Ana sayfa » Kapıdağ Erdek Kampı
Erdek orman kampımız

Baharı karşılamaya Kapıdağ Yarımadası’na kampa gidiyoruz. Daha önce Karacabey ormanlarında kamp kurduk ama yarımadaya hiç gelmemiştik. Gece olunca, Karacabey tepelerinde dönen rüzgar güllerinin yanıp sönen ışıklarını seyrediyoruz.

Bandırma merkezinden geçerken son alışverişlerimizi tamamlıyoruz. Bu kampta şehirden fazla uzaklaşmayacağız.

Aşağı Yapıcı Köyü’ndeki çeşmeden suyumuzu da dolduruyor ve tırmanmaya başlıyoruz. İlk baktığımız ormanlık bölge maalesef o kadar kirli bırakılmış ki tek tek temizlemekle toparlanacak gibi değil. Ekolojik Park bölgesine kadar yükseliyoruz. Bu bölge, koruma altında, yürüyerek veya bisiklet ile giriş mümkün ama araç ile giriş yasaklanmış. Devrilmiş bir tabela dışında bir ikaz yok.

Yangın yollarını takip ederek farklı bir yöne doğru devam ediyoruz. Haritada, yarımadanın doğu cephesinde bir düzlük görünüyor. Kıvrımlı orman yolundan ilerlemeye başlıyoruz. İleride, yol üstüne devrilmiş bir ağaç farkediyoruz ve aracımızın manevra yapabileceği ilk virajdan geri dönüyoruz.

Geri dönüş yolunda bir yamaç var ve toprak çamurlanmış ve üzerinde offroad tekerlek izleri görünüyor. Haritadan kontrol ettiğimde ilerisi geniş bir düzlük ve ormanlık alanın ilerisinde köy evleri görünüyor. Köy yoluna doğru sapıyor ve buradaki toprak yoldan biraz daha yüksekte kalan düzlüğe çıkıyoruz. Çimlerin boyları kısa ve yer yer yanmış. Adım başı ateş ve kömür izi var. Cam kırıklarını ve sağa sola dağıtılmış ambalaj atıklarını topladıktan sonra kendimize bir yer açabiliyoruz.

Biz kampımızı kurarken uzaklardan koyun sesleri duyuyoruz ama buraya gelmiyorlar. Hava kararmaya başlamışken offroad yapmaya gelen birkaç genç oluyor. Bir süre yamaçtaki çamurda batıp çıktıktan sonra geri dönüyorlar

Kampta vakit nasıl geçiyor?

İlk gece, şehir uğultusu ve kötü havası olmadan sakince durabilmenin ve nefes alabilmenin farkına varıyoruz. Bandırma Limanı’nın ışıklarını ve gemileri seyrediyoruz. Sabah kuş seslerini işitmeye ve kekik kokusunu almaya başlıyoruz. Bu hafta Hıdırellez haftası, doğa uyandı ve canlandı. Kanatları ısınmış kelebekler saklandıkları yerlerden uçmaya başlıyor.

Manzaramız çok güzel. Bir taraftan Bandırma Limanı’nı ve arka tarafta da Yukarı Yapıcı Göleti’ni görebiliyoruz. Gölet ancak dürbünle seçilebilecek mesafede. Bu sabah, birkaç kano görünüyor.

Çevremizi keşfe çıkıyoruz. İlk gün köy evlerine doğru ve diğer yönde, Gölete doğru yürüyoruz. İki tarafa da varamıyor, acıkınca kampa geri dönüyoruz.

Erdek orman kampımız
Erdek orman kampımız

Mayıs Papatyası

Yol üzerinde geniş bir papatya tarlası var. Papatya manzarası o kadar güzel ki, bir çiftçinin ürünü olabilir mi diye düşünüyoruz. Çevrede herhangi bir çit veya işaret göremeyince aralarında fazla dolaşmadan birkaç dal topluyoruz. Çadıra dönünce çiçekleri ayıklıyor ve sepetin üzerini bir bezle örtüp gölgede bırakıyorum. Kurutacağım.

Mayıs papatyası (Matricaria Chamomilla) papatyagiller ailesinden çok yıllık bir bitki. Tıbbi papatya olarak da biliniyor. Birkaç farka dikkat ederseniz kolayca diğer papatyalardan ayırt edebilirsiniz.

Sarı çiçek göbeği belirgin şekilde bombeli ve kubbe gibi olmalıdır. Dikine ortadan ikiye kestiğinizde içinin koni gibi boş olduğunu görmelisiniz.

Kokusu ekşi elma tadını andırıyor. Çiçek tarlası içinde bu kokuyu ayırt etmek biraz zor gelebilir ama kuruttuktan sonra sakladığınız cam kavanozu açtığınızda yayılan kokuya doyacaksınız.

Yaprakları ise ince, parçalı ve tüysüz oluyor.

Eve döndüğümüzde bir tepsiye serip buzdolabında tutuyorum. Birkaç gün içinde tamamen kuruyor. Kuru papatyalarımı cam kavanozda ve oda sıcaklığında saklıyorum. Bir bardak kaynamış su içinde birkaç tane atıyor ve birkaç dakika bekletiyorum. Demledikten sonra içiyorum. Hafif bir kokusu ve tadı var.

Mayıs papatyası
Mayıs papatyası

Erdek Kapıdağ Ekoturizm Alanı – Ekolojik Park

İkinci gün kullanım suyumuz azalmaya başladı. Ballıpınar Köyü’ne doğru araç ile gideceğiz. Yol üzerinde veya köy merkezinde bir çeşmede su bidonlarımızı dolduracağız.

Yol üzerinde işaretlenmiş birkaç çeşme var. İlki kurumuş görünüyor ama ikincisi bolca akıyor. Çeşmenin suyu ekolojik park sınırında akan dereden geliyor ve yolun altındaki dereye akıyor. Su o kadar lezzetli ki, ismini hak ediyor. İstanbul’a dönmeden tekrar bu çeşmeden su almalıyız!

OGM sorumluğunda ve Erdek Kapıdağ Ekoturizm alanı, OGM sorumluğunda kalan sınırlandırılmış geniş bir bölgeyi kapsıyor ve çok çeşitli ağaçlara, canlılara ev sahipliği yapıyor. Yürüyüşümüz sırasında biz de farklı farklı hayvan izlerine rastlıyoruz.

Yukarı Yapıcı Köyü ile Kirazlı Manastırı arasında orman arazisinde 10 km yürüyüş ve 9 km bisiklet parkuru belirlenerek işaretlenmiş.

Biz ormana girmeden, araç yolunu takip ediyoruz. Köy yolu ile ormanı ayıran dere kıvrılarak akıyor. Her yerden akan ballı suların sesi şelale bölgesinde artarak yükseliyor. Aracımızı yol üzerindeki cepte bırakıyor ve merdivenlerden Ballıpınar Şelalesi’ne iniyoruz. Ormanın ihtişamı ve serinliği bize huzur veriyor.

Şelale havuzundan incecik bir ses çınlıyor. Sesi kendinden büyük, ufacık bir kuşu gözlüyoruz. İsmi Dağ Kuyruksallayanı (Motacilla cinerea) imiş.

Erdek Kirazlı Manastırı harabesi
Erdek Kirazlı Manastırı harabesi

Kirazlı Manastırı

Ekoturizm alanının sonundaki Kirazlı Manastırı harabesini ziyaret ediyoruz.

Kapıdağ yarımadası vakti ile bir ada imiş ve akıntılar ile biriken toprak yığını ile Anadolu’ya bağlanmış. Yarımadanın en yüksek noktası olan Dedebayırı Tepesi (808 metre) vakti ile Didumus Dağı olarak bilinirmiş.

Strabon’a göre, antik çağda bu dağın eteklerinde Ana Tanrıçaya adanmış bir tapınak varmış. Bölgeye Ortodoks Hristiyanların yerleştiği zamanda ise, pagan tapınağın kalıntıları üzerine kilise ve geniş bir manastır inşa edilmiş. Kompleks, 19. yüzyılda bölgedeki Hristiyanların dini merkezi olmaya devam etmiş. 1895’de 3 katlı, 99 odalı görkemli bir manastır yapısı inşa edilmiş *. Harabenin cephelerini incelerken farklı inşa teknikleri ile eklenmiş yapı elamanları görüyoruz. Bu detaylar, yapının geçirdiği dönemler hakkında fikir veriyor. Kirazlı Manastırı’ndaki bir ikonanın Havari Lukas tarafından yapıldığı ve mucizeler yarattığı dilden dilden dile anlatılagelmiş. Bu ünlü ikona günümüzde Fener Rum Patrikhanesi Katedrali’nde sergileniyor.

*1856’da imzalanmış Islahat Fermanı’na dayanarak gayrimüslim cemaatlere ait kilise, manastır, mezarlık veya hastane gibi tarihi yapıların aslına uygun olarak tamir ve restore edilmesine izin verildi. Yeni bir yapı inşası ise farklı onay süreçlerine tabi tutuldu. 1856’da çıkarılan Anadolu Islahatı emirleri çerçevesinde Anadolu’daki yapılar ile ilgili süreçler hızlandırıldı.

Manastır 1922’de terkedilmiş. İçişleri Bakanlığı’nın izni ile, 2015 yılından bu yana Ağustos ayında harabelerin gölgesinde geleneksel bir anma ve ayin düzenleniyor. Pandemi yıllarında takvimde aksaklıklar olmuş olsa da en son geçtiğimiz Ağustos ayında bir ayin düzenlenmiş. Ege’nin iki yakasından gelen misafirler Fener Rum Patrikhanesi’nin himayesinde ağırlanmış.

Bandırma Limanı manzarası
Bandırma Limanı manzarası

Yola çıkarken, rota üzerinde kamp kurabileceğimiz birkaç alternatif nokta belirlemiştik. İlkinde bu kadar keyif alınca yola devam etmek yerine kampta kalmaya devam ediyoruz.

Üçüncü gün, Ekolojik Park’da yürüyüşe çıkıyoruz. Döndüğümüzde, bizi bir iş makinası ile karşılıyor. Bölgedeki çoğu yayla gibi burası da parsellenmiş durumda. Önümüzdeki parselin sahibi belli ki villa inşaatına başlamış. İş makinası yola doğru yol açıyor ve arazisini düzenliyor.

Hafriyat sesi keyfimizi kaçırıyor ama yola çıkmak için de geç bir saat oldu. Yarın sabah kampı toplayacağız.

Kyzikos Antik Kenti ve Bandırma Müzesi

Kapıdağ Yarımadası gelişmiş bir antik kente ev sahipliği yapıyor. Dönüş yolunda, Belkıs Köyü’nden başlayan yürüyüş rotalarının da sıklıkla ziyaret ettiği yapıları yakından görmek istiyoruz. Köy merkezinden geçiyor ve offline haritada işaretli rotayı takip ediyoruz. Ancak yol, köy evleri ve çalılar arasında kaybolmuş. Tiyatro ve kule kalıntılarını uzaktan görebiliyoruz. Kalıntılar, bulunduğumuz noktaya göre derin bir çöküntü içinde görünüyor. Böyle bir coğrafyada, önümüzü göremediğimiz çalılar arasına dalmak istemiyoruz ve ana yola geri dönüyoruz.

Kyzikos, Misyalıların kurduğu ve Pergamon (Bergama) ile birlikte günümüze ulaşmış iki kentten birisi. (misya bölgesi ve köyleri)

Kyzikos kenti, MÖ 8. Yüzyıl sonunda İon birliğine bağlı Miletlilerin bir kolonisi olarak kurulmuş ve MÖ 7. Yüzyılda altın çağını yaşamış. Verimli topraklarının yanı sıra coğrafi konumunun da avantajını kullanmış, deniz ticareti ile zenginlemiş bir kent. Strabon’un anlatısına göre, antik kent bir ada üzerinde kurulmuş ve ana karaya iki köprü ile bağlanırmış. İki yöndeki korunaklı körfezlerinde iki yüzden fazla gemi barınabilirmiş. Bu coğrafi avantajları sayesinde Marmara Denizi’indeki ticaret trafiğini kontrol altında tutmuş.. Karedeniz ile yapılan deniz ticareti ile zenginleşerek Anadolu’nun en önemli kentlerinden biri olmayı başarmış. Strabon, Kizikos kent yerleşiminin de Akdeniz deniz trafiğine hakim, Rhodos (Rodos – Yunanistan), Massalia (Marsilya – Fransa) ve Karthago (Kartaca – Tunus) gibi kentlere benzerliğinden bahseder.

Parayı bulmuş Lidyalıların komşusu olan kentte, MÖ. 6. yüzyıl ortalarında sikke basılmaya başlanır. Lidya devletinin yenilip yıkılması ile yarımada Pers hakimiyetine geçer. Deniz ticareti bu dönemde de devam eder ve Kyzikos MS 3. Yüzyıl ortalarına kadar antik dünyanın darphanesi olarak rol oynar.

Persler, Makedonlar ve nihayet Romalılar döneminde, Byzantion’un (İstanbul) başkent olması ile deniz trafiği yön değiştirmeye başlar. Anadolu’dan başkente ilerleyen tüm düşman akınları önce Kyzikos üzerinden geçer. Düşman saldırıları ve depremler neticesinde, şehir yıkılır ve terkedilir.

Antik kentte basılan alttın sikkelerde görünen Orkinos balığı, kentin sembolü olarak biliniyor.

Günümüzde, yarımadanın özellikle Anadolu’ya bağlandığı bölgede pek çok antik yapının kalıntısı tespit edilmiş. Hadrian Tapınağı (MS 2. Yy), amfitiyatro, nekropol, bouleterion, tiyatro, akropol ve agora gibi kalıntılar üzerinde bilimsel kazı çalışmaları yürütülüyor. Bu çalışmalarda bulunan sikkeler ve eşyalar Bandırma Müzesi’nde sergileniyor.

Bir sonraki durağımız Bandırma Müzesi olacak.

Bandırma Arkeoloji Müzesi

Küçük şehirlerdeki müzeler, çoğu zaman beklentimin üzerinde oluyor. Bandırma Müzesi’nde Kyzikos kentinde ve çevredeki kazılarda bulunan kalıntılar hakkında güzel bir sergi ve bilgi panoları var.

Mezuniyet belgesi yerine geçen ayak izleri bırakılmış mermer taşlar gibi bazı detayları ilk kez bu müzede görüyorum. Detayları araştırıp ayrıca ekleyeceğim.

04-07.05.2026

Benzer yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir