Üç İtalyan sanatçıya adanmış “The Great Masters” sergisini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi Beş Kubbe Salonu’nda ziyaret edebilirsiniz. Türkiye’deki ilk interaktif sanat sergisi olarak duyurulan bu sergiyi Haziran ve Temmuz (2012) aylarında gezilebilir.

Salonda 3 ustaya ayrılmış bölümlere ilaveten İtalya tarihini, Rönesans (aydınlanma dönemi) tarihini ve eş zamanlı olarak Osmanlı’daki gelişmeleri anlatan bölümler de var.

Ninja Kaplumbağalar’dan üçü: Raffaello, Michelangelo ve Leonardo

Çağdaş üç İtalyan “Master” içinde en genci olan Raffaello (Sanzio) 37 yıl süren hayatını Floransa’da mütevazi bir şekilde geçiriyor. Vatikan’da freskler yapıyor. “Atina Okulu” isimli duvar resminde antik çağ filozoflarını ve bilimini yansıtmak için simgesel olarak Rönesans dönemin portrelerini kullanıyor. Bu ünlü resmin sağ tarafında kendi portresine de yer vermiş!

Görebildiğim kadarı ile, Raffaello tabloları çok gerçekçi olmaları fark yaratıyor. Oldukça canlı renkler kullanılmış. Örneğin, Il Perugino (Pietro Vannucci) tablosundaki parlak tırnaklar oldukça dikkatimi çekiyor!

Vatikan’a damga vuran isim Michelangelo (Buonarroti)’nun başyapıt olan heykeli “Pieta” Vatikan’da San Pietro Bazilikası’nda sergileniyor. Hristiyan inancının merkezinde ve 60.000 kişi kapasiteyeli San Pietro Bazilikası‘nın kubbe tasarımı da yine sanatçıya ait ve 42 metre çapındaki devasa kubbe aynı zamanda dünyanın en yüksek kubbesi!

Vatikan’da ziyaret edilmesi gereken diğer bir önemli mabed, Sistine Şapeli’nin tavanında da Michelangelo’nun imzası bulunuyor. Şapelin, 500 metrekare genişliğindeki gökyüzü desenli tavanının değiştirilmesi için Papa, Michelangelo ile anlaşmış.

Michelangelo esasen kendini heykeltıraş olarak görmekle beraber 4 yıllık zorlu bir çalışma sonrası çok sayıda hikayeyi bu tavanda yansıtmayı başarmış. İncil’den ve Eski Ahid’den mizahsenler içeren çizimleri esasen 3 grupta incelemek mümkün:

  • Dünya’nın, ışığın ve insanın yaratılışı
  • İnsanın cennetten kovulması
  • Nuh tufanı

Ekibin en yaşlısı ve sergide de en çok yer alan sanatçı, mucit, mühendis: Milanolu Leonarda da Vinci olmuş. Sanatçının ünlü eseri, “Leonardo’nun Aynası”n sekizgen bir ayna küresi ve merkezinde durduğunuzda etrafınızdaki aynalara düşen yansımalar sayesinde tüm bedeninizi 3 boyutlu olarak görebiliyorsunuz. Henüz boy aynasının bile olmadığı bir dönemde resim sanatının gelişmesi için ne kadar da önemli bir icat!

Resim sanatında, genel olarak 3 esas perspektif özelliği bulunuyor:

  • Ufuk çizgisi perspektifi çizilecek olan cisme bakan kimsenin gerçek bakış noktasına göre yatay düzeyi yani bakış yüksekliğini belirlemek amacıyla kullanılan çizgidir.  Ufuk çizgisinin yeri perspektifi çizilecek olan kimsenin cisme hangi yükseklikten bakmak istediğine bağlıdır. Ufuk çizgisinin altında kalan cisimlerin üstü, üstünde kalan cisimlerin ise altı görülür.  Tam ufuk çizgisinin üstünde kalan cisimlerin ise ne altı ne de üstü görülür.
  • Oranlı çizimler ile uzaktaki çizimlerin gitgide küçülmesi gibi renkler de uzaklaştıkça koyudan açığa doğru bir değişiyor. Uzaktaki cisimlerin rengi araya giren havanın da yoğunlaşması ile daha pasif ve soluk oluyor. Bu nedenle bize yakın plandaki nesneler gerçek renkleriyle görülürken uzaktakiler parlaklıklarını yitirmiş görünüyorlar.
  • Doğrusal perspektif uygulamasında ise kesişen çizgiler tek bir kaçma noktasında birleşiyor. Böylece gözden giderek artan uzaklıkta, bütün şekiller her yönde küçülüyor.

Leonardo’nun “Vitrivius İnsanı” adlı eseri, rönesans döneminin meraklı insanına bir gönderme yapıyor. O devrin insanı bilimsel kabul edilmişliklerle değil güncel fikirler ile ilgilenir.

Leonardo’nun Osmanlı Hükümdarı 2. Beyazıt’a yazdığı teklif mektubunun ve köprü maketinin bir kopyası da sergide görüşebilir. Haliç Köprüsü için hazırlamış teklife göre, köprü “baskılı yay tekniği” ile tasarlanmış ve döneminin oldukça ilerisinde imiş. Fikir, ancak 500 sene sonra Norveçli bir mimar tarafından uygulanır ve hayat bulur.

Kendini taşıyan ağaç köprü

Kendini taşıyan ağaç köprü

Sanatçı, tasarımlarının ve fikirlerinin çalınmasından korktuğu için yazılarını tersten yazarmış.

Leonardo'nun fetus kadavralarından geliştirdiği çizimler ve açıklayıcı notlar

Leonardo’nun fetus kadavralarından geliştirdiği çizimler ve açıklayıcı notlar

Leonardo, kadavraları parçalayarak matematiksel ve geometrik metodlara göre incelemiş, çizmiş ve anatomi biliminin gelişmesine büyük katkı sağlamış.  Bu çizimlere bakarken Edirne’de gezdiğim ve dönemin tedavi yöntemlerini, ameliyatlarını maketlerle de canlandırılmış 2. Beyazıt Külliyesi: Darüşşifa Müzesi’ni hatırlıyorum.

Leonardo'nun not defteri ve çizimleri

Leonardo’nun not defteri ve çizimleri

Rönesans Dönemi Ekonomisi:

Ortaçağdan sonra ancak rönesans döneminde insanlar mallarını takas etmek yerine para kullanmaya başlamış. Antik Anadolu uygarlığı Lidyalılar büyük keşfi para, zamanla nasıl unutuldu veya Avrupa medeniyetleri parayı neden bu kadar geç fark etti bilmiyorum!

Sarraflar farklı para birimlerini birbirlerine dönüştürebiliyorlarmış ve bu sayede banker ekonomisi de toplumda yer kazanmış. Banker Medici ailesi ile Floransa’da başlayan ekonomi devrimi sıra ile üç önemli merkezde dönüm noktalarını yaşıyor: Amsterdam, Londra ve Stokholm (kaynak: ntvmsnbc)

İtalya ve ekonomi demişken Shakespeare’in ünlü eseri “Venedik Taciri” değerlendirmesini de izlemek gerek: ntv

Bazı tüccarlar ve bankerler bu dönemde çok zengin olurlar ve şehirlerine yatırım yaparlar. Örneğin, Avrupa’daki önemli sanat müzelerinden birisi olan Uffizi’de de anlatıldığı gibi, Floransa hiç tarih bilmeyen bir insanın bile sadece şehirde gezerken fark edeceği kadar Medici ailesi ile özdeşleşmiş durumda.

İtalya Tarihi:

Güney ve Kuzey çekişmelerine Rönesans ekonomisinin zengin ettiği aileler ve kalkınan şehirler eklenince 1500 senesine gelindiğinde 5 grup öne çıkıyor. Güneyde  Napoli krallığı, Katolik mezhebinin merkezi Roma ve Vatikan, Toskana bölgesinde ve daha kuzeyde ise Venedik, Floransa ve Milano.

1500 senesinde İtalya haritası

1500 senesinde İtalya haritası

İtalya’da Sanat: Resim ve Heykel

Klasik dönemden beri ilk kez erken dönemde (13. yüzyıl – 15. yüzyıl sonu) ressamlar ve heykeltıraşlar, figürlerin “bir zemine yapışık olmadan” canlandırıldığı, inandırıcı bir ortam yaratırlar. Sanatçını  gördüğü dünyayı yansıtması önem kazanır. Bu devrim ile birlikte, sanatçının geniş yüzeyleri kullanmasına olanak veren “fresk tekniği” de yeniden yaygınlaşır. Bu teknik; sürülmüş sıvanın üzerine resim yapmayı anlatır. Yüzey basıncı ile boya sıvanın içine çekilir ve sıva kururken boya da sabitlenir. Kireç, boya pigmentleri ile tepkimeye girerek güçlü ve zengin renkler ortaya çıkarır.

15. yüzyıl sonunda Rönesans ortaya çıkar. Pek çok dini eserde yükselen realizm duygusu ve Michelangelo, Da Vinci, Raffaello gibi sanatçıların ustalığı ile kendini gösterir. Rönesans döneminin çeşitli okulları Klasik modellere farklı yaklaşmıştır. Floransa tarzı resimler parlak renkleri ile dikkat çekerken, Venedik tarzı sansasyonel renkleri ve sıcak tonları ile ortaya çıkar. 16. yüzyıl ortalarında bu tarzlar fantastik ve çarpıtılmış görüntülere dönüşmüştür.

Rönesans’dan sonra, 17. yüzyılda Barok tarzı etkili olmaya başlar.

İtalyan sanatında azizlerin yeri ve önemi çok büyüktür. Azizlere taşıdıkları belirli nesnelerle ve kıyafetleri ile nitelikler ve semboller yakıştırılmıştır. Resimdeki renkler, gökyüzü, hayvanlar, çiçekler ve rakamlar gibi semboller belirli anlamlara gelir.

Örneğin;

  • Kuzu: Tanrı’nın kuzusu olan İsa’yı veya Erken Hristiyan sanatında günahı temsil eder.
  • Kafatası: Ölümü ve ölümsüzlüğü hatırlatır.
  • Zambak: Saflığın, yeniden dirilişin, barışın ve bekaretin sembolüdür.
  • Deniz kabuğu: Kutsal hac yolcuğunu sembolize eder.
  • Palmiye: Bir şehidin ölüm karşısında kazandığı zaferi temsil eder.
  • Bakire Meryem: Genellikle mavi giysiler içinde betimlenir.
  • İncil yazarları: Kutsal bir görevi temsil eden kanatlı birer yaratıkla temsil edilirler (Kartal: Aziz Yuhanna; Kanatlı adam: Aziz Matta; Kanatlı aslan: Aziz Markos; Kanatlı öküz: Aziz Luka).

İtalya’da Sanat: Mimari

İtalya’daki yapılan 3000 yıl içinde farklı medeniyetlerden ve akımlardan etkilenmiştir.

  • Klasik dönem: MS 200-400

Roma’daki Colesseum yakınlarındaki Constantinus Zafer Takı (MS 313) gibi savaşları anlatan ve Roma’ya özgü taklar kabartmalarla (rölyef) bezenmiştir.

  • Bizans dönemi: MS 400-800

Kare ve dikdörtgen alanlarda inşaa edilen kubbelerle ayırt edilebilir.

  • Romanesk dönemi: MS 800-1200

Yuvarlak kemerler dikkat çekicidir. Kiliselerin içi sadedir. Venedik San Marco Bazilikası (MS 832-1094) Klasik, Romaneks ve Gotik mimari bileşimi olsa da esin kaynağı Bizans mimarisi ile dikkat çeker.

  • Rönesans dönemi ve Gotik mimari: MS 1200-1600

Klasik dönemin idealleri bu dönemde tekrar su yüzüne çıkar. Örneğin, Siena Katedrali (1136-1382) Romaneks-Gotik tarzdadır.

Floransa Katedrali (Santa Maria del Fiore) Rönesans döneminin önemli bir örneğidir.

Rönesans döneminde mimari akım olarak etkili olan Gotik mimari tarzının önemli özelliği sivriliktir. Bizans mimarisindeki yaygın kubbeler yerine, dilimli kubbeler, yuvarlak kemerler yerine, sivri ve birbirini kesen kemerler kullanılmıştır. Dini yapılarda aranan diğer bir husus ise büyüklük ve yücelik hissinin uyandırılmasıdır. Pencerelerin bol olması, pencere camlarının renkli olması, çatılardaki okumsu kuleler dikkati çeken diğer özelliklerdir. Karmaşık süslemeler kullanılır.

Milano Katedrali (Duomo di Milano) gotik tarzda önemli bir yapıdır.

  • Barok “süslü” dönemi: MS 1600 – 1800

Barok dönemi, mimari bir ihtişam, yenilik ve bolluk çağıdır. Papa’nın desteği ve karşı reformların etkin gücü ile körüklenmiş bir dönemdir. Vatikan San Pietro Meydanı’nın da mimarı olan Bernini, Roma Barok mimarisinin önemli isimlerindendir.

Rönesans Modası:

Rönesans yıllarında, kadınlarda uzun kuyruklu giysiler yerine dökümlü etekler moda olmuş ve kadınlar V şeklinde belin altına kadar uzanan korseler kullanmaya başlamış. Saçlarını mücevherler ile süsleyerek sergilemeye başlamışlar. Erkeklerde ise açık yaka ceketler ve gömlekler yaygınlaşmış. Çorap giymek, iyi giyinmenin olmazsa olmazı olmaya başlamış.

15. yüzyıl sonlarında Alman çizgileri hakim olmuş. Kadın elbiselerinde, çemberlerle desteklenen kocaman pilili etekler devri başlamış. Erkeklerde ise kare kesim ve ince işli giysiler moda olmuş. Pantolon dizleri uzamış ve boynu fırfırlı kenarları dantelli keten gömlekler yaygınlaşmış. Moda, 1600’lerde Kraliçe Elizabeth döneminde doruk noktaya ulaşmış!

 

Haziran 2012