Bulutların üstünde devam eden Doğu Karadeniz yolculuğumuzun beşinci gününde, Artvin-Yusufeli yolunda ilerliyoruz. Çoruh Nehri’nin açtığı vadi boyunca coğrafya hızla değişmekte. Deriner Barajı inşaası ile su tutulmaya başlamış ve boşaltılmış köyler görüyoruz. Dağların heybeti bizi etkiliyor. Ayder Yaylası’ndan ayrıldıktan saatler sonra yine yemyeşl, meyve ağaçları arasında bir köye, İşhan Köyü’ne ulaşıyoruz.

Yusufeli ilçe merkeze 34 km mesafedeki İşhan (Dağyolu) Köyü’nün  köyünün yaklaşık 1100 yıllık bir geçmişi var.

Köydeki ilk molayı, Çoruk Havzası’ndaki beş piskoposluk merkezinden birisi olmuş, Gürcü manastırında veriyoruz. Manastır kalıntısına, otoyol dışında Yusufeli ilçe merkezinden kalkan köy minibüsleri ile de ulaşabilirsiniz.

İşhan Manastırı

İşhan Manastırı

İlk izlenim olarak, dış cephelerindeki kabartmaları, kapıları üzerindeki kitabeleri ve ana yapı içindeki sütunları ile daha önce ziyaret ettiğim Mardin’deki taş manastırlardan veya Avrupa şehirlerindeki Gotik veya Barok tarzdaki kiliselerden oldukça farklı buluyorum. Gürcü Kiliselerinin farklı bir mimarisi var.

Tarihi İşhan Manasırı‘nın planı kubbeli ve bazilikal olarak ifade ediliyor. Güneybatısında Meryem Ana Şapeli var.

7. yüzyıl ortasında inşa edilen ilk yapı zamanla zarar görmüş ve kitabesine göre 9. yüzyıl ilk yarısında kilise olarak tekrar inşa edilmiş. Yıllar içinde çeşitli ilaveler ile 11. yüzyılın başından itibaren Piskoposluk makamına yükseltilmiş (kaynak: manastırın önündeki bilgilendirme panosu).

Artvin ve çevresi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1549’da Vezir Kara Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılır. Osmanlılar manastırın batıya bakan tarafını camiye dönüştürür ve bu sayede bir bakımın tarihin yapının harap olması da engellenir.

Yapı, 16. yüzyıla kadar manastır olarak, 19. yüzyılda Osmanlı-Rus savaşları sırasında Osmanlı ordusunun kışlası olarak kullanılmış. 19. yüzyılın sonundan 1983 yılındaki depremde zarar görene kadar bir bölümü cami olarak hizmet vermiş. 1987 yılında Kültür Bakanlığı tarafından tescil edilerek korunması gereken taşınmaz kültür varlıkları arasına alınmış olmak ile birlikte, bugün terkedilmiş bir görünüme sahip.

İşhan Manastırı

İşhan Manastırı

Belgratlı Gürcüler tarafından yapılmış Manastırın görmeye gelen ziyaretçiler 2011 senesine kadar resmi kayıtlarla takip ediliyor iken 2012 Ağustos ayında çevrede hiçbir görevliye rastlamıyoruz.

Manastırlar, kiliselerden farklı olarak, kimi dini ayinlerin yapıldığı ve öğrenci de yetiştirilen ve kendini adamış insanların inzivaya çekildiği ibadethanelerdir.

Köylülerle sohbet ederken öğrendiğimiz kadarı ile önceki sene Manastırı ve köyü ziyaret etmek üzere, çoğu Gürcistan’dan gelen yaklaşık 5000 misafir ağırlamışlar.

Günümüze ulaşmış kubbenin ortasındaki resimde “haçın göğe yükselişi” sahnesi yer alıyor. Bu sahnede mücevherlerle bezenmiş olan haç dört melek tarafından taşınıyor. Ana yapının ön kapısının sağ ve sol tarafında yer alan ve din adamlarının inzivaya çekildiği odalardan (narteks) ise günümüze sadece bir tanesi kalmış. Tarihi yapı, yıllarca toprak altında kaldıktan sonra Selçuklu döneminde bulunarak onarılmış.

İşhan Manastırı kubbesi

İşhan Manastırı kubbesi

Hikayeye göre, Selçuklu hükümdarı Alaattin Keykubat’ın elçisi Veliddin Ağa bölgedeki kalelerden (Livana ve Tavusker) vergi almak için gönderilir. Veliddin Ağa, İşhan Köyü’ne geldiğinde tarihi kiliseyi görür ve Sultan’a burası üniversiteye dönüştürülürse halkın kendilerine bağlanacağını salık verir. Keykubat, kilisenin onarılması için bir grubu köye gönderir. Kilisenin onarımı 8 yıl sürer. Bu arada büyük bir isyan çıkar ve onarım sorumluluğu el değiştirerek bölgedeki kale beylerinden birisinin kızı olan Elen Hatun’a verilir. Güzelliği dillere destan hatun kendisi ile evlenmek isteyenler arasında seçim yapabilmek için bir müsabaka düzenler. Adaylar kiliseye 2 km mesafedeki kiliseden oklarını atacak ve okunu kilisenin üzerinden aşıran aday muradına erecekken başarısız olan adaylar oklarının düştüğü yerde öldürülerek gömülecektir.

Gençlerden birisinin oku kilisenin üzerine düşer ve genç öldürülerek kiliseye gömülür. Tam da kilisenin önündeki ardıç ağacının bu mezarlıkta büyüyen bir ağaç olduğu anlatılır. Başarılı olan tek kişi ise bir Türk beyidir. Ancak Şerif Bey, atını koşturup kilisenin yanına gelmek isterken kaza ile bir ağaca çarpar ve oracıkta ölür. Şerif Bey’in gömüldüğü yere (Hicri takvime göre) Kadir gecesinde ışık düştüğü söylentisi yayılır.

Olaylardan sonra Elen Hatun gönlünü tadilatta görevli Yahudi bir ustaya kaptırır ancak usta kilisedeki bir kazada üstüne düşen bir taşın altında kalarak can verir.

Güzeller güzeli Elen Hatun uğruna akan kandan sebep kilise halk arasında “kanlı kilise” olarak anılmaya başlar.

Kalıntıları fotoğrafladıktan sonra İşhan Köyü sokaklarında dolaşmaya çıkıyoruz. Köylülerle sohbet etme ve yemyeşil bahçelerden meyve aşırma meraklısıyız.

22.08.2012