Bu hafta sonu, mitolojik hikayelere de konu olmuş nergis çiçeğinin en çok yetiştirildiği ve önemli bir geçim kaynağı olduğu İzmir Karaburun yarımadasına gidiyoruz. Sıra sıra dizilmiş şirin Ege köylerini gezeceğiz. Yeni güne, Mordoğan yolu üzerindeki en iştah açıcı kahvaltı durağını arayarak başlıyoruz. Mordoğan Gülbahçe Köyü Karapınar mevkiindeki Taş Ev restoranda karar kılıyoruz. 

Yirmi yılı devirmiş bu aile işletmesinin deniz kenarındaki en güzel masasına oturuyor ve yüzümüzü güldüren bahar güneşine kucak açıyoruz. Sofrada türlü türlü reçeller sıralanıyor. Enginar, kekik ve domates reçellerini daha önce tatmamıştım!

Mordoğan sahilinden fazla uzaklaşmamış iken bugün göreceğimiz ilk köye varıyoruz. İnecik Köyü girişinde dikilmiş ve köy evi şeklindeki tabela oldukça ilgimizi çekiyor ve merak içinde köy meydanına varıyoruz. 

İnecik Köyü:

Zeytin ağaçları ve bağlarla çevrili İnecik Köyü oldukça sessiz, sakin ve temiz. Sahilden aşağı doğru yürüyüp sağlı sollu tek veya iki katlı taş evler arasından dolaşarak arnavut taşları ile döşenmiş meydana dönüyorum. Taş evlerin kimisi yeni, kimisi restore ediliyor. Satılık evler de var ve fiyatlar her geçen sene yükseliyormuş. Meydandaki kahvede çay içerken köye yerleşmiş İzmirli bir aile ile sohbet ediyoruz. Son dönemde idari yapının köy yerine belediyeye bağlı mahalle olarak değiştirilmesinin gündeme geldiğinden ve hızlanan alt yapı çalışmalarından bahsediyorlar.

Karaburun İnecik Köyü'nün taş sokakları

Karaburun İnecik Köyü’nün taş sokakları

Köyün esas yerleşim tarihi 1500’lü yıllara dayanıyor. Geçmişte Karaburun yarımadasının en kalabalık köyü iken 1970’li yıllarda başlayan köyden kente göç rüzgarı ile günümüzde nüfus hayli azalmış. 2011 TUİK raporlarına göre köy nüfusu 142 kişidir ve okuma yazma oranı %95’dir. İnecik Köyü, komşu Kösedere (365 kişi) ve Eğlenhoca (410 kişi) köyleri ile birlikte bir sacın üç ayağı olarak anılmakta.

Kahvede sohbet ettiğimiz İneciklilier bizi 3-5 Temmuz 2013 tarihleri arasında, İnecik Köyü Kalkınma ve Güzelleştirme Derneği tarafından düzenlenen Görsel Sanat Günlerine davet ediyor. Bu sene altıncısı düzenlenecek etkinlikte yerli yabancı sanatçılar çeşitli resim ve fotoğraf sergileri açıyor, yerli kadınlar el işi sanatlarını sunuyormuş. Köy meydanında klasik müzik konserleri ve tiyatro gösterileri düzenleniyormuş. Köy kahvesindeki perdede de bayramlarda ve festival zamanı sinema gösterimleri oluyormuş. 

Karaburun İnecik Köyü’nde konaklama alternatifleri:

İnecik Köyü’nde konaklamak isterseniz, köy meydanından bir kilometre kadar sahile indiğinizde, köyün limanı Kaynarpınar iskelesinde pansiyonlar bulunuyor. Ayrıca, kahvecinin “yolun sonundaki, güneş enerjili, beyaz ev, bahçesinde köpek ürür, işte o ev” şeklinde tarif ettiği, teras çatılı, üç katlı bina da pansiyon olarak kat kat kiralanıyormuş ve geceliği 40 TL imiş. Muhteşem deniz manzarasını anlatmaya gerek yok herhalde!

Kösedere Köyü:

Limon ve portakal ağaçları ile rengârenk yollardan devam ediyor ve yarımadanın en büyük köyü Kösedere’ye varıyoruz. Burası, daha kalabalık bir köy. Benim gezebildiğim kadarı ile dört bakkal, bir berber ve bir kahve var. Evler arasında kalmış bir bakkalın sahibesi ile sohbet ediyorum. Bakkallarda günlük ihtiyaçları karşılayacak her türlü eşya satılıyor. Yazın bahçelerden taze meyve de satıyorlarmış. Bizim gibi günübirlik gelen yerli-yabancı turistler ve gazeteciler oluyormuş. Mordoğan’a kadar gelen İzmir otobanının Karaburun’a kadar uzatılması için inşaat devam ediyormuş ve tamamlandığında turist sayısının daha da artması bekleniyor. Öte yandan, sohbet etiğim çoğu köylü nüfusun artmasını ve sakin, huzurlu hayatlarının bozulmasını istemiyorlar.

Karaburun Kösedere Köyü'nün tarihi camisi

Karaburun Kösedere Köyü’nün tarihi camisi

Köyün en önemli tarım ürünleri hurma zeytin ve çekirdeksiz üzüm (Sultaniye) olarak sayılıyor. Karaburun ve Urla ikliminde yetişen ve endemik bir türün olan erkence türü zeytin ağacının meyvesi dalında olgunlaşıyor ve hurma zeytin olarak biliniyor. Bu meyveyi dalından toplayarak yiyebilirsiniz! 

14. yüzyılda kurulduğu tahmin edilen köyün eski adı “Ağalarseki” imiş ve nüfus dört sülaleden süregelmiş. Ege depremleri ile şekillenmiş coğrafya üzerinde, meydandaki cami ve çeşme dışında tarihi bir eser kalmamış. Caminin tarihi ile ilgili bilgi bulamadım ama içindeki sütun başlarında kullanılan motifler bana enteresan geldi.

1979 Karaburun depreminin (5,9) ardından caminin alt tarafındaki taş evler nerede ise tamamen yıkılmış ve köylüler yamaca inşa edilen yeni evlere taşınmışlar.

Köyde okul yok, az sayıda çocuk taşımalı sistem ile Mordoğan’daki okullarına devam ediyor.

İnternetten araştırdığım kadarı ile köylerden göçün başlıca nedeni olarak 1970-80’li yıllarda tarım politikalarının değişmesi gösteriliyor. 

Öğle sıcağı bastırdığında, üç ayağın sahili konumunda olan Kaynarpınar iskelesine iniyor ve limandaki balıkçıya oturuyoruz. Balıklar pişene kadar tertemiz denizin keyfini çıkarmak serbest!

Yemek molasının ardından yarımadanın son noktasına, Sarpıncık Deniz Feneri‘ne doğru yolculuğumuz devam edecek.

30 Mart 2013