İstanbul Boğazı’nın kıymetlisi lüfer balığını tanıtmak ve yaşatmak amacı ile 2010 yılından bu yana bir festival düzenleiyor.  Her sene Ekim ayının üçüncü hafta sonu Boğaziçi kıyısındaki farklı bir balıkçı köyünde düzenlenen etkinliklere bu sene Üsküdar Kuzguncuk semti ev sahipliği yapmakta (2014)!

Etkinliğin düzenlendiği son dört senede neler yapılmış diye araştırıyorum. 2010 yılında “sizinki kaç cm?” isimli Greenpeace kampanyası başladığında, ancak 27-30 cm uzunluğuna eriştiğinde üreyen lüfer balığının avlanma sınırı sadece 14 cm imiş! Bir oyun şeklinde duyurulmuş olan bu kampanya sayesinde tehlikenin bilinirliliği oldukça arttı ve her sabah ekranda gördüğümüz sanal balıklarımızın santim santim büyümesini seyrettik. Hatırlıyor musunuz?

Kampanya neticesinde avlanma sınırı, 2012’de 20 cm’e yükseltilmiş. Gırgır ve çevirme ağ atan teknelerin avlanma sınırıysa 11 metre derinlikten 24 metreye çekilmiş. Bugünkü buluşmada da bahsedildiği üzere bu önemler henüz yeterli değil. Denizlerimizde nesli tükenmekte olan bu lezzetli türü yaşatmak için bilinçlendirme kampanyaları ve yasal başvurular devam ediyor. “İstanbul Lüfer’e Hasret Kalmasın” denerek başlatılmış kampanya Fikir Sahibi Damaklar topluluğu tarafından yürütülüyor.

 

Sosyal medya duyurusu ile fark ettiğim Lüfer Bayramı’na katılmak için Üsküdar sahilinde, Kuzguncuk semtine gidiyorum. Programa göre Kuzguncuklular, balıkçılar, fikir sahibi damaklar, bilim insanları, yazarlar ve aktivistler bugün Kuğu Kıraathanesi’nde buluşacak. Kıraathane İcadiye Caddesi üzerinde, iskeleden 100 metre kadar içeride solda kalıyor.

Ben vardığımda oturacak yer bulmayı bırak, ayakta duracak yer bile kalmamış! Deniz biyoloğu Azade Simavi hanım orkinos balığı ile ilgili sunumunu yeni tamamlamış. Balıkçıların da katılımı ile Marmara ve Karadeniz denizlerinin durumunu tartışmaktalar.

Orkinoslar yani ton balıklarının nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu için, Atlantik Orkinoslarını Koruma Komisyonu (ICAT) uluslararası avlanma kotaları belirlemiş. Türkiye için bu koda 2013 yılında 13 bin 500 ton olarak belirlenmiş. Orkinoslar sürü olarak hareket eden hızlı ve büyük bir aile. Misal geçen hafta çıkmış bir haberde,  Bursalı bir balıkçı Marmara Denizi’nde yakaladığı 2,5 metre boyunda ve 360 kg ağırlığındaki bir ton balığını tezgahında sergiliyor (Ekim 2014). 

İstanbul Lüfer Bayramı, Kuzguncuk 2014

İstanbul Lüfer Bayramı, Kuzguncuk 2014

Kuzguncuk balıkçıları

Konuşmaları ancak kapı eşiğinde dinleleyecek bir yer buluyorum ve bir süre sonra aklım midemden gelen seslere takılıyor. Sohbeti benim gibi kapıda dinleyen misafir bir aileye nerede balık yiyebileceğimi soruyorum. Bir arka sokaktaki renkli sandalyeli restoranı öneriyorlar. Ekmek Teknesi dizisinin ev sahibi fırını geçtikten sonra Perihan Abla Sokağı’na çıkıyorum. Kuzguncuk Balıkçısı’nda boş bulduğum tek masaya oturuyorum. Restoran ve sokaktaki masalar dolu. Karşımdaki masada kalabalık bir aile oturuyor. Buraya gelmeden önce küçük hanım ile kağıt katlamışlar ve yemekten sonra da balık boyama etkinliğine gideceklermiş. Her konuda olduğu gibi, denizleri ve balıkları sevmek için de ağaç yaşken eğiliyor. Yolunuz Kuzguncuk Balıkçısı’na düşer ise, burada yapılan balık çorbası da herkesin dilinde!

Kuzguncuk merdivenleri, balıkçıları ve sokakları

Kuzguncuk merdivenleri, balıkçıları ve sokakları

Buket Uzuner sohbeti, Manas Destanı ve Kuğu Kıraathanesi

Yemeğin üzerine çay içmek için Kuğu Kıraathanesi’ne dönüyorum. Ocak başında açılmış bir yere oturuyorum. Ocaktan bir çay alırken karşımdaki masada da yazar Buket Uzuner anlatmaya başlıyor.

Lise yıllarımda popüler olmuş bir kitap hatırlıyorum: İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri. Bir romana vermek için ne kadar garip bir isim diye düşünmüştüm.

Bu kitabı okumadım ama yazarın “Kumral Ada Mavi Tuna” isimli romanını okuduktan sonra hissettiklerimi hatırlıyorum. Yıllar sonra kimin isminin Tuna olduğunu öğrensem gözleri mavi mi diye bakarım veya Ada isimli kızlara kumral rengin çok yakışacağına inanırım. Ankaralı bir apartman çocuğunun okuduğu bu romanda bahsedilen, sıklıkla dağınık olan ev meğer Kuzguncuk’da, bir arka sokakta imiş. Bugün öğrendim.

Bugün ayrıca Buket Uzuner’in biyoloji ve çevre bilimi üzerine eğitim aldığını da öğreniyorum. Mitolojiye ilgisini, yeni bir romana başlarken sadece kurgu boyutunda değil akademik düzeyde de araştırmalar yaptığını, romanlarında çevresindeki insanları isimleri ile birebir kullanabildiğini öğreniyorum. Hatta şimdi özgeçmişine baktığımda 80’li yıllarda yaptığı sırt çantalı interrail seyahatinş ve daha sonra çıktığı seyaatleri konu alan üç tane gezi kitabı yazdığını da görüyorum. İnsanın kanı boş yere ısınmıyor demek ki!

Mitolojiye uzanan sohbet sırasında pek çok sıradan davranışımızda ve gün içinde verdiğimiz tepkilerde aslında bir zamanlar Şaman olan atalarımızın izinden gidiyor olduğumuzu farkediyorum. “Umay” isminin Türk mitolojisinde Bereket Ana’ya verildiğini öğreniyorum. Mitolojiye göre bereket sembollü olan kadınlar günlük hayatta kuşa dönüşüyor. Orkun Kitabelerinde geçtiğini, Hümay kelimesi ile benzeşir bir kökten gelip Osmanlı Sarayı‘nın ana kapısı Bab-ı Humayun’a kadar dilden dile dolanışını farkediyorum. Buket hanım, bal ve çörekotu karışımının antiseptik özellik gösterdiğini (yani mikrobun gelişiminin engeller) anlatıyor. Türk mitolojisinde anlatılan Manas Destanı’nda Manas’ın oğlu ile evlenen güzeller güzeli Ayçöreği bu sırrı ta o zamanlardan biliyormuş. Gün gelmiş Ayçöreği de beyaz bir kuğuya dönüşmüş ve bugün mahalle aralarında kalmış pek çok pastanenin, fırının adı hala kuğu ismini taşırmış!

Kuzguncuk sokaklarında sanat var!

Kuzguncuk sokaklarında sanat var!

Kuzguncuk Bostanı

Gün batmadan ara sokaklarda dolaşmaya çıkıyorum. Görünen o ki, Kuzguncuk semti modern mimari anlayışa ve betonarme yapılanmaya direnmeye çalışıyor. Kendi halinde, doğma-büyüme ahbap olmuş insanı ve restore edilmiş ahşap evleri ile huzur veriyor.

Nerede ise her sokak başında bir çekim ekibi, gelin-damat görüyorum. Mahalleli bu durumdan ne kadar bezmiş ise, pek çok evin kapısında, penceresinde fotoğraf çekimine izin vermediklerini belirtir yazılar asmışlar. Bu güzel mahallenin sahip olduğu bir başka güzellik ise meşhur Kuzguncuk Bostanı!

Bostanın verimliliği yedi asırdan uzun süredir devam etmekte ve 1986 yılına kadar da imar planlarında yeşil alan olarak gösterilmiş. Altı yıl sonra arsada bir bina inşaatı gündeme gelmiş ancak mahallelinin itirazı ile uygulamaya geçmemiş. Günümüzde bağlı belediye bu bölgeyi imara açmak istiyor olsa da mahalleli izin vermiyor ve çeşitli kampanyalar ile karşı çıkıyor. Kahraman Bostan olarak da anılan Kuzguncuk Bostanı sahasında sanatçıların ve mahallelinin katılımı ile şenlikler düzenleniyor. Yoga eğitimleri, çeşitli atölyeler veriliyor ve mahallelinin katıldığı toplantılar düzenleniyor. 

Kuzguncuk sadece tarihi evleri ve grafiti ile kaplı sokakları ile değil, çocukluğumdan hatırladığım dizi sahneleri ile de yüzümü gülümsetiyor. Hatırımda kalmış Perihan Abla, Süper Baba ve Ekmek Teknesi bugün hala tabelalar üzerinde yaşatılmakta!

Kuzguncuk yan yana sokaklarında yer alan camisi, kiliseleri ve sinagogu ile yediden yetmişe pek çok insanı buluşturmuş bir mahalle. Günümüzde Kuzguncuk’da ikamet eden nüfus çeşitliliği azalmış olsa da asırlardır devam eden geleneğe göre balıkçılık ve sebzecilik Musevilerden, yeme içme deyince Rumlardan, kuyumculuk ve biçki dikiş işleri ise Ermeni ustalardan sorulurmuş.

18.10.2014

Kuzguncuk seminin tarihi evleri

Kuzguncuk seminin tarihi evleri