Bir vakitte yapılmış bir araştırmaya göre, Türkiye’nin en mutlu insanlarına ev sahipliği yaptığı ortaya çıkan Sinop şehrini uzun süredir görmek istiyorduk. On üç gün olarak planladığımız Batı Karadeniz kamp rotamızın en kuzey ucu olan Sinop çevresinde iki gün geçiriyoruz.

Trafik lambasının olmadığı ve korna sesinin duyulmadığı bir şehir olarak anlatılan merkezde, uzun bayram tatilinin son gününde, sahilden otele varana kadar geçen yarım gün boyunca ne 57 plakalı bir araç ne de Sinoplu bir vatandaş görebiliyoruz. Maalesef bu güzel şehri görebilmek ve günlük hayatına karışabilmek, bahsedilen huzuru tadabilmek için doğru zaman yaz ayları değilmiş!

— o —

Sinop’daki ilk günümüzde, Kastamonu sahil kasabalarından kıvrıla kıvrıla gelen yolu takip ediyor ve Ayancık merkezine varmadan İnaltı Mağarası yönünde yola devam ediyoruz. Bu akşam için Karlık Yaylası’nda konaklamayı planlamıştık. Haritada daha önceden tespit ettiğim koordinata göre çizilmiş off-line harita rotasını takip ederek ilk tabelaya ulaşıyoruz. Toprak yol tek yönde devam ediyor ve tabelalar sadece Akgöl ve İnaltı Mağarası’nı gösteriyor. Karlık (Saray) Gölü‘nü veya Karlık Yaylası’nı bulamıyoruz!

Elimdeki haritaya göre, Ayancık yönünden gelirken Saray Gölü’nü ve yaylasını diğer ikisinden önce görecek ve yarın da yola devam edecektik. Derken, İnaltı Mağarası girişine ulaşıyoruz. Gün batımına çok az süre kaldığı için mağarayı gezmeden tabelaları takip ederek Akgöl yönünde devam ediyoruz.

Geçmiş tecrübelerimize dayanarak her ne kadar sosyal medyada popüler olan bir göl kenarında kamp yapmak istemiyor olsak da yer seçimi için geç kalmıştık ve bu akşam Akgöl’de kamp kuracaktık. Orman içinde ateş yakmış ve yemek pişiren bir aile, gölün karşısında araçtan yükselen oyun havalarına eşlik eden birkaç genç ve OGM’ye ait işletme binasının bahçesinde sohbet eden birkaç kişi vardı. Güneşin batması ile hava serinlemeye başlarken ortalık beklediğimizden sakin görünüyordu.

Göl kenarındaki bahçede oturmuş sohbet eden gruba hızlıca dahil olduk ve kamp yapmak için geldiğimizi söyledik. Beyler, OGM binası bahçesinde kamp kurabileceğimizi ancak bölgede ayıya rastlandığını ve gece dikkatli olmamızı söylediler. Bu uyarı, o an için bize, önceki gün Pınarbaşı ormanlarında, etraftaki ayı izleri arasında, tükenmek üzere olan yakıtımız ile kurumuş dere yataklarından yol bulmaya çalışırken aldığımız risk kadar büyük gelmedi; hızlıca çadırımızı kurduk!

Biz kampı kurana kadar orman içindeki piknikçiler dağıldı, mangal ateşleri söndü ve etraftaki diğer araçlar da gözden kayboldu. Bizimle aynı zamanda bölgeye gelen ve biraz da birbirimizden cesaret aldığımız diğer kampçı grup ile gölün iki kıyısına yerleştik. Arazide, üşümedikçe ateş yakmak taraftarı değiliz. Bu akşam, hem kampa geç vardığımız hem de gün içinde hayli koşturup yorulmuş olduğumuz için çay bile demlemeye üşendik. Göl kenarında biraz oturup yıldızları seyrettikten sonra fazla oyalanmadan yatıp uyuduk.

Sessiz sakin geçen bir gecenin ardından, son günlerin en derin ve güzel uykusunu uyumuş olarak pırıl pırıl bir sabaha uyandık. Güzel bir kahvaltının ardından, kemiklerimizin ısınması ve kampı toplayıp tekrar yola düşmemiz saat 10’u buldu.

https://www.instagram.com/p/Bm3VpmuhM7q/?taken-by=arpaboyuyol

KUZKA (Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı) tarafından yürütülmüş ve Ayancık Kaymakamlığı’nca desteklenmiş proje kapsamında bölge, Ayancık Kanyon Yolu olarak belirlenmiş. Çangal girişinden itibaren işaretlenen yürüyüş parkurunda doğa ile içiçe, keyifli vakit geçirmek mümkün. Bir bölümünü araç ile geçtiğimiz kanyonun tamamı için internette detaylı bir harita bulamadım ancak yola çıkmadan önce tekrar araştırmakta fayda var. Ayancık Kanyon Yolu üzerindeki panolar özetle “Çangal Dağı girişi – Dinlenme noktaları – İnaltı Mağarası ve dinlenme noktası – Akgöl – Çangal Çıkışı” olarak çizilmiş.

Bugünkü ilk durağımız İnaltı Mağarası oluyor. Dün akşam geçtiğimiz yoldan geri dönerek mağaraya ulaştık. Mağara giriş ücreti kişi başı 5 TL ve bu cüzi rakam için bile daha mağarayı görmeden söylenen, yaktığı mazot parasına dertlenen insanlar gördük.

Tanıtıcı broşüre göre, Ayancık İnaltı Mağarası 75 milyon yaşında ve “genç” bir mağaradır. 2,5 km boyunca uzanan mağarada Pontus Rum Krallığı’nın yaşam izlerini görülmüş ve bugün ancak ilk 300 metresi ziyarete açık durumda. Girişteki 18 metrelik genişlik yer yer daralıyor iken mağara yüksekliği 20 ila 50 metre arasında değişiyor ve bu haşmeti bizi oldukça etkiledi.

Mağaranın serin havasının astım ve romatizma hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Ziyaret saatleri yaz ayları için 09:00-18:00 arası olarak açıklanmış olmak ile birlikte ziyaretçi yoğunluğuna bağlı olarak güneş batana kadar girişe izin verilebiliyor.

İnaltı Mağarası, bugüne kadar gördüğüm en temiz (hatta tek temiz) ve bakımlı mağara oldu. İçeride gidiş ve geliş yönünde ahşap basamaklar ile belirlenmiş güzergah hafif bir eğim ile derinleşiyor ve yer yer kaygan olabiliyor. Dikkatli olmakta fayda var.

İnaltı Mağarası - Sinop Ayancık

İnaltı Mağarası – Sinop Ayancık

Mağara girişinde görevli abilerden Erfelek yönüne giden yolu da öğrenip yola devam ediyoruz. İnaltı Mağarası’ndan Erfelek Şelaleleri’ne gitmek için ya Akgöl üzerinden devam edebilirsiniz ya da bizim gibi önce Ayancık yönünde ilerleyip sonra Erfelek sapağından şose yola çıkabilirsiniz.

Erfelek Tatıca Şelaleri Tabiat Parkı‘na varmamız öğle saatini buluyor. Bayram tatilinin de son günü olunca, park girişine daha 200 metre kala araç trafiğine denk geliyoruz. Aracımızı manevra yapabileceğimiz bir düzlükte park ettikten sonra yola yürüyerek devam ediyor; park girişinde hem bilet kesmeye hem de trafiği koordine etmeye çalışan görevlilere sabır dileyerek şelalelere doğru giden merdivenlere tırmanmaya başlıyoruz. Tabiat Parkı’na kişi giriş ücreti 4,5 TL.

Doğada, özellikle de kaygan zeminde parmak arası terlikle gezmeye cesaret eden, şelaleler arası geçişte alternatif güzergah olan iplerden sarkarken selfi çubuğu ile poz yakalalamaktan eksik kalmayan, derinliği ancak diz yüksekliğini bulmuş her su birikintisinde kulaç atmaya çalışan tüm arkadaşları yürekten tebrik ediyoruz. Bizler sadece doğa ile içiçe olmaya meraklı ve doğanın sesine hasret gezginler olarak sadece bir parça huzur arıyor ve tek bir kare doğa fotoğrafı çekemeden 10. şelaleden aşağıya dönüyoruz. Peşpeşe 28 şelalenin çağladığı Erfelek Tatlıca Şelaleri’ndeki maceramız yaklaşık bir saat ve 2 km sürüyor. Mangal dumanları tüm meydanı kaplamış ve otopark girişindeki yer kapma mücadelesi İstanbul trafiğini aratmazken biz aracımıza dönüyor ve Sinop’a doğru yolculuğa devam ediyoruz. Erfelek Şelaleri’ne yaz kuraklığının etkisini göstermediği bir bahar günü ve erken saatlerde gezmek çok daha keyifli olacaktır!

Öğle yemeği için Erfelek’de mola vermeyi planlarken bayram dönüşü yoğunluğundan olsa gerek şehir girişi tek taraflı trafiğe kapatılmıştı ve biz de daha fazla oyalanmak istemedik. Sarıkum Bölgesi ve Sarıkum Gölü sapaklarını es geçerek direksiyonu Türkiye’nin en kuzey noktası olan İnceburun Feneri’ne çevirdik. Gidiş-geliş çift şerit toprak yoldaki toz dumana bakılırsa yalnız değildik ve deniz fenerini görebildiğimiz ilk noktada aracımızı bırakıp adını ta ilkokul kitabımızda öğrendiğimiz bu bölgeye yürüyerek ulaşmaya çalıştık.

Türkiye'nin en kuzey ucu: Sinop İnceburun deniz feneri

Türkiye’nin en kuzey ucu: Sinop İnceburun deniz feneri

Sinop’un nemli havası günlerdir yükseklerde konaklayan bünyemizi yormaya başlamışken en yakın güzergahtan Sinop merkeze gitmeye karar verdik. Türkiye’nin tek doğal fiyord coğrafyasına sahip Hamsilos Koyu‘nu ve trafiğin açılmasını beklerken sıkışıp kaldığımız Akliman sahilini gezmeyi bir sonraki Sinop sehayatimize erteledik.

Sinop boğazının trafiğini aşıp şehir merkezine varmamız ikindi saatlerini buldu. Aracımızı şehrin girişinde, Kale’ye varmadan, Belediye Garajı’nın (Gerze minibüsleri de buradan hareket ediyor) sahil tarafında tahsis edilmiş otoparka bırakarak, park etmenin yasak olduğu cadde üzerinde dahi yayalara yer bırakmamış araçlar arasından dolanıp rezervasyon yaptığımız Denizci Otel‘e otele yürüyerek gittik. 

Bir geceliğine de olsa, kamp yeri aramayacak, yeni bir sürpriz ile karşılaşmayacak ve kamp yatağı yerine karyolada uyuyacak olmanın verdiği rehavet ile otele giriş yapıyor ve odamıza yerleşiyoruz. Öğle yemeği ile akşam yemeğini birleştirdiğimiz bu gün, balık yemek için Okyanus Balık Evi’ne gittik. Lokanta o kadar kalabalıktı ki, verilen siparişler mutfakta malzeme kalmadığı için değiştiriliyor veya şef garson aşağıda müşterilerin sırada beklediğini söyleyerek, yemekten sonra tatlı veya çay ikram edemeyeceği için özür diliyordu. Eh Sinop, alacağın olsun, daha dün gece ayı korkusu ile bir başımıza kurbağa sesi dinleyerek uyumamış mıydık biz; bugün bu ne kalabalık!

Nerede çay içip biraz keyif yapsak derken, sahildeki kahvede boş bir masa görüp oturuyoruz. Buraya tesadüfen gelip oturmuştuk ama bir süre ortamı seyredince burasının meşhur Yalı Kahvesi olduğunu anlıyoruz; limana karşı çay içip kuşlara simit atabildiğiniz bu kahvenin insana emeklilik hayalleri kurduran öyle güzel bir ortamı var! Demli iki bardak çay yanında, masalar arasında dolaşan simitçiden sıcacık bir Sinop simidi alıyoruz. Karşı masamızdaki iki ihtiyardan biri kartlara mı bakmış acaba, bir anda sesler yükseliyor. Birisi purosu ile oynarken diğeri kasketini düzeltiyor ve işte üçüncü sandalyeye şimdi başka bir tonton gelip oturuyor ve çaylar tazelenirken oyun devam ediyor. Arka taraftaki masada işaret dili ile konuşan 4 kişi okey oynuyor. Diğer yanımızda okey oynayan gençlerin yanına anne ve babaları da gelip katıldı; bayram gezmesinden geliyor olmalılar, iki dirhem bir çekirdek giyinmişler. Yine misafirlikten gelmiş iki teyze sahil tarafında bir masada oturmuş hem simit yiyor hem de ayaklarına inen karasulardan dert yanıyor.

Çekişmeli geçen bir pişti partisinin ardından hava biraz serinleyene kadar otele dönüyoruz. Bu akşam, şans beyden yana gülüyor!

Ay son dördün evresinde ve tüm limanı gündüz gibi aydınlatmaya yetiyor. Renk renk aydınlatılmış tekneler ve türlü türlü müzik ile çığırtkanlar arasında geçip Sinop Limanı’nda volta atıyoruz. Akşam yemeği menüsünde bir yaz akşamı geleneği, haşlanmış mısır var.

Sinop Cezaevi - Sabaattin Ali'nin kaldığı koğuş

Sinop Cezaevi – Sabaattin Ali’nin kaldığı koğuş

Denizci Otel’in lobisinde kahvaltımızı yaparken pencereden sokağı seyrediyoruz. Belediye işçileri sokakları sabunlayarak temizliyor!

Bugün öğle yemeğine kadar Sinop merkezini gezeceğiz.

Yarımadanın en dar noktasında bizi elinde feneri ile “bir insan” arayan Diyojen heykeli karşılıyor. Sinoplu olduğu rivayet edilen Yunan düşünürü ömrü boyunca, kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamış. Bir gün, çeşmeden avucu ile su içen bir çocuk görmüş ve “bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti” diyerek tek eşyası olan çanağını da kırar. Bir gün Büyük İskender kendisine “bir dileğin var mı?” diye sorduğunda, “var, gölge etme, başka ihsan istemem” yanıtını vermiş düşünür MÖ 413-327 yılları arasında Atina’da yaşamış. 15. Yüzyılın başlarında, Fransız bir seyyah, Diyojen’in mermerden yapılmış mezar taşının Venedik’de bir evin avlusunda bulunduğunu iddia eder. Taşın üstünde bir köpek resmi vardır ve altında ise şöyle yazarmış:

  • Söyle, ey köpek, bu kadar dikkatle kimin mezarını bekliyorsun?
  • Köpeğin
  • Köpek dediğin o adam kimdir?
  • Diogenes
  • Bu adam nerelidir?
  • Sinopludur. O, bir zamanlar fıçı içinde yaşardı, fakat şimdi meskeni yıldızlar oldu.

Güneş fazla yükselmeden ve sokaklar henüz sakin iken ilk durağımız Sinop Cezaevi oluyor. Fonda çalan müzik eşliğinde koğuşları gezerken burada çekilmiş çileleri düşünmeden edemiyoruz.

Saat 9:30 itibari ile tur otobüslerinin gelmeye başladığı meşhur müzeye gelirken, kalabalığa kalmamak için erkenci olmanızı önerebilirim.

Sinop Müzesi - Meydankapı kazısında ortaya çıkarılan ziyafet salonu zemin mozaiği

Sinop Müzesi – Meydankapı kazısında ortaya çıkarılan ziyafet salonu zemin mozaiği

Sinop Arkeoloji Müzesi ve Sinop Etnografya Müzesi (Aslan Torun Konağı – 1890) gezdiğimiz diğer adresler. Balatlar Kilisesi kazı alanına kadar çıkıyor ve oradan sahile, Aşıklar Parkı’na dönüyoruz. Hava çok sıcak olduğu ve yoğun ışıkta fotoğraf çekemeyeceğimiz için Şahinler Tepesi‘ne kadar çıkmıyoruz

Öğle yemeği için Teyzenin Yeri’nde mola veriyor ve meşhur Sinop mantısı yiyoruz. Orijinali cevizli olmak ile birlikte, biz yarım yoğurtlu yarım cevizli olarak sipariş veriyoruz.

Sinop mantısı orijinal usulü ceviz ile döşenerek servis ediliyor.

Sinop mantısı orijinal usulü ceviz ile döşenerek servis ediliyor.

İstikamet yavaş şehir Gerze! 2017 yılında Cittaslow (yavaş şehir) ilan edilen Gerze‘ye kamp mutfağı için alışveriş yapmak üzere uğruyor ve iskeledeki aile çay bahçesinde soğuk bir gazoz molası veriyoruz.

Sorkun Şelaleleri yönünde ilerlerken denizden uzaklaşmaya ve yükselmeye başlıyoruz. Wikiloc’dan takip ettiğim bir rota bizi toprak yoldan götürüyor ve bir kaç yüz metre yürüdükten sonra tüm yorgunluğumuzu alıp götüren etkileyici bir manzaraya denk geliyoruz. Peşpeşe üç şelalenin sıralandığı ve türlü türlü kelebeğe ev sahipliği yapan, yaklaşık 2 km uzunluğundaki bölge 2017 senesinde Bakanlık tarafından Tabiat Anıtı olarak tescillenmiş.

Sorkun Şelalesi - Sinop Gerze

Sorkun Şelalesi – Sinop Gerze

Kamp için Gerze yaylalarının uygun olabileceğini planlamıştık ama görebildiğimiz kadarı ile bölge hayli engebeli ve dağınık. Biz, şelale civarında uygun bir alan bulamayınca ikindi sıcağını yolda geçirmeyi düşünüyor ve sahilden Bafra’ya kadar devam ediyoruz. Alternatif olarak Sökü Yaylasına bakabilirsiniz (yeni adı ile Bayramkalfa Mahallesi)

Samsun Alaçam mevkiinde gördüğümüz kahverengi Geyikkoşan tabelası yönünde ulaşılan Mesire Yeri’nde kampçılar için ayrılmış bir bölge varmış. Sahil ve yol o kadar kalabalıktı ki durup bakmak yerine rotaya devam etmeyi tercih ettik.

Wikiloc’dan takip ettiğimiz rotaları ve detaylarını uygulama sayfasında bulabilirsiniz!

24-25.08.2018