2009 Haziran ayında Çekya’nın başkenti, tarihi Prag şehrine gidiyor ve yaklaşık bir hafta geçiriyorum.

Bu dönemde, Çekya Cumhuriyeti (Çekya) Schengen vizesine henüz geçiş sürecinde olduğu için vize başvurusu formalitesi bir ay kadar sürüyor. İş amaçlı bir seyahat olacağı için ikinci kez başvuruyorum; tek girişli ve 15 gün süreli vize alabiliyorum.

Çek Korunası (Çek Kronu) nereden alınır?

Avrupa Birliği üyesi bir ülke olan Çekya, Schengen vizesine tabi olmak ile birlikte günlük alışverişte yerel parasını kullanıyor (2009). 

Daha önce gitmiş arkadaşlar, Prag şehir merkezinde yüksek komisyon almayan bir iki adres söylemiş olsalar da yüksek komisyon tutarları ile karşılaşmak istemediğim için seyahate çıkmadan önce Çek Korunası arayışına başlıyorum. Prag’da havaalanında veya şehir merkezindeki döviz bürolarında euro bozduracak olursanız özellikle ilan panolarının en alt satırındaki ufacık yazılara ve 1000 euro altı alışverişlerde uygulanan yüksek komisyon oranlarına dikkat ediniz!

Prag’da Çek Korunası almak için Mustek’den Palladium Alışveriş Merkezine giderken TCI Fridays’ı gecince soldaki pasaj içinde daha uygun komisyonlu bürolar olduğunu hatırlıyorum.

Türkiye’de yaygın el değiştiren bir para birimi olmasa da, oldukça turistik olan çarşıda alışveriş yapan Praglı turistler aracılığı ile gelen farklı ülke dövizleri çarşıdaki döviz bürolarında bulunabiliyormuş. İstanbul Kapalıçarşı’da çalışan bir arkadaşım aracılığı ile kısa sürede İstanbul’da Çek Korunası bulabiliyorum. 2009 Haziran ayında, 1 TL karşılığı 8 kurona ediyor. Bir hafta sürecek iş ve sırt çantalı gezgin rotam için yanıma 2800 Çek Korunası ve bir miktar Euro alıyorum. 

Prague Staromestske Namesti

Prag Eski şehir meydanı (Staromestske Namesti)

Prag’da ulaşım ve toplu taşıma:

Uzamış pasaport kuyruğu gözümü korkutmuş olsa da görevliler hızlı çalışıyor ve kısa sürede onay alıp Prag Ruzyne Havalimanı’ndan ayrılıyorum (2012 sonrasında Prag uluslararası havalimanının ismi Vásclav Havel Havalimanı olarak değiştirildi).

Havalimanından 100 veya 119 numaralı belediye otobüsleri ile metro aktarmasına ve bu şekilde şehir merkezine ulaşmak oldukça kolay.

Ülke genelindeki ve turistik bölgelerdeki tüm tabelalar genellikle Çekçe. İngilizce yaygın değil ancak “meydan”, “sokak”, “köprü” gibi bir kaç temel kelimeye aşina olduktan sonra çok da zorlanmıyorum. Mesai başlangıcı ve çıkışı saatleri haricinde metro boş, trafik rahat. Turistik pek çok yere yürüyerek veya tramvay ile rahatça ulaşabilirsiniz. Özellikle 22 numaralı tramvay hattı oldukça keyifli bir güzergah izliyor!

Yola çıkmadan önce bir arkadaşım, tramvayda sivil görevlilerin yaptığı bilet kontrolü sırasında biletsiz yakalandığı için ciddi miktarda bir ceza ödediğini anlatmıştı. Ben de bu nedenle bilet almayı ihmal etmedim ve herhangi bir kontrole de rastlamadım. 22 numaralı tramvay penceresinden etrafı seyrederken bir parkta basamaklardan inen bitap düşmüş insan heykelleri dikkatimi çekmişti. Sonradan öğrendim ki, 1948-89 yılları arasında Çekoslovakya’da hakim olan komünizm döneminde kaybolan veya işkence görmüş insanları anlatan heykeller 2002 senesine belediye tarafından yaptırılmış.

“Pomník Obětem Komunismu” isimli eser Ujezd semtinde, Petrin Parkı girişinde yer alıyor.

Özellikle turistik bölgelerde gün boyunca gördüğüm çoğu insan turist iken şehir merkezinden uzaklaştıkça rastladığım orta-ileri yaştaki insanların özenli giyimi ve zarafeti dikkatimi çekiyor.

Prague Charles Bridge

Praha Karluv Most (Karl Köprüsü veya Charles Bridge)

Yeni Şehir:

Parçalı bulutlu bir Cumartesi öğleden sonrasında şehre varıyorum. Eşyalarımı Yeni Şehir bölgesinde kalacağım otele bıraktıktan sonra yürüme mesafesinde olan Prag Ulusal Müzesi’ne gidiyorum. Ülkeye gelmeden önce yeterince okuma veya araştırma yapma fırsatı bulamadığım için seyahatime müze ziyareti ile başlamak biraz zorlayıcı oluyor. Hem tarihi binasını gezip dolaşmak hem de sergileri incelemek için bir kaç saat ayırmalısınız.

Cumhuriyet Sergisi salonu en çok ilgimi çeken bölüm oluyor. İlk günden ülke tarihi, siyasal handikapları, değişen mimarisi ve sosyal hayatı ile ilgili pek çok detay farketmiş oluyorum. Bu sergide, klasik köy yaşamı yıllarından Nazi dönemine ve bağımsızlık mücadelesi yıllarına, “Kadife Devrim” tarihine kadar çeşitli objeler, görseller ve videolar paylaşılmakta.

Müze binasının önünde uzayıp giden geniş bulvar ve Vaclav Meydanı (Vaclavske Namesti veya Wenceslas Square) hem geniş geniş gezip dolaşmak hem de alışveriş yapmak için uygun görünüyor.

Prague National Museum

Prag Ulusal Müze

Müze çıkışında yağmurluğumu giymeye çalışırken yolda okumak için yanıma aldığım gezi kitabımı ve çantamı duvardaki pencerenin önüne bırakıyorum. Çantamın içinden çıkardığım turistik haritayı evire çevire yürüme başladıktan az sonra kitabı köşede unuttuğumu farkediyorum. Bir iki dakika içinde geri dönmüş olsam da Türkçe bir gezi kitabı çoktan kaybolmuştu! 

Konakladığım otel binasının merdivenlerinde 1895 tarihi yazılı. Sokaklarda gezerken eski Beyoğlu diye anlatılagelen İstiklal Caddesi’nin Tarlabaşı‘na kadar uzandığı veya Halaskargazi Caddesi üzerindeki eski Şişli evlerinin henüz üzerine betonarme katlar çıkılmadığı zamanlarda olduğumu hayal ediyorum. 

Haziran ayı başında güneşin batması saat 22’i geçiyor. Yağmur kesilip de güneş bulutlar arasında görünür olduğunda ortaya çıkan rengarenk binalar ve sokaklar bende güzel bir rüya görüyormuşum hissi uyandırıyor! Üzerlerindeki motifler ve çizimler ile farklı kişiliklere bürünmüş bu tarihi binalar genellikle mimarlarının veya ilk sahiplerinin ismi ile anılıyor.

Prag’ın turistik merkezinde 5 farklı bölge (mahalle) var ve şehirde geçirdiğim altı gün boyunca tümünü gezip dolaşmaya çalışacağım.

Peşimi bırakmaya yaz yağmurundan kaçma bahanesi ile nerede ise şehrin tüm tarihi kulelerine tırmanıyor ve şehri seyrediyorum. Bir kulenin üst katında restorana denk geldim ancak sadece rezervasyon ile hizmet veriyordu. Aynı kulenin ara katında oyuncak trenlerin yer aldığı, benim çocukluğuma götüren bir sergi gezdim.

Eski şehir meydanındaki Belediye Binası (City Hall- Mustek metro istasyonuna birkaç dakika yürüme mesafesinde) içinden de terasa bir çıkış varmış. Alacaklıyım!

streets of Prague

Prag sokakları

Prag Kalesi ve Eski Mahalle:

Pazar sabahı Karl Köprüsü’nü geçip eski mahalleye (Hradcany) gidiyor ve kale içini ziyaret ediyorum. 

Prag Kalesi’nin demir parmaklı kapısının önünde toplanmış turistler bugünkü nöbet değişim merasimini bekliyor. Ritmik adımlarla hareket eden askerlerin devir teslim törenini izledikten sonra bilet sırasına giriyorum. Yarım günlük bir gezi için St. Vitus Katedrali girişini de kapsayan bir bilet satın alıyorum.

Gotik dönem eseri olan Aziz Vitus Katedrali heybetli mimarisi ile beni oldukça etkiliyor.

Kalenin salonlarında, avlularında dolaşıyor, teraslarından şehri seyrediyor ve bahçelerinde geziyorum. Kraliyet bahçeleri 16. yüzyılda Kral 1. Ferdinand için düzenlenmiş ve döneminin en estetik peyzajları arasında sayılıyor.

Surların dışına doğru, Kale içi mahalledeki dar bir sokak “Altın yol (Golden Lane)” olarak anılıyor ve namını burada yaşamış olan kuyumculardan almış. Altın ustalarından yaklaşık yüzyıl önce ise bu sokakta Kral için altın ürettiğine inanılan simyacıların yaşadığı söylenirmiş. Halbuki söz konusu simya laboratuvarları Katedral ile Barut Kulesi arasındaki sokakta imiş. 

19. yüzyılda gecekondulaşan bölge 1950’li yıllarda restore edilmiş. 16. yüzyıl sonlarında Kral 2. Rudolf’un 24 kale muhafızı için yapılmış, parlak renkli küçük evlerin çoğunda bugün el işi atölyesi veya hediyelik eşya dükkanı olarak kullanılıyor. Altın Sokak’daki 22 numaralı ev ise 1. Dünya Savaşı yıllarında yazar Franz Kafka’nın yaşadığı ev olarak ziyaret edilebilir.

Prague Golden Lane

Prag Altın Yol

Vltava Nehri üzerindeki en güzel köprü olan Karl Köprüsü (Karlov Most veya Charles Bridge) araç trafiğine kapalı ve şehrin en popüler fotoğraflarına ev sahipliği yapıyor. Köprünün üzeri sıra sıra heykeller, müzisyenler, ressamlar, sokak satıcıları ve turistler ile günün her saatinde kalabalık. Köprü üzerinde boş kalmış bir kenarda oturup etrafı seyrediyorum. Köprü üzerindeki heykellerin her birinin şehir tarihine özgü farklı anlamları var.

Köprü ayağının kaleye bakan yüzünde, geçmişte siyasi çatışmalara sahne olmuş ve sonrasında John Lennon’a adanmış, oldukça fotojenik bir duvar var. Es geçmeyin!

Öğleden sonra Eski Şehir Meydanı’na geri dönüyor ve saat başı yaklaşmışken sağanak yağışa aldırmadan Astronomik Saat Kulesi altında birikmiş kalabalığın arasına karışıyorum. Kulenin üzerindeki mekanizma aynı zamanda dünya ve güneşin konumlarını da gösteriyor. Tarihi değeri ile dünyada ilk veya tek olarak bilinen pek çok niteliğe sahip bu eseri görmeden önce üzerindeki işçiliğin, sembollerin anlamlarını araştırmanızı öneririm.

Her saat başında çanların çalmaya başlaması ile birlikte açılan pencerelerden 12 havariyi simgeleyen kuklaların sıra ile geçtiği görülüyor. Saatin yanındaki dört heykel insanoğlunun kibir, açgözlülük, zevk-i sefa düşkünlüğü gibi günahlarına ve elbet bir gün öleceğine atıfta bulunuyor. 

Prag astronomik saat kulesi

Prag astronomik saat kulesi

Esasen bir kongreye katılmak için geldiğim bu güzel şehirde, haftanın ilk günlerinde fazla vaktim olmuyor. Kongre merkezinden ayrıldıktan sonra, havanın geç kararmasını fırsat bilerek haritada işaretlediğim yeşil alanlarda şehir manzarasını seyrederek veya Eski Şehir meydanında fotoğraf çekerek vakit geçiriyorum.

Haritada dev bir metronom ile de işaretlenmiş Letna Tepesi’ndeki park, tarihte Prag Kalesi’ne saldırmak isteyen orduların toplanma alanı ve son yüzyılda komünist rejime karşı çıkan Kadife devrimcilerinin büyük gösterilerine sahne olmuş. Güneşli bir günde Vltava Nehri üzerinde sıralanmış köprüyü tek karede görebileceğiniz güzel bir manzarası var. 

Prag Vysehrad Kalesi:

Vysehrad Kalesi şehir merkezinin güneyinde kalıyor. C metro hattı ile durakta indikten sonra kale kapısına (Leopold kapısı) ulaşmak için 10-15 dakikalık hafif rampa bir yoldan yürüyorum. Vltava Nehri’ne bakan kayaya tünemiş olan kalenin adı “yükseklerdeki kale” anlamına geliyor. 10. yüzyılda istihdam edilmiş ve Premysl prenslerine ev sahipliği yapmış bölgenin Çek halkı için önemli bir tarihi değeri var. Fazla turistik çekmeyen ve güzel bir manzarası olan bu kalenin bir avlusunda Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi yer alıyor. Prens 2. Vratislav’ın 11. yüzyılda yaptırdığı kilise, 1129’da genişletilmiş. 13. yüzyılda yandığında ise yerine gotik bir kilise inşa edilmiş, 1885’de son kez Neo Gotik tarzda yenilenmiş ve 1902’de ikiz kuleleri eklenmiş.

Kilisenin yanındaki avlu ise 1870’lerde ulusal mezarlık olarak seçilmiş ve mezar taşlarına bakarak buraya dönemin soylu kişilerinin defnedilmiş olduğunu düşünüyorum. Dört köşesinde heykeller olan en geniş avluda kırlara uzanıp dinlenmek veya şarkı söyleyen gençlerin arasına karışmak mümkün. Kalenin diğer bir avlusunda ise muhtemelen o gece düzenlenecek açık hava konseri içi teknik techizat test edilmekte.

Çekya’daki beşinci günümde Prag’dan günübirlik ayrılıyor ve batı yönünde yaklaşık 130 km mesafedeki Karlovy Vary şehrine gidiyorum.

Prag Yahudi Mahallesi: Josefov

İstanbul’a döneceğim, Prag’daki son günümde erken saatte otelden ayrılıyor ve Yahudi Mahallesi’ne (Josefov; Jewish Quarter) gidiyorum. Nazi işgali altındaki Avrupa’da yıkılmadan kalmış tek şehir olan Prag şehrinin ve özellikle bu mahallenin Yahudi cemaati için ayrı bir önemi var. Mahalleyi ve Avrupa’nın ayakta kalmış en eski sinagogu olan 1270 tarihli Eski-Yeni Sinagog (Staronova Synagog) geziyorum. Bu mabette gördüğüm ancak anlamlarını döndükten sonra öğrendiğim sembolleri bu yazımda bulabilirsiniz. 

Yahudi mahallesinde sinagogları gezmek için iki farklı bilet var. Bu biletlerin fiyatları, geçerlilik süreleri ve kapsamları değişiyor. 

Prague Staronova Synagoga

Prag Eski-Yeni Sinegog

Yahudi Mahallesi’nden ayrıldıktan sonra yürüyerek Eski Kule’ye geliyorum. Karl Köprüsü’nün başlangıcı olan kuleden (Bell’s Tower) şehri son kez seyrediyorum.

Prag’da rehberli bir gece turuna katılmadım ancak tercih edilebilir. Broşürlerden okuduğuma göre, Prag 2. Dünya savaşında ve ulusal bağımsızlık mücadelesi sırasında dökülen kanlar ile yoğrulmuş bir şehir ve geceleri düzenlenen bu geziler çeşitli savaş ve hayalet hikayeleri ile süsleniyor. Satılan pek çok hediyelik eşya da bu hikayelerden nasiplenmiş. Kediler gibi dokuz canlı olduğuna inanılan bu şehre dair satılan hediyelik eşyalarda hayalet gibi çizilmiş ev ve kedi motifleri oldukça popüler!

Prag’da yeme-içme ve hediyelik eşyalar:

Sokaklarda gördüğüm kadarı ile Çek mutfağı çok zengin değil. Gün içinde sokaklarda gezerken fırın camekanlarında sıralanmış dışı pudra şeker kaplı ve içi marmelatlı kocaman pufuduk poğaçalardan atıştırıyorum. Ana öğünlerde ise yaygın ve ucuz olan fast-food menüler alıyorum. 

Prag’ın milli içkisi olarak da anılan “Becherovka” birasını her yerde bulmak mümkün. Esasen her ailenin kendi evinde ürettiği bir içecek olduğu için sudan ucuz fiyata çok çeşitli bira markaları görebilirsiniz.

Prag’da en yaygın gördüğüm diğer bir hediyelik ise ahşap kuklalar oldu. Her boydan ve renkten kukla bulabilirsiniz. Ben alırken üç farklı marka-model arasında kaldım ve hangisi orijinal el işçiliği hangisi Çin malı ayırt edemedim.

Sene 2009 ve Prag sokaklarında gezerken sadece Yahudi Mahallesi’nde bir kaç pahalı model araç gördüm ve nerede ise kimsenin elinde cep telefonu görmedim. 

Haziran 2009