Salda Gölü kıyısında uyandığımız bu güzel günde rotamızı kuzeye, Denizli Çivril’e çeviriyoruz. Rotamız üzerinde yer alan Acıgöl, Akgöl ve Işıklı Göl kıyıları, yılın en kurak mevsiminde adeta haritadan silinmiş!

Denizli Çardak ilçesindeki Acıgöl’ün, mevsim geçişinde üreyen mikroorganizmalar sayesinde yansıyan kırmızı renkli bir fotoğrafını görmüştüm. Çatlamış toprağın üzerine dalgalanan kırmızı suyun fotoğrafı oldukça etkileyici idi. Flamingo gibi tuzlu su seven farklı kuş türlerinin üreme ve konaklama adresi olarak bilinen göl, içerdiği tuz ve mineral yoğunluğu nedeni ile yaz aylarında uzakta, beyaz bir aynaya dönüşmüş. Haberlerde, Türkiye’nin tek doğal ve temiz sodyum sülfat kaynağı olan Acıgöl’ün endüstriyel olarak kontrolsüz şekilde tüketildiği ve on yıl içinde tamamen kuruyacağından bahsediliyor.

Köyün içinden geçip Gümüşsu Şelalesi’ne çıkıyoruz. Meydanda mısır haşlayan ve bahçelerinden topladıkları kızılcıkları, armutları satan teyzelerin karşısına, aracı parkedip beş dakika daha tırmanıyoruz. Son dönemlerin en kurak yazını yaşadığımızdan olsa gerek yaklaşık 30 metreden dökülen suyun eski fotoğraflarında gördüğüm heybetinden pek eser kalmamış. Piknik masalarının arasından geçip meydana iniyoruz. Haşlanmış mısır molasının (tanesi 2 TL) ardından yola devam!

Gümüşsu Şelalesi, Çivril Denizli

Gümüşsu Şelalesi, Çivril Denizli

Bu akşam Akdağ eteklerinde konaklamayı planlamıştık. Hangi yaylada, nasıl bir ortam ile karşılaşacağımızı bilmeden, sınırlı internet ve gps erişimi ile ancak wikiloc’dan takip edebildiğim kadarı ile, Işıklıgöl’ü tepelerden seyrederek bir ileri bir geri tırmanıyoruz. Gümüşsu Köyü çobanlarının harman yeri dediği, Akdağ eteklerindeki ormanlık alana ulaşıyoruz. Çoban çadırlarını geçtikten sonra, düzlük bir alanda kampı kurup ikindi çayı demliyoruz.

Çan seslerini duyup eve dönen keçileri fotoğraflamak için ağaçların arasından düzlüğe çıkıyorum. Uzaklardan gelen keçiler gelip geçtikten sonra peşi sıra gelen çoban amca ile ayak üstü sohbet ediyoruz.

Kampa geri dönüp de karşımda on keçi arasında kalmış soframızı görünce ilk tepkim kollarımı açıp masaya doğru koşmak oluyor. Basıldık!

Keçilerin çoğu panik olup dağılsa da iki tanesi poşet içindeki ekmeği tek tek ayıklayıp yemeye devam ediyor. Gülsek mi ağlasak mı derken, sofra başında durup tüm ekmeğimizi dilim dilim yemelerini seyrediyoruz. Akşam yemeğimizi sandalyenin arkasında bulamadıkları üzüm ile tamamlıyoruz. Salda Gölü’nden ayrılırken Yeşilova’nın Perşembe pazarından aldığımız üzümler oldukça lezzetli!

Ağaçlar arasında sabah güneşinden korunaklı kurduğumuz çadırımızın önünde kahvaltı sofrasını hazırlarken yine dün kamp yeri bakarken rastladığımız genç bir çoban bize keçi sütü getiriyor. Sürüsünü yaylaya çıkarmış dönerken bize de uğramış. Taze sütü kaynatırken sohbet ediyoruz.

Biz her ne kadar hiç bilmediğimiz ıssız bir coğrafyada tek başımıza, naylon bir çadır içinde geceyi geçirmekten çekiniyorsak civarda hayvancılık yapan çobanlar da hele ki bayram arifesinde koca yılın emeğini, hayvanlarını çalmaya gelebilecek yabancılardan çekiniyorlar. Çoban ile sohbet ederken bize Kocayayla’nın da yolunu tarif ediyor. Gümüşsu Köyü’nün anayola bağlantısı sonrasında izlediğimiz rotayı wikiloc’dan takip edebilirsiniz.

Harmanyerine gelirken yol boyunca farkettiğimiz ve kamp alanımızda çalılar arasında da gördüğümüz renkli endemik bitki ilgimizi çekiyor. Halk arasında yılan yastığı gibi birkaç farklı ismi bulunan endemik bitki (Arum italicum), Anadolu ve Kafkasya’nın dağlık bölgelerine yaygın ve zehirli imiş.

endemik bir tür: Yılan yastığı veya Latince adı ile Arum Italicum

endemik bir tür: Yılan yastığı veya Latince adı ile Arum Italicum

Akdağ’ın diğer yamacındaki Sığırkuyruğu Yaylası ve Kocayayla (Akdağ Tabiat Parkı; 38°21’08.4″N 30°01’25.2″E), buralarda yapılanmanın başlaması ile hayvanlara kapatılmış ve ancak Akdağ’ın arka yamaçlarından açtıkları patika yol ile ulaşabiliyorlarmış. Çobanın “neresine baksan sular akar” diye tarif ettiği Kocayayla’ya ulaştığımızda geceyi iyi ki de harmanyerinde geçirmişiz diye düşünüyoruz. Ahşap bungalovlar inşa edilmiş, sabit çocuk parkı oyuncakları yerleştirilmiş Kocayayla bize turistik bir tesis olarak görünüyor ve beton taşlar ile asfalt yoldan ayrılmış çimenlere basmamaya özen göstererek buradan uzaklaşıyoruz.

Harmanyerindeki kampımızda gün batımı manzaramız, Akdağ

Harmanyerindeki kampımızda gün batımı manzaramız, Akdağ

Rotayı hazırlarken Işıklı Göl (Çivril Gölü) etrafında çok çeşitli bitki ve balık türünün yaşadığını not almıştım. Bir dergide gördüğüm fotoğrafta, göl üzerinde açmış öbek öbek nilüferlerin yansıması çok güzeldi. Ayrıca, göl çevresindeki köylerde balıkçılık yapıldığı, sabah erken saatlerinde Sundurlu Köyü’nden göle açılan balıkçıların gölün batısında ağ attıkları ve göl kenarında sazan, turna veya yöreye özgü kadife balığı (tinca tinca) yenmeli diye notlarım arasında eklemişim.

Bu göller oldukça geniş alan kaplıyor ve etrafındaki sulak alanlar civar köylerin ekim dikim alanı olduğu ve koruma sahası ilan edildiği için ancak belirlenen yollardan göl kenarlarına inilebiliyor. Işıklı Göl kenarındaki Göl Restoran’a iniyoruz. Kadife balığının mevsimini kaçırdığımız (Haziran-Temmuz döneminde yiyebilirsiniz) için günün menüsünden birer turna balığı ısmarlıyoruz. Daha ılıman bir iklimde, gölde nilüferler arasında sandal sefası yapmak isterseniz buradan sandal kiralamanız da mümkün.

Son yıllarda yayınlanmış haberlere göre, hem civar tarlaların su kaynağı hem de pek çok kuş ve balık türünün ev sahibi olan Işıklı Göl, kuraklık riski ile karşı karşıya. Balıklar temizlenip kızarana kadar göle inip kuraklık ve suların çekilmesi neticesinde kıyıya oturmuş sandalların etrafında dolaşıyor ve fotoğraf çekiyorum. 

Işıklı Göl'de kuraklık ve suların çekilmesi ile sandallar kıyıya vurmuş (Ağustos 2017)

Işıklı Göl’de kuraklık ve suların çekilmesi ile sandallar kıyıya vurmuş (Ağustos 2017)

Bu akşam için planımız Burdur’da şehir merkezinde konaklamak idi. Not aldığım birkaç oteli rezervasyon yapmak için aradığımda, yarın yapılacak askeri yemin töreni nedeni ile boş yer bulamıyorum. Hal böyle olunca bir yandan Burdur’a doğru yol alıyorken diğer yandan da Isparta’da otel arıyorum. Dört geceyi çadırda konakladıktan sonra hem planladığımız rotadan sapmamak hem de bir gece olsun alıştığımız konfor şartlarında uyumak için yaklaşık 30 km mesafede bir otelde yer buluyorum. Oldukça memnun kaldığımız Devin Otel’de yer bulmamız da meğer son dakikada bir ailenin seyahatini iptal etmesi ile mümkün olmuş. Isparta Eğirdir Komanda Okulu’ndaki acemi birliğine bağlı genç askerlerin bayram öncesinde yemin edeceği ve törene katılacak ailelerin otel doluluk oranını bu kadar etkileyeceğini düşünememiştik doğrusu!

Konaklama konusunu netleştirdikten sonra Burdur şehir merkezine gidiyoruz. Görmek istediğimiz çoğu yeri kısa sürede peş peşe geziyor ve Burdur lezzetlerini tadıyoruz.

25.08.2017