Prag’daki beşinci günümde, şehirden günübirlik ayrılıyor ve batıya doğru yaklaşık 130 km mesafedeki Karlovy Vary’ye gidiyorum.

Efsaneye göre; Kral 4. Karl’ın av köpeklerinden birinin bir sıcak su kaynağına düşmesiyle (ileride şehre ün kazandıracak olan) minarelli su kaynakları bulunuyor ve şehrin ismi de buradan geliyor (=Karl’ın banyosu; vary, sıcak su anlamına gelir). Kaynakların tıbbi faydaları 1522’de yayınlanır ve 16. yüzyıl içinde bölgede iki yüzden fazla kaplıca inşa edilir. Bugün, 12 adet sıcak minarelli su kaynağı varmış.

Karlovy Vary (ing: Carlsbad, alm: Karlsbad) 

Pamuk şeker gibi rengârenk ve hareketli bir şehir olan Karlovy Vary’ye, Florenc (kırmızı metro hattı üzerindeki durak) otobüs terminalinden gidebilirsiniz. Her saat başı kalkan otobüsler ile yaklaşık iki saatte Karlovy Vary’e ulaşmak mümkün. Bilet fiyatı 22 Kron.

Yeşillikler, tarlalar, köy evleri arasından geçen sakin ve keyifli bir yolculuktan sonra Karlovy Vary’ye varıyoruz. Otobüslerin park yeri turistik meydana biraz ters kalıyor. Aceleye gerek yok, turist kalabalığını takip etmek en kolayı diyebilir veya turizm ofisinden bir harita alabilir veya tabelalardan yönünüzü kolayca bulabilirsiniz.

Ağırlıklı olarak alışveriş mağazalarının, kristal eşyalar satan mağazaların olduğu turistik ve kalabalık caddeden tırmandıktan sonra bir meydana varıyorsunuz. Atatürk’ün kaplıca tedavisi için şehre geldiğinde konakladığı otel de bu meydanda. Ben orada iken Carlsbad Plaza otelde tadilat vardı ve dış cephesi de kapatılmıştı. Ne kapısındaki Atatürk’den bahseden plakayı ne de tarihi mimarisini göremedim.

Güneşli bir günde tepedeki Ortodoks kilisesine tırmanmak da biraz yorucu oluyor ama değer! İstanbul’daki Ortodoks kiliselerinden biraz farklı olarak bana Rusya’da Kızıl meydandaki Basil Kilisesini hatırlatıyor. Rengârenk ve süslü bir binanın içinde oldukça sade bir mimari var. Aktif olarak ibadet yapılan bir kilise ve ben orada iken bir ayin vardı.

Porselene ve Bohemya kristallerine yatırım yapmak isterseniz, Kraliyet ailelerine hizmet veren Moser mağazasının merkezi de Karlovy Vary’de (Prag’da da şubesi var). Duvarlarda kral ve kraliçelerin ziyafet sofralarının fotoğraflarına bakmak için gidilir derim, içerisi adeta bir müze. Hani oralar çok uzak derseniz, Saray Koleksiyonları Müzesini ziyaret edebilir ve Sultan 2. Abdülhamid tarafından Dolmabahçe Sarayı‘nda kullanılmak üzere sipariş verilmiş yemek takımını görebilirsiniz.

Ana cadde üzerinde Türklerin işlettiği alternatif bir büyük mağaza daha var. Üzerlerinde Kraliyet arması ve barkod olan kristalleri set olarak satıyorlar. Fiyatlarda ne kadar yardımcı oluyorlar bilemiyorum ama oldukça yüklü tutarlarda kristal alışverişi yapan turistlere şahit oldum.

Karlovy Vary hediyelik alışverişi için Prag’dan daha uygun fiyatlar sunuyor. Marketlerde fiyatlar standart olsa da aynı suya Prag’da 60 Kr burada 13 Kr verdiğim olmuş. Cebimde birikmiş fişleri atarken farkediyorum. Şehirden ayrılmadan birkaç kutu kâğıt helva alıyorum; envai çeşit mevcut, hani ofise de duty free çikolatası mı kâğıt helva mı derseniz yerel olanı seçin derim!

Her Çek ailenin aynı zamanda kendi birasını ürettiği bir memlekette hali ile bira sudan ucuz!

Bir seyyar satıcıdan, anneannemin çeyizindekiler benzer, üzerinde su kenarında yürüyüş yapan kadınların resmedildiği iki tane porselen fincan alıyorum. Her yerde olduğu gibi burada da Çin malları yaygın ve daha ucuz. Benim fincanların da orijinal olduklarını sanmıyorum ama en azından altlarında “Karlovy Vary” yazıyor.

Karlovy Vary'nin ana caddesi

Karlovy Vary’nin ana caddesi

Kaplıcaları ile ünlü şehirden ayrılmadan önce bahçelerdeki çeşmelerden farklı sıcaklıktaki ve tatlardaki kaplıca sularından da içmeyi ihmal etmiyorum ki belki bir gün tekrar gideyim.

Günübirlik geziler yaparken günün son seferinden bir öncekini tercih ediyorum genelde. Belki şans belki şanssızlık ama bu sefer son otobüsü beklemem gerekiyor. Şöyle ki, otogara vardığımda önce otobüsün arızalandığı sonra da seferin iptal edildiğini ve biletlerin geçersiz olduğunu, son otobüs için yeni bilet almamız gerektiğini anons ediyorlar.

Bekleyen iki Yahudi çift bilet gişesinde, biletlerinin değiştirilmesi için sıkı bir pazarlığa tutuşuyor önce ve sıra bana geldiğinde de gişedeki genç soru bile sormadan sadece “bir sonraki sefere binin” deyiveriyor.

Olayın aslını sonra öğreniyoruz. Sefer yapan iki şirket ve iki farklı fiyat varmış ama aslında herkes aynı otobüs ile seyahat ediyormuş. Ben biletimi otogardan almıştım ve benim aldığım firma herhangi bir bilet değişim ücreti istemiyor. Ancak İsrailliler farklı bir acenteden almış olmalılar ki (belki de tur şirketinden) biletleri farklı; bu nedenle de değiştirme ücreti istemişler.

Prag’a dönmek için son seferi istasyonda oturmuş beklerken, Yahudi çiftlerle biraz sohbet ediyoruz.

Yabancılar beni genelde İtalyan veya İspanyol sanırken, “İstanbul” dan olmama hiç şaşırmıyorlar. İkinci soruları “ana dilin ne?” oluyor ve konuşmaya Türkçe devam ediyoruz. Galatasaray Lisesi’nden arkadaş olan ve Türkçe bilen, “güzel” İstanbul’u hatırlayan altmışlı yaşlarındaki beyler oldukça cana yakın davranıyor. Bayanlar İngilizce ve İbranice konuşuyorlar. İstanbul’da yaşamamışlar ama o kadar dinlemişler ki belli konuşulanları anlıyorlar. Bir vakitler İsrail’e göçmüş beylerin artık İstanbul’da kimseleri kalmamış. Büyük ailenin bir kısmı İstanbul’dan Amerika’ya göçmüş. Beylerden biri alışveriş çantalarıma bakıp “İstanbul porselenleri dururken buradan mı alınır” diye söyleniyor bile bana.

Karlovy Vary kaplıcaları ve şifalı su çeşmeleri

Karlovy Vary kaplıcaları ve şifalı su çeşmeleri

Haziran 2009