Öğle yemeğimizi Bafa Gölü kıyısındaki balık restoranında yedikten sonra gün batımına kadar komşu köyleri gezmeye devam edeceğiz.

Doğuya yönünde, çam ormanları arasında kalan Karahayıt Köyü‘ne varıyoruz. Yemek sonrası rehavetinin de etkisi ile önce köy kahvesinde biraz mola veriyoruz. Kahvenin bahçesi bal kovanları ile dolu ve köylüler, çıkan sahte bal haberleri sonrası gerçek bal fiyatlarının değerlendiğinden bahsediyorlar. Burada kısa süre kalacağımız için fazla oyalanmadan taş sokaklarda dolaşmak için meydandan ayrılıyoruz. Sokak aralarında oynayan çocuklarla sohbet ediyor ve fotoğraflarını çekiyoruz.

Köy okulunda ilk 3 sınıf varmış ama 2012 itibari ile 4. sınıf da açılacakmış. Daha büyük öğrenciler ise komşu köylerde de olduğu gibi ancak taşımalı eğitim ile okula gidebiliyormuş. İlçe merkezi Milas’daki okullar için ücretli servis, civar bir köydeki okul için de ücretsiz servis varmış.

Karahayıt'lı çocuklar

Karahayıtlı çocuklar

Sokaklarda gezerken bize modellik yapan çocuklara büyüklerini soruyoruz ve iki kardeş bizi nenelerinin evine götürüyor. Kapıyı çalıyoruz ama yanıt karşı evin terasından geliyor. Komşuya davet ediliyoruz.

170 haneli Karahayıt’da Halil amcanın evine misafir oluyoruz. Karı koca çok hoş sohbet insanlar. Bizi hem sofralarına hem de sohbetlerine ortak ediyorlar.

Sofra demişken sini de neler yok ki; Halil amcanın özel tarifi olan kasap kavurması (içinde bol soğan, kuzu işkembesi, zeytinyağı ve pulbiber var),  yaprak sarması, kendi deyişlerini anlayamayınca bize “su otu” diye tanıttıkları maydanoz ile nane benzeri lezzetli bir ot;  erik büyüklüğünde zeytinler, kurabiyeler ve ocak üzerinde fokurdayan tavşan kanı çay!

Herkesin “Topçu” diye hitap ettiği Halil amca köyün eskilerinden. Çoban bir aileden geliyor. On erkek kardeşlermiş ve sonradan öğrendiğime göre Karahayıt Köyü de zamanında çobanlar tarafından kurulmuş bir köy imiş.

Zamanında 1000 koyunu olduğundan bahsediyor. Şimdi ise eskinin bereketi kalmamış. Her evde inek olsa da büyük sürüler veya çiftlikler yokmuş. Zeytincilik de para etmiyor diye yakınıyor Halil amca, biraz da kızarak. “3 tl para ediyor, on bin kilo zeytin ile beş bin lira borç ödenmiyor” diyor.

Köylerdeki zeytinyağı fabrikaları da çoktan kapanmış. Pınarcık Köyü‘nde yanmış fabrikanın hikayesini hatırlayıp gülüşüyoruz. İstanbul’dan Bodrum’a gelen misafirler dönerken Bodrum’daki fabrikadan zeytinyağı alırlarmış.

Biraz eskiler biraz yeniler derken ayrılma vakti geliveriyor. “Keşke haberli gelseydiniz veya daha uzun vaktiniz olsaydı da sizi zirveye çıkarsaydık” diyor Halil amca. Köye her gelen muhakkak tırmanırmış zirveye. Zirveden bakınca manzara da çok güzelmiş!

Biz misafirlikte iken telefonumuz çekmediği için kahvedeki arkadaşlarımız bizi merak etmişler. Karahayıt Köyü’nden ayrılıp Gölyaka Köyü‘ne doğru hareket ediyoruz.

Halil amcanın sofrasına misafir oluyoruz!

Halil amcanın sofrasına misafir oluyoruz!

22.04.2012