doktorluk refleksi olarak bir soru sormuş ve yanıt vermiş anlaşılan.

Mecidiyeköy Özel Çevre Hastanesi’ne gidiyorum. Arkadaşlarımdan ismini duymuş ama daha önce gitmemiştim. Ben telefonla konuşurken taksi şoförü de durumu anlıyor ve “üstüne basabiliyorsun, kırık olsa ağrıdan duramazdın, bi’şey olmaz” diyor. Olmaz değil mi! Buna nasıl da inanasım var!

Hastane girişinde danışma masasında oturan ve acil kapısından bir ayağımı sürükleyerek içeri giriyor aldırmama aldırış etmeyen bir hasta bakıcı ve sohbet etmeye bir an ara verdiği asistan doktor ben durumumu anlatmaya çalışırken de yerlerinden hiç kımıldamıyorlar. Bir ara artık bir yanıt vermesini beklediğimi anlayan asistan doktor “burada nöbetçi ortopedist yok, bir bir şey yapamayız, Okmeydanı var, oraya gidin.” diyor. 

  • Çapa olur mu?
  • Olur olur, başka yerde doktor bulunmaz bu saatte.
  • Saat daha 19:40!

Özel hastanelerin öncelikle birer ticari işletme olduğunun farkındayım. Her branşta nöbetçi doktor çalıştırmıyor olabileceğini anlıyorum. En azından, acil kapısından giriş yapmış birisi olarak, hele ki ayakta bile düzgün duramıyor iken biraz daha ilgi ve saygı duymayı beklememin normal olduğunu düşünüyorum. En azından derdimi dinlerken yüzüme bakabilir, bana gitmemi söylerken kapının önüne kadar eşlik edebilir, taksiye binmeme yardımcı olmalarını beklerdim. 

Ayağımı sürüyerek sokağın karşısına geçiyor ve taksiye biniyorum. Spor salonunda aldığım buz torbası çorabımın içinde ama etkisi azalmaya başladı. Araç hızlandıkça ve sarsıldıkça bileğim daha fazla sancıyor ve takatim azalıyor.

Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi girişindeki eksik yönlendirme tabelaları nedeni ile kampüs içinde bir tur atıyor ve Acil Ortopedi Servisi’nin kapısını buluyoruz.

Kırıkmış!

Seke seke muayene, kayıt ve röntgen aşamalarını tamamlayarak düştükten iki saat sonrasında sol ayağımda “Lateral Malleol kırığı” teşhisi ile dize kadar sarılıp alçılanıyorum. söz konusu kırık kemiğimi ayak anatomisi görselinde 7 numara ile görebilirsiniz.

ayak anatomisi

ayak anatomisi

Hastane durağında çalışan taksi şoförü böyle olaylara aşina olduğu için aracı ıslak alçıdan korumak için ben daha kapıdan gelmeden arka koltuğu gazete ile örtüyor. Kapıdan geçmeme ve araca oturmama yardım ediyor. Eve gidip ayaklarımı uzatmanın vakti geldi!

Eve gittiğimde sosyal medyadan paylaştığım ilk fotoğraf üzerine mesaj gönderen arayıp soran tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Özellikle de sağlık problemi yaşarken evde yalnız yaşamak insana daha da zor geliyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde bir ağrı kesici içiyor ve uyuyorum.

Öyle bir akşamın ardından nasıl bir psikoloji ile uyandığıma empati yapmak isterseniz, bir arkadaşımla mesajlaşmamızı burada paylaşmak isterim. 

Saat sabah 08:43

  • Benim bacağım hala alçıda. Gece iyileşmemiş 🙁
  • Gece iyileşmiştir de alçıyı alacak kimse olmadığından alçı kalmıştır 🙂
  • Ha, hakkaten 🙂

Başka bir arkadaşım sabah erkenden eve geliyor. “rahat batmasından mütevellit su kaynatıyor” olduğum teşhisine ilaveten, yanında getirdiği koltuk değneklerini kollarımın altına tutuşturuyor.

İşte başlıyoruz. İlk gün muayenesi:

Hastaneye gideceğiz. Bakalım dün gece sarılıp sarmalanmış bileğimi bu sabah görecek olan doktor nasıl bir teşhis koyacak; ayağımdaki alçı böyle kalacak mı?

Bu blogu alçı ile uyuduğum 23. gecede yazıyorum ve içimdeki ses sokak kapısını açıp acilen mahali terketmemi söylüyor!

Acemilik hali ile kollarımın altına aldığım değnekleri nasıl tutacağımı şaşırıyor, hoplaya zıplaya sokak kapısına kadar çıkıyorum.

Taksi ile on dakika içinde dün akşam kapattığım acil kapısına geliyoruz. Beş-on dakika içinde şen şakrak sesim doktorun odasında çınlıyor: Günaydın!

Doktor ve asistan doktorlar uzaktan beni bir süzüyor. Masada zarflanmış röntgenler var, birisi onları karıştırıyor, aynı zamanda benimle de ilgileniyor gibi. Dün akşam nöbetçi doktorun yazdığı formu ve reçeteyi gösteriyorum ama yanıt veren olmuyor. Doktor bana bakıp “tamam, on gün sonra poliklinikte muayene ol” diyor.

“Bu alçı on gün sonra mı çıkacak?”

Ben hariç odadaki kimseyi şaşırtmayan cevap ise “4 veya 6 hafta kalacak”.

Birkaç acil önü hatırası fotoğrafı sonrasında kapıdaki sedyeye oturuyor ve şişmeye başlamış bacağımı bir süre uzatıyorum.

Benimle birlikte hastaneye gelmiş iki arkadaşımdan biri iş yeri için gereken hasta raporunu almak için diğer binaya gidiyor ve diğer benimle birlikte beklerken iş telefonlarını yanıtlıyor.

Şu anda ne kadar vicdansız hayatlar yaşadığımızın bir denemesini yazmak istiyorum.

Cancağazım rapor odasına kadar gitmişken gelecek muayene randevumu da alıp gelmiş. Saklamamı tembihleyip çantama sakladığı not kağıdında “10 Mayıs, saat 08:00” yazıyor.

Hadi çarşıya gidip eczaneden ilaçlarımızı alalım ve sabahın altısında uyanıp işlerine gitmiş, oradan bana gelmiş arkadaşlarımla birlikte güzel bir öğle yemeği yiyelim. 

Şehremini Meydanı gün içinde araç trafiğine kapalı ve meydandan restoranların olduğu park tarafına kadar değneklerim ile yürümeye çalışıyorum. Bir arkadaşımın öğrencilik yıllarından hatırladığı kebapçıya gidiyoruz. 

Nerede ise dokuz yıldır aynı mahallede yaşamama rağmen arnavut taşı döşenmiş sokakların ne kadar da kötü bir fikir olduğunu artık çok net olarak söyleyebilirim. Karnımızı doyurduktan sonra eczaneden de reçetemi alıyoruz. İki farklı ağrı kesici ve olası yan etkilerine karşın bir mide ilacı.

Sıra marketten abur cubur alışverişi yapmakta. Benim daha fazla dayanacak halim kalmaması üzerine hızlıca günlük alıiverişi tamamlıyor ve eve varıyoruz.

Ben önümüzdeki on gün boyunca evden dışarı çıkamayacak, evde zaman geçirmeyi öğrenecek iken arkadaşlarım beni bırakıp ofislerine dönüyorlar.

Alçılı ilk günün sonu:

Ayak bileğimde bir kırık ve çevresindeki alçı ile dört hafta boyunca evde kalmayı öğreneceğim. Ev içinde banyoya veya mutfağa gidebilmek için kol değneklerim ve ağrı için ilacım var. İş göremez raporumu şirkete gönderdim ve on gün sonrası için muayene randevusu aldım. Buzdolabımda bu süre boyunca beni idare edecek kadar yiyecek ve atıştırmalık var. Acil bir ihtiyaç için arkadaşlarımın verdiği cep harçlığım var.

İlk gün için yeterince yoruldum. 

43 gün süren ortopedik tedavi boyunca, alçılı ayak ile 43 gün evde nasıl zaman geçirdiğimi, herhangi bir ev kazasına yol açmadan neyi nasıl değiştirdiğimi ve alçılı ayak ile geçen günleri bu yazımda ve alçı çıkarıldıktan sonra yeniden yürümeye başlayana kadar geçen günleri bu yazımda anlattım.

sarılıp alçılanmış sol bileğim ile ilk gece

sarılıp alçılanmış sol bileğim ile ilk gece

kaza tarihi: 29.04.2013