İlk günden şehre ısındık. Geçtiğimiz 4 gün boyunca Kars çevresindeki köylerde dolaştık. Yarım metre kalınlığında buzla örtülmüş Çıldır Gölü‘nde balık tuttuk ve kızak kovaladık. Ermenistan sınırına komşu, tarihi Ani Antik Kenti‘ni ziyaret ettik. Kars şehrinden ayrılacağımız bu sabah güneşli bir güne uyanıyoruz. Erkenden Kars sokaklarında dolaşmaya çıkıyoruz.

Kars Kalesi’nin kurulduğu tepenin eteklerindeki eski mahalle dışında kalan şehir Rus işgali döneminde engebesiz arazide ve mazgal şeklinde inşa edilmiş. Bu anlamda oldukça nizami olan şehir merkezinde yürüyerek her yere ulaşmak mümkün.

Çoğu cadde tek yön ve şoförler yayalara saygılı. Öğle güneşi yükselirken güneş gören kaldırımlardaki buzlar çözülüyor ve sokaklarda eriyik kar göletleri birikiyor. Bu saatlerde, tüm sokak boyunca adabı ile otomobil kullanan, yaya var ise su sıçratmamak için ayrıca özen gösteren Karslı şoförlere çok teşekkür ederim. Onca kara, buza rağmen yollarda gördüğümüz otomobillerde kar lastiğine veya trafik kazasına rastlamadık.

Buzlu yollarda işe, çarşıya veya pazara giden insanlar ince bir ceket ve kösele ayakkabı ile yürüyebilir. Evlerde doğalgaz veya tezek yakılıyor ama iklimde nem yok. Şansımıza bugün rüzgar da yok ve hareket ettiğimiz sürece biz de hiç üşümüyoruz.

Klasik Rus dönemi binaları tek veya iki katlı ama modern mimarinin kat kat betonarme eserleri aralara sıkışmayı başarmış. O kadar estetiğin, tarihin önünde, göz yoran bir tabela kirliliği var.

Kars Gar Binası:

Kara trenin en uzak, en soğuk, en beyaz durağındayız. Sokaklarda dolaşırken sıralanmış birbirinden estetik bazalt taşlı binayı geçip geldiğimiz Gar binasının sıradan, betonarme bir bina olmasını beklememiştim.

Görmeyi beklediğim, tarihi gar binası, arka tarafta bahçe kenarında kalıyor ve bugün lojman olarak kullanılıyor.

Kars Garı

Kars Garı

Günün erken puslu saatlerinde bacası tüten küçük esnaf dükkanları veya her gün kurulan hayvan pazarı fotojenik olabilir. Bu seferlik es geçtik ve yürümeye devam ettik.

Eski mahalle ve tarihi Kars hamamları:

Kars’a geldiğimiz gün tırmandığımız Kars Kalesi‘nin eteklerinde yürüyor ve eski mahalleye gidiyoruz. Taş Köprü’nün iki ayağında kurulu Osmanlı hamamları yıkık ve terk edilmiş. Bunlar için restorasyon planları varmış ve hatta bir tanesi müze olarak açılmış. Ancak yıkılma tehlikesi olduğu için kapalı tutuluyormuş (2014).

Kars Çayı üzerinde sıralanan Kars Kalesi, Taş Köprü ve ahşap balkonlu Muradiye Hamamı

Kars Çayı üzerinde sıralanan Kars Kalesi, Taş Köprü ve ahşap balkonlu Muradiye Hamamı

Özellikle Kale’yi ve Taş Köprü’yü önüne alan Cuma Hamamı hem genişliği hem de estetiği ile beni etkiliyor. Sokaktan direk kapısı yok ama taşların üzerinden atlayarak içeri giriyoruz. Kemerlerdeki renkli desenlerin, taş oymaların üzerine fil gözlerinden yansıyan ışık oyunlarını kovalarken vaktin nasıl geçtiğini unutuyoruz. Kars’da yapılmış ilk büyük hamam olan Cuma Hamamı, 17. yüzyılda Osmanlı mimarisine göre iki kubbeli olarak inşa edilmiş. Günümüzde, Kars Belediyesi tarafından restore edilerek taşınmaz tescili ile koruma altına alınmış durumda. Ancak biz gezerken ne bir kapı ne de içeride bir düzen, intizam görebildik. 

Kars’daki en şık yapılar Ordu Caddesi üzerinde sıralanıyor. Diğer yandan, şehir merkezinde yer alan Kent Konseyi, Fevzi Paşa İlköğretim Okulu, Kars Çayı kenarındaki Osmanlı dönemi konakları, Hekim binası, Kar’s Otel, Kafkas Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Aynalı Köşk, ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı gibi taş binalar da oldukça estetik ve görülmeye değer.

Bazı tarihi yapılar ise, müstakil ev olarak kullanılmaya devam ediyor. Yola çıkmadan önce ziyarete açık olup olmadıklarını araştırmak faydalı olur.

eski Kars mahallesinin çoğu terkedilmiş boş sokakları

eski Kars mahallesinin çoğu terkedilmiş boş sokakları

Kars ‘da alışveriş:

Öğle saati gelmiş bile. Sırada alışveriş ve öğle yemeği var.

Kars çarşısında gezerken alışılagelmiş hediyelik eşya alışverişi yapabileceğimiz pek bir yer görmüyoruz. Sadece bir sokakta magnet, anahtarlık gibi çeşitli Kars hatıraları satan küçük bir dükkan gördük.

Diğer yandan, Kars’a gelmişken arayıp sormanız gereken alışveriş adresleri arasında ilk sırada şarküteriler geliyor. Girdiğimiz dükkanda, Tom’un kovaladığı ve Jerry’nin delik delik yediği gravyer peyniri epey ağır bir tekerlek olarak tezgahın baş köşesinde sergileniyor.

Öncelikle yaygın olarak tanınan Kars peynir çeşitlerini tadıyoruz. Yapımı oldukça zahmetli olan Kars gravyer peynirinin kilosu 30 TL. Yağlı peynirin kendine has bir kokusu var. Eski Kars kaşar peynirinin kilosu ise 17-18 TL. Çeçil peyniri, İstanbul’da marketlerde satılandan biraz daha farklı, daha kuru ve ekşi. Hafif küflenmiş ve daha kuru olanı daha makbulmüş.

Alternatif olarak kete ve Kars balı da listeye eklenmeli. Küçük bir kavanoz bal 20-25 TL.

Kimi dükkan sahibi üretici iken kimisi tüccar olarak satış yapıyor ve bu da hali ile fiyatlara yansıyor. Peynir alışverişi için gideceğiniz dükkanı belirlerken tavsiye sormak faydalı olabilir. Eğer uçakta veya uzun yolda valizde taşımak istemezseniz veya eve gittiğinizde tekrar sipariş vermek isterseniz çoğu esnaf kargo ile adrese gönderim yapıyor. Telefon numaralarını almayı ihmal etmeyin. Alışverişimizi, Halit Paşa Caddesi üzerindeki Ariş Ticaret’de yapıyoruz.

Kaz eti ve yemeği: 

Öğle yemeği için kaz eti yiyeceğiz. Gittiğimiz Kars Evleri Restoranı, Şehit Yusuf Bey Caddesi’nde Öğretmen Evi’nin karşısında yer alıyor. Pilav üstü söğüş kaz (30 TL) oldukça başarılı. Alışılageldiği üzere olduğu üzere bulgur pilavı ve domates salatası ile servis ediliyor. Kaz etinin lezzetini ördek etine benzetiyorum.

Kars kazı bilinen boz kazdan farklı olarak daha küçük, daha az yağlı ve Kars-Ardahan-Iğdır iklimine daha uyumlu imiş. Özgürce çobanların peşinde dolaşan kazlar buldukları otları, tahılları yerlermiş. Kış gelince ilk karı gören kaz kesilirmiş ve kaz ciğerinin hemen tüketilmesi gerekirken kaz eti salamura halde kurutularak depolanırmış.

Canlı kazların tanesini köylerden 100 TL’ye alan tüccarlar, dondurulmuş olarak restoranlara satıyorlar. Tandırda pişirilmiş bir kaz dört kişiye servis ediliyor. Porsiyonu 40 TL ve kemiklerini sıyırmak da size kalmış. Dişi kaz, erkek kaza göre; dondurularak 6-8 ay bekletilmiş kaz ise taze kesilmiş kaza göre daha lezzetli olurmuş. Yemeğin üstüne de çay içtik ve yanında “gavut” yedik. Gavut, işlenmemiş buğday unu kavrularak yapılan oldukça hafif bir tatlı. Üzerine pekmez dökülerek servis ediliyor ve görünüşü un helvasına benziyor.

Eve de götürmek isterseniz şoklanmış olarak satılan paketlerden alabilirsiniz. Tanesi 120-130 TL civarında. Yemek yediğimiz restoranın şefi, kaz etini pişirmek için tandır gerektiğini evde ise düdüklü tencere yerine normal kısık ateşte iki saat daha fazla pişirmenin evla olacağını anlattı. 

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı ve Dört Mevsim heykeli, Kars

Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı ve Dört Mevsim heykeli, Kars

Kars’da kahve içmiyorlar!

Tüm gün gezip yorulup ah bir kahve olsa da içsek derseniz Karslılar da kahve kültürü pek yaygın değil! Sokaklarda gezerken pek fazla alternatif adres de görmedik. Prof. Dr. Metin Sözen Caddesi üzerinde (Ziraat bankası karşısı) gördüğümüz “Kahve evi” akşam 22:30’a kadar açıkmış. Akşam olunca, köşedeki binanın üst katındaki köşeye oturup kahve içerken şehrin ışıklarını da izleriz diye düşündük ama gidemedik.

Kars beklediğimizden çok daha turistik bir şehir. Özellikle de karlı kış günlerinde. Uçaktan inince valizlerimizi beklerken bir tek bizim ekipte kayak takımı olmadığını farkettik. Kars’daki ilk gecemizde Şehit Yusuf Bey Caddesi üzerinde canlı müzik de yapılan bir şarap evine (KarStore) gittik. Soba başında ısındık, Azeri ezgileri ile harmanlanmış canlı yerel müzik eşliğinde dansettik ve sohbet ettik. Yerli-yabancı turiste aşina olan tesiste hizmet kalitesi oldukça yetersiz olmasına karşın etiketler İstanbul standartlarında idi.

18.02.2014