Henüz rota hazırlık aşamasında iken, yaklaşık iki hafta sürecek Batı Karadeniz rotamızın en heyecanlı ve bir o kadar da yorucu günlerimizin Küre Dağları eteklerinde, Pınarbaşı’nda geçeceğini düşünüyordum. Yanılmamışım!

Küre Dağları’nın cennet köşelerini anlatmadan önce, itiraf etmeliyim ki bu güzel coğrafyayı keşfetmek için sadece bir kaç gün yetmiyor. Keşke Pınarbaşı çevresini de tek bir güne sıkıştırmasaydım ve davet edildiğimiz bayram sofralarına tanrı misafiri olmak, çocuklarla oynamak, aylaklık yapmak, çimlerde uzanmak ve renk renk, çiçekleri koklamak için de zaman ayırmış olsaydım!

– – – o – – –

Azdavay‘da Suğla Yaylası‘nda serin bir sabaha uyanıyoruz. Bugün için görmeyi planladığımız doğa harikası yerleri görmek için erkenden yola düşme telaşındayız!

Pınarbaşı merkezine iniyor ve dağlara doğru devam ediyoruz. Pınarbaşı’nda sadece Ziraat Bankası’nın ATM’si var ve bayramın ikinci günü sabahında dükkanlar henüz kapalı.

Saat henüz 10 olmadan Horma Kanyonu‘na ulaşıyoruz. Aracımızı gişe noktasında park edip yürümeye başlıyoruz. Kanyon boyunca, kayaların dibinden devam eden ahşap bir yürüyüş yolu yapılmış ve kanyon içinde güvenli bir şekilde 700 metre kadar ilerleyebiliyorsunuz. Yılın en kurak mevsiminde, su seviyesi oldukça sığ iken bu kadar güzel olan kanyon, kim bilir yağışlı mevsimde ne kadar heyecan vericidir! Kayaların birbirine oldukça yaklaştığı ve 3. etap inşaatının devam ettiği yürüyüşe kapalı noktadan geriye dönüyoruz. Haberde okuduğum kadarı ile kanyon içinden geçen yürüyüş parkurunun 3 km kadar devam etmesi ve Ilıca Şelalesi bölgesi ile birleştirilmesi planlanmakta.

Aynı yol hem gidişte hem de dönüşte kullanıldığı için kalabalık zamanlarda yürümesi zor ve keyifsiz olabilir. Buraya, güneşin yakıcı etkisi henüz kendini hissettirmeden, mümkün olduğunca erken saatlerde gelmenizi öneririm.

Hali hazırda, Horma Kanyonu’ndan Ilıca Şelalesi’ne kadar patika yollardan geçerek yürüyüş yapmak mümkün. Wikiloc uygulamasında alternatif rotalar bulabilirsiniz. Biz ise yola araç ile devam ediyor ve direksiyonu Ilıca Köyü’ne doğru çeviriyoruz. Yol şose ama toprakla karıştığı için hayli toz duman kalkıyor. Yol üstünde, Muratbaşı Köyü’nün tabelasını görüyor ama sapmıyoruz.

Ilıca Köyü’ne varınca, özellikle pencere kapaklarındaki kalem ve ahşap işlemeleri ile dikkatimi çeken, iki katlı bir köy evinin önünde aracımızı park ediyoruz. Şelale tabelası hemen bu evin yanındaki patikayı gösteriyor. Çitlerin kenarından yürümeye başlıyoruz. Derinlere doğru devam eden yürüyüş yoluna taş döşenmiş ve toprak zemine göre daha rahat yürünebiliyor.

Ilıca Şelalesi‘nin etrafında, kat kat açılan teraslarda korkuluk ve piknik masaları var. Her ne kadar yol üstündeki tüm tabelalarda şelale havuzuna girmek “tehlikeli ve yasaktır” uyarıları yapılmış olsa da insanlar girip yüzüyor. Su buz gibi!

Pınarbaşı Ilıca Şelalesi

Pınarbaşı Ilıca Şelalesi

Biz bir kaç fotoğraf çekip geri dönerken, belli ki bayram ziyaretine gelmiş akrabasına köyünü gezdiren bir amca, henüz saatin erken olduğunu yoksa burada oturacak taş bile bulamayacağını anlatıyor.

Ilıca Köyü’nün hemen çıkışındaki okları dikkate alarak Kerte Köyü yönünde ilerliyoruz. Sıradaki durağımıza, dünyanın en derin ikinci kanyonu, Valla Kanyonu’nu seyretmek için seyir terasına doğru gidiyoruz. Kanyon üzerinde birisi eski (Muratbaşı), diğeri yeni (Kerte) iki farklı seyir terası var. Muratbaşı Köyü, kanyon girişinin de yapıldığı mevki olmak ile birlikte yolu zorlu ve seyir terası da pek güvenilir değil.

Pınarbaşı - Kerte yol ayrımı

Pınarbaşı – Kerte yol ayrımı

Kerteköy çıkışında yeni bir tabela görmediğimiz için yol boyunca devam ediyoruz. Bayram günü ortalıkta da kimsecikler yok. Nasıl yapalım, daha ne kadar devam edelim diye düşünmeye başlamışken yola yakın bir bahçede bayramlaşan köylülere denk geliyoruz.

Meğer, geçtiğimiz son sapakta toz toprak içinde kaybolmuş küçük bir tabela varmış. Geri dönüyoruz. Valla Kanyonu seyir terasına gitmek için, Kokurdan Yaylası istikametinde tırmanmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz ay açılışı yapılan bu seyir terasınına varmak için, herhangi bir merdiven veya yürüyüş parkuru bulunmuyor. Hemen yol kenarında kurulmuş korkuluklu terastan manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Seyir terasının yüksekliği yaklaşık 800 metre. Valla Kanyonu’nda bireysel veya amatör yürüyüş yapmak, zorlu geçişte yaşanmış kazalardan sonra yasaklanmış. Türkiye’deki en tehlikeli parkurları arasında gösterilen, 12 km uzunluğunda ve yer yer 1 km derinliğe ulaşan Valla Kanyonu’ndan geçmek isterseniz rehberlik ve uygun ekipmanlar konusunda profesyonel bir destek almalısınız.

Pınarbaşı Valla Kanyonu

Pınarbaşı Valla Kanyonu

Henüz öğle saatlerinde iken bugün için planladığımız gezilecek yerleri tamamlıyoruz. Akşam konaklamak için iki alternatifimiz var. Ya Kokurdan Yaylası’nda kamp kuracağız (ki bulunduğumuz coğrafyada, yaban hayat ile iç içe bir başımıza kamp kurmak için yeterli donanıma ve deneyime sahip değiliz (ilerleyen günlerde “ayı çıkabilir” endişemizin yerini yorgunluğa ve tencere-tavaya bıraktığını da göreceğiz) ya da Cide’ye kadar gidip günün geri kalanını Karadeniz’in serin sularında yüzerek geçireceğiz!

Toz duman içinde kaldığımız köy yolları bizi biraz da yorduğu için, yayla yoluna hiç sapmadan Şenpazar üzerinden yosun kokusu burnumuza kadar gelmiş Cide’ye gitmeyi tercih ediyoruz.

Internet kapsama alanına ulaştığımız bir noktada Kerte yolundan Şenpazar’a nasıl çıkarız diye kontrol ediyorum. Online haritalarda sunulan üç alternatiften ilki sabahtan bu yana geldiğimiz yolu geriye gidiyor; Pınarbaşı ve Azdavay merkezlerinden geçip Ağlı yakınlardan Şenpazar yoluna veriyordu. Güzergah muhtemelen asfalt, köy aralarında ise şose idi. Diğer iki alternatif ise kıvrımlı orman yollarından geçiyordu ve km-süre oranları hemen hemen 35-40 km için 1,5 saat civarında veriyordu. Kırmacı Köyü’nden geçen rota yerine, nispeten kısa olan Zümrüt Köyü’nden geçen rotayı tercih ettik.

Nereden bilebilirdik ki, macera daha yeni başlıyordu! 

Yolcu koltuğunda oturuyorken, emniyet kemeri takılı olduğu sürece sarsıntı dışında fazla endişe uyandırmayan, hatta eğlenceli gelen yolculuğumuz sırasında; gerçekte yaşananlar ise geçtiğimiz engebeli arazide gaz depomuzun sinyal vermeye başlaması ve aracın benzin performansının yolu tamamlamak için yetersiz kalacağı riski, sık ağaçlar arasında izlediğimiz yolun yer yer gözden kaybolması ve son düzlükte yolun tamamen bitip Zümrüt Köyü’ne kadar kurumuş bir dere yatağından gidiyor olmamız idi.

Sık sık rastladığımız ayı izlerinin kurumuş olması ve herhangi bir yavru ayı ile karşılaşmamız ise ne kadar şanslı olduğumuzun göstergeleri değil mi? Arazide ilerlerken ara sıra kornaya basmakta fayda var!

Internette araştırırsanız son yıllarda civarda kurulu fotokapanlara yakalanmış bozayıların fotoğraflarını görebilirsiniz. Okuduğum yorumlara göre, Küre Dağları’nda yeni yeni taş ocakları açıldıkça maalesef yaban hayatı zarar görmekte ve canlı türleri azalmakta, ormanlar yok olmakta imiş.

Wikiloc uygulaması ile civarda yapılmış trekking parkularını inceleyebilir veya alternatif yaban hayatı gözlem etkinliklerine katılabilirsiniz. Yola devam etmeden önce en azından bir gece bu ormanda konaklamış olmayı isterdim. Konaklama için, Ilıca Köyü yakınlarındaki tesis, bungolov evler veya kamp yeri tercih edilebilir.

Zümrüt Köyü‘ne ulaştığımızda, evin önünde oynayan ve dere yatağından çıkıp gelen aracımızı ilk farkeden çocukların şaşkınlığını unutamayız! Köşe başındaki evinin bahçesinde komşuları ile bayramlaşan teyzeye biz de iyi bayramlar diliyor ve Şenpazar’a nasıl gidebileceğimizi soruyoruz. Son bir saatte o kadar gerilmişiz ki, köyde biraz oturup dinlenmek aklımıza bile gelmiyor ve köy çıkışındaki tabelayı takip ederek Şenpazar’a kadar toprak yolu takip ediyoruz. 

Pınarbaşı Horma Kanyonu

Pınarbaşı Horma Kanyonu

Cide’ye vardığımızda saat 17’ye yaklaşmış ve kahvaltıdan bu yana hiç bir şey yememiş olduğumuz için sahil üzerinde bir balık restoranında mola veriyoruz.

Sahil oldukça kalabalık; şemsiyeler arasında boş bir yer bile görmek mümkün değil. Buraya gelene kadar aradığım otellerde ve pansiyonlarda hiç boş yer yok. Bugün epey yorulduk ve bu gece çadır kurmak yerine otelde konaklamayı planlamışken şimdi nerede uyuyacağımızı bilmiyoruz!

Geçen sene bu zamanlar, göller bölgesi rotasını yaparken konakladığımız otelleri hep yol üstünde iken bulmuştuk. Bu sene her ne kadar işimizi şansa bırakmak istememiş olsam da, bir ay önceden rezerasyon için aradığım otelleri ödemeyi peşin istediği için riski göze almıştım.

Yanılmışım. Özellikle de Karadeniz boyunca denize girilebilecek en güzel sahillerden birisine sahip olan Cide, bayram tatili boyunca iğne atsan yere düşmez bir yer imiş. Restorandaki arkadaşlar, böyle yoğun zamanlarda evlerindeki boş odaları kiralayan komşularını arayıp bizim için boş yer soruyorlar ama nafile, Cide’de hiç boş yer yok! Yılların gezgini bir arkadaşımızın aracılığı ile Gideros Koyu‘ndaki kamp yerinde bir çadırlık boş yer olduğu haberini alıp yola devam ediyoruz. Gel gör ki, Gideros Koyu’na dönen yol boyunca park etmiş araçların karmaşası içinde koya kadar yürüyerek bile inemiyor, geri dönüyoruz.

Korsanlar, asırlar önce tekneleri ile yanaştıkları bu gizli koyun bugünkü halini görüyor olsalardı mezarlarında ters dönerlerdi herhalde!

Sahilden devam etme kararı alıyoruz. Peki Bartın tarafına mı, İnebolu tarafına mı gitmeliyiz? Yarınki rotamızı İnebolu yönünde planlamıştık ancak yol üstündeki Loç Vadisi’ni görmek ve İnebolu’ya İstiklal Yolu’ndan geçerek gitmek istiyoruz. Bu akşam Bartın’a doğru devam edeceğiz.

Amasra ve Cide gibi popüler iki koy arasında elbet müsait bir pansiyon veya kamp alanı bulabiliriz diye düşünüyor ve Bartın yönünde devam ediyoruz. Gördüğüm her tabelaya telefon ediyorum ve nihayet, hava tamamen kararmadan Kurucaşile‘de boş bir pansiyon odası buluyoruz.

Odada biraz dinlendikten sonra, akşam gezmesi için sahile iniyor, çekirdek alıyor ve sahildeki bir kahvede oturup çay içiyoruz. Radyoda eski şarkılar çalıyor. Kurucaşile sahilinde mehtabı seyrettiğimiz o akşam bana Kalkan‘da gittiğim aile çay bahçesini hatırlatıyor ve hafızamızda bu yazın en huzurlu akşamlarından birisi olarak kalıyor!

22.08.2018