Ana sayfa » Köprülü Kanyon
Köprüçay Vadisi - Büğrüm Köprü

Güne Bodrumkaya eteklerinde kurduğumuz orman kampında uyanıyoruz. Serik ormanları hem güzel bir antik kente hem de Uçansu Şelalerine ev sahipliği yapıyor.  Kahvaltının ardından Pednelissos Antik Kenti‘nde kısa bir yürüyüş yapıyor ve tekrar yola çıkıyoruz. Bugün Köprülü Kanyon’a inecek ve komşu Selge Antik Kenti’ni göreceğiz. Bu güzergah, işaretli Pisidia Kültürel Miras Rotası ve Aziz Paul Yürüyüş Rotalası izleri ile de örtüşüyor.

Orman yolunu takip ediyor, Kozan, Haspınar, Hasdümen ve Demirciler köylerinden geçiyoruz. Sonbahar renkleri, dağlar arasında adeta saklanmış ve modern şehir merkezine pek de yakın olmayan bu köylere çok yakışmış. Rengarenk ağaçlar arasından ilerliyoruz. Engebeli arazide yol alırken yerel mimari ile inşa edilmiş köy evlerini fotoğraflamaya çalışıyorum.

Demirciler Köyü
Demirciler Köyü

Karabük Köyü’nü geçtikten sonra kanyonun çağlayan sesi yükselmeye başlıyor. Köprüçay Irmağı’nı sağımıza alıyoruz. Tekrar dağlara dönmeden önce sakin gördüğümüz bir restoranda (Perge Doğa Evleri) öğle yemeği molası veriyoruz. Menüde asma yaprağına sarılarak ızgara yapılmış alabalık var. Doğal havuzda yüzen ördekleri seyrediyor ve dinleniyoruz. Gökyüzü gittikçe bulutlanıyor ve hava serinlemeye başladı. Rafting turlarının otobüsleri için büyük bir otopark açılmış.

Selge Antik Kenti’ne ulaşım

Kanyon kıyısında kaybetmeden Selge Antik Kenti’ne doğru ilerliyoruz. Vadi boyunca devam eden asfalt yol fazla geniş değil ama rafting turları için gelen büyük otobüsler için geniş bir otopark açılmış. Sezon dışında yoğunluk yaşanmıyor. 12 km mesafedeki Altınkaya Köyü’ne gideceğimiz yol şose ve oldukça virajlı. Antik kent, diğer Pisidia kentleri gibi çevresine göre yüksek ve korunaklı bir tepe üzerine, yaklaşık 1000 metre rakımda kurulmuş. Kent yapıları, birbirinden bağımsız üç tepe ve bu tepelerin etrafındaki engebeli alanda yayılmış.

Peşimizden gelen yağmur bulutlarına yakalanmamak için tırmanış sırasında fazla oyalanmak istemiyoruz. Varmamız yarım saat kadar sürüyor. Köprülü Kanyon Milli Parkı, dünyada servi ağacının doğal bir orman olarak yayılım gösterdiği ender bir bölge (400 hektar) olarak ifade ediliyor. Selge antik kentine tırmanırken seyrettiğimiz manzaraya hayran kalıyoruz.

Antik kent, Köprülü Kanyon Milli Parkı sınırları içinde yer alıyor. Kanyon ziyaretçileri için de alternatif bir durak olarak biliniyor ve köylüler için de ek gelir kapısı açıyor. Köylüler uzun yıllardır, turistler için hediyelik eşya tezgahları kuruyor ve yerel ürünler satıyor. Geçmiş tarihli TRT belgesellerinde de izlediğim üzere, özellikle yerel bir ağaç türünün kökünden üretilmiş ahşap kaşıklar öneriliyor.

Köy girişinde bizi boncuk satan çocuklar ve antik tiyatro kapısında tezgah açmış hanımlar karşılıyor. Antik kentte henüz arkeolojik bir kazı çalışması yapılmamış veya çevrede bilgilendirme panosu da görmüyorum. Bugün hava oldukça kasvetli. Yağdı yağacak bulutların endişesi ile, günlerdir uzak kaldığımız kalabalığa karışma fikri bize pek cazip gelmiyor.

Peşimize takılan bir köylü çocuk ile birlikte antik tiyatroyu geziyor, en üst sıradan manzarayı seyrediyoruz. Genç mihmandarımızın ismi Berat ve büyüdüğünde itfaiyeci olmak istiyor. Bize antik kentin tarihinden bahsediyor. Tiyatro basamakları üzerinde fosilleşmiş, deniz kabuklusu iskeletlerini gösteriyor. Berat anlatmaya hevesli ama biz gözümüzü bulutlardan alamıyoruz maalesef. Yağmur başlamadan uygun bir kamp yeri bulmalı ve yerleşmeliyiz. Selge Antik Kenti’nde sadece tiyatroyu görüyor, köyü ve diğer yapıları gezmeden ayrılıyoruz.

Selge Antik Kenti - Roma dönemi tiyatrosu
Selge Antik Kenti – Roma dönemi tiyatrosu

Adam Kayalar veya Şeytan Kayalar: Konglomera tipi kayaç oluşumları

Köprülü Kanyon Milli Parkı doğa turizmi açısından da oldukça zengin ve farklı alternatifler sunuyor. Farklı yürüyüş rotaları veya kamp durakları mevcut.

Altınkaya Köyü’nden Ballıbucak Köyü’ne doğru, dağ yollarını takip ederek Adam Kayalar veya Deli Sarnıç olarak da ifade edilen kayalık bölgeye gidebilirsiniz.  Rehberimiz ile ayrılmadan önce Adamkayalar’a nasıl gidebileceğimizi soruyoruz. Berat, karşı tepeye doğru devam eden yolu gösteriyor ve “bu yolu takip edin” diyor. Vardığımızı nasıl anlayacağız diye soruyoruz. “Gözlemeci var abi” diyor.  Bu coğrafyada, her köşede tüten ince bir duman ve sıcak gözleme bulabilirsiniz!

Telefondan baktığımızda Altınkaya Köyü’nden 20 km ve 50 dakika gösteriyor. Kamp yerini belirlerken yarın gideceğimiz istikameti ve günlük planımızı da düşünmeliyiz. Ya Adamkayalar ismi verilmiş dağlık araziye tırmanacak veya fazla oyalanmadan, vadiye ineceğiz. Yağış hızlanmadan inmeye ve uygun bir yerde kamp kurmaya karar veriyoruz.

Kanyondan itibaren yükselen Konglomera kaya dokusu oldukça ilgi çekici görünüyor. Konglomera ismi verilen jeolojik yapı, milyonlarca yıl önce gerçekleşen kıta hareketleri sonucunda ortaya çıkıyor. Derin su yataklarının hareketlenmesi ile kum ve çakıl karışıyor, birleşiyor ve sertleşiyor. Afrika anakarasının Avrupa’ya yaklaşırken de derin yeryüzü kırıklarına yol açan akarsu yatakları yükselmiş ve bugünkü dağ sıralarını oluşturmuş. Bu dağ sıralarından birisi olan Toroslar, jeoojik açıdan 500-700 milyon yıl yaşında, yani “genç” olarak ifade ediliyor.

Nasıl ki Fas çöllerinde çeşitli deniz kabuklusu fosilleri görmüş isek bu dağlarda neden olmasın diye düşünüyorum. Berat’ın anlattıkları hakkında bilimsel bir kaynak bulamadım.

Konglomera tipi kayaç oluşumları - Köprülü Kanyon Milli Parkı
Konglomera tipi kayaç oluşumları – Köprülü Kanyon Milli Parkı

Selge Antik Kenti’nin tarihi

Roma Cumhuriyeti dönemi yazarı Strabon, Selge’nin MÖ 1100 yıllarında, Truva Savaşı sonrası göçler ile kurulduğunu söyler. Selge’nin Pisidya bölgesinde olduğunu, Lakedaimonlular tarafından kurulduğunu; bununla beraber daha erken kurucusunun Kalkhas olduğunu yazar. (Geographika, Antik Anadolu Coğrafyası, s.70). Tabi ki, o dönemlerde tarih yazarlarının aynı zamanda dönem iktidarını övgü görevini de üstlendiği gözden kaçmamalı. Özellikle Helenistik ve Roma çağlarında, Anadolu’daki pek çok kent ve kent soylusu kendini klasik dönem lideri veya kahramanı ile soydaş olarak tanıtmaya ve statü kazanmaya çalışmış.

Pisidya dili henüz tamamen çözülememiş ancak Anadolu halklarının konuştuğu Luvice ile doğrudan ilişkili olduğu biliniyor.

Kentin tarihteki en parlak dönemi Roma hakimiyeti altında yaşanmış. Strabon’a göre kentin nüfusu 20 bin kişiye kadar çıkmış. Toprakları çok verimli ve hayvancılık yaptıkları çok sayıda meraları varmış.

Hristiyanlığın yayılması ve Arap akınları ve sonrasında Selçuklular dönemlerinde nüfus gittikçe azalır. 13. yüzyılda Zerk isimli bir göçebe yerleşiminden bahsediliyor.

Antik kente dair bulunan en eski izler kentin Pers işgali öncesinde Lidya Krallığı’na bağlı olduğunu gösteriyor. Perslerin Anadolu’yu işgali sırasında, yaklaşık iki yüz yıl Pers hakimiyetini tanımış. Yunan ordusunun Persleri yendiği önemli bir savaş Köprüçay Vadisi’nde gerçekleşmiş ve tarihe kara birliklerinin destek verdiği ile deniz savaşı olarak geçmiştir (MÖ 466).

Bu önemli savaşın farklı ülkelerde askeri akademilerinde ders olarak okutulduğu anlatılır.

Bölge 18-19 yüzyıl gezginlerinin ve araştırmacılarının önemli duraklarından birisi olmuş. Köprüçay ve Aksu vadilerini takip ederek Dağlık Pisidia coğrafyasına ulaşan gezginlerin kentin tanımlanması ve tanıtılmasında büyük rol almış.

Çevre köylerde Zerk ismi halen bilinir olmak ile birlikte, 1960’lı yıllarda haritada Altınkaya olarak değiştirilmiş. Köy 1. derece sit alanı olarak tayin edildiği için köyde yeni inşaat izni verilmiyor. Yöresel mimari korunmuş. Biz köyün içinde gezip dolaşmadık ama uzaktan fark ettiğim kadarı ile, evlerin ahşap kapı kolları da pek aşina görünmüyor! Özellikle antik agora meydanında yerleşmiş evlerin inşasında devşirme taşlar kullanılmış olabilir.

Selge Antik Kenti - Agora yapı izleri
Selge Antik Kenti – Agora yapı izleri

Köprülü Kanyon ve antik dönem ekonomisi

Selge, Pisidia kentleri arasında ticaret potansiyeli en gelişmiş kent olarak ayrışır. Aynı zamanda para basmış ilk Pisidia kentidir. Bulunan sikkeler MÖ 5. yüzyılı işaret eder. Bu dönemde Anadolu kentleri Pers hakimiyeti altındadır.

Köprüçay Nehri ile Aspendos (Pamfilya) limanına ve Akdeniz’e ulaşabilmektedir. İki kent arasındaki coğrafi yakınlık ticari anlaşmalar ve para birliği ile de pekiştirilmiş ve fırsata çevrilmiş. Bu ilişki, Roma İmparatorluk Çağı’nda iki kentin aynı eyalet altında yönetilmesi ile devam etmiş (Pamfilya eyaleti – MS 1. yüzyıl). Zengin orman ürünlerinin en büyük alıcısı Akdeniz’in diğer yakasındaki Mısır Krallığı olmuştur.

Strabon, Selgelilerin çok gezen bir halk olduğundan ve Anadolu’nın herhangi bir yerinde bir Selgeli ile karşılaşılabileceğinden bahsetmiş. Zeytin, üzüm ve şarap gibi gıda ürünlerinin yanı sıra yerel bir ağaç türünün (Rhizoma Iridis) kökünden çıkarılan sakız merhem/ilaç yapımında kullanılmaktadır.  Günlük ağaçlarından (Anadolu sığla ağacı – Liquidambar Orientalis) elde ettikleri yağ ise dini törenlere tütsü olarak kullanılır.

Köprülü Kanyon Köprüçay Vadisi
Köprülü Kanyon Köprüçay Vadisi

Pisidia kentleri arasındaki çekişmeler

Selgeliler, MÖ 4. yüzyılda Anadolu seferine çıkan Büyük İskender ordularına karşı direnmez. Diğer Pisidia kentlerinin İskender’e karşı duruşu kahramanlık öyküler ile anlatılırken Selgeliler bir elçi heyeti göndererek “dost bir ülke sıfatı” ile emirlerini kabul edeceklerini bildirimiş. Dönem yazarı Strabon, kitabında tam olarak bu ifadeyi kullanmışken kimi kaynaklar Selgelilerin İskender ile ticari bir anlaşma yaptığından kimi ise diğer Pisida kentlerine karşı asker gönderdiğinden bahsediyor. Günün sonunda, Selgeliler Helenistik dönem (MÖ 330-30) boyunca bağımsızlıklarını korumayı başarmış. Köprüçay Vadisi’ne hakim olmuş (Eurymedon ) ve ticaret yapmışlar.

MÖ 220’de Selgelilerin komşu Pednelissos’u kuşatmasından bahsedilir. Kuşatma sırasında çeşitli dalaveralar döner ve neticede Selgeliler zor duruma düşer. Kentlerini ve bağımsızlıklarını korumak için maddi şartları oldukça ağır bir barış anlaşması imzalamak zorunda kalır. Selge’nin bağımsızlığını korumak için ödediği bu bedel, Selge’nin yüksek maddi güce sahip olduğu şeklinde yorumlanıyor.

Antik kent yapıları

Vadiye Köprülü Kanyon ismini veren taş köprüler Roma İmparatorluk Çağı’nda inşa edilmiş. Oluk Köprü (Eurymedon) ve Büğrüm Köprü yaklaşık 2000 yıldır ayakta ve halen işlevini koruyor. 1990’lı yıllarda kanyon kıyısı genişletilerek yeni bir yol açılmış. Bu dönemde ağır taşıtlar yeni yola sevk edilerek köprü üzerinden geçişleri yasaklanmış. Antik yolun büyük bir bölümü ise zarar görmüş. Yine kanyon üzerinde, Selçuklular tarafından yapılmış bir köprüyü de Aspendos kenti yakınlarında görebilirsiniz.

Selge Antik Kenti’ni daha iyi görebilmek ve kavramak için köy evleri arasında dolaşmalısınız. Biz ise peşimizi kovalayan yağmur bulutlarına yakalanmama telaşına düştük. Şehri, yaklaşık 9000 kişi kapasiteli antik tiyatronun üst sıralarından seyrediyor ve çoğu yapıyı göremiyoruz. Kent hakkında okuduklarımı ayrı bir blogda not düşeceğim.

Köprülü Kanyon Kampı

Köprüçay Nehri genellikle rafting sporcuları tarafından tanınıyor ve tercih ediliyor. Nehir boyunca, Oluk Köprü’ye kadar bu yönde hizmet veren tesislere ve konaklama merkezlerine ulaşabilirsiniz. Oluk Köprü’yü seyreden geniş bir alan ise ücretsiz kamp alanı olarak belirlenmiş. Biz orada iken, bölgede yerleşmiş karavanlar ve bir kaç büyük sofra gördük.

Hafta sonu kalabalığından uzaklaşmak ve orman içinde uygun bir kamp yeri aramak üzere nehir boyunca yola devam ettik. Beşkonak Köyü’nden geçerken market alışverişi yaptık. Nehir kıyısındaki verimli topraklar genellikle tarım alanı olarak kullanılıyor ve ulaşımı yakın bölgelerde seracılık yapılıyor. Orman içine sapan yollar ise yakın mesafede düz bir alana çıkmıyor. Karabucak Köyü taraflarında çalışık bir alanı gözümüze kestiriyoruz (150 m). Yağmur hızlanmadan çadırımızı kuruyor ve yerleşiyoruz. Ağaçların arkasında, uzun süre önce kurumuş görünen bir dere yatağı var ama bütün gece devam eden yağış bir risk oluşturmuyor. Sohbet ettiğimiz kişilerden duyduğumuza göre bölgede son dört aydır tek damla yağış olmamış.

30.10.2021

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.