Baharın kendini hissettirmeye başladığı bu güzel Pazar sabahında İstanbul Gezginleri ile birlikte erkenden yola çıkıyor ve Eskihisar-Topçular feribotu ile Marmara Denizi’nin diğer yakasına, Yalova’ya geçiyoruz.

Yeşil doğası, kaplıcaları ve İstanbul’a yakınlığı ile uzun yıllar boyunca İstanbul’un mesire bölgesi olarak görülen Yalova, Atatürk’ün 1929’daki ziyareti sonrasına ilçe statüsü ile İstanbul iline bağlanır. İlkokul sıralarında coğrafya atlası karıştırdığım yıllarda halen İstanbul’a bağlı olan bölge, 1995 senesinde 77 plakalı ilimiz olarak ilan edilir.

Bugünün ilk durağı Atatürk’ün kendinde hayranlık uyandıran bir anıt çınarın hemen yanında talimatını verdiği ve bir aydan kısa sürede inşası tamamlanan köşkü, nam-ı değer Yürüyen Köşk oluyor.

Cumhuriyetin ilk on yılında pek çok yerli yabancı devlet adamını misafir etmiş, siyasi ve sosyal meseleler hakkında verilen önemli kararlara ev sahipliği yapmış adres olarak tarihe geçmiş Yürüyen Köşk, Atatürk’ün Yalova’daki üç evinden birisi. Bugün müze olarak korunan, mimari ve iç dekorasyon olarak dönemin tarzını yansıtan Köşk’de Atatürk’ün kullanmış olduğu değerli ve kişisel eşyaları da sergilenmekte.

1929 Ağustos ayında Atatürk Yalova’ya ilk kez gelmiştir ve Yalova Vapur İskelesi’ne yanaşan Ertuğrul isimli yatından inip karaya doğru yürürken ulu bir çınar dikkatini çeker. Bu çınarın büyük gazetelerde çıkan haber manşetleri ile tüm yurtta tanınması ise bir sene sonraki ziyarete denk gelecektir!

Yürüyen Köşk

Yürüyen Köşk

Köşkte hayat başladıktan bir süre sonra, Atatürk’ün köşkte olduğu bir sırada, köşkün çalışanları köşkün hemen yanındaki çınar ağacının dalının üst kata ve çatıya vurduğunu, zarar verdiğini söyleyerek bu dalı kesmek için izin isterler.

Atatürk bu fikre hiç hoş yaklaşmaz ve dönemin uzmanlarını köşke davet ederek ahşap köşkün yıkılıp yeniden yapılması gerekmeksizin yerinden kaydırılmasını ve çınar ile temasının kesilmesi talimatını verir.

Bölgenin bağlı olduğu İstanbul Belediyesi göreve çağrılır. Yapılan etüt çalışmaları neticesinde köşkün çevresi temeline kadar kazılacak ve tüm yapı zemine döşenecek tramvay rayları üzerinden beş metre kadar yan tarafa taşınacaktır.

Atatürk ve şehrin ileri gelen yöneticileri nezaretinde yapılan zorlu çalışma neticesinde önce kazı tamamlanır sonra da planlandığı gibi köşk temelinden rayların üzerine yüklenir. Bu şekilde önce teras bölümü, sonra da ana bina beş metre kadar yerinden ilerletilir.

Günün sonunda iki katlı ahşap yapı yıkılıp yeniden yapılmaktan, yüzyıllara direnmiş çınar ağacı ise dalını kaybetmekten kurtulmuş olur. Dönemin gazete manşetlerini ve inşaat sırasında çekilmiş fotoğrafları köşkün bahçesindeki panolarda görebilirsiniz.

Köşkün yürümesine bahane olmuş çınar ağacının yaşını ve sağlık durumunu öğrenmek için 2015 yılında, akustik tomografi yöntemi ile yapılan incelemede ağaca ses dalgaları verilmiş. Bu çalışma neticesinde 2 metre çapında ve 30 metre yüksekliğindeki anıt doğu çınarının (Plantanus Oriantalis) 390 yaşında ve sağlıklı olduğu tespit edilmiş.

Yürüyen Köşk

Yürüyen Köşk

Köşkü, Pazartesi hariç her gün saat 09-18 arasında, yirmi dakikada bir düzenlenen rehberli tur ile ile ziyaret edebilirsiniz. Müzekart geçerli değil ve içeride fotoğraf veya video çekimine izin verilmiyor. 2 TL ücretli bileti bahçedeki kafeteryada satılmakta.

Köşkü gezmeye zemin katta, deniz yönüne bakan camekânlı salon ile başlıyoruz. Üç tarafı da kristal cam ile kapatılmış geniş salonda kullanılan mobilyalar, bambu masa ve sandalyeler özellikle geniş katılımlı toplantılar için tercih edilmiş. Aynı odadaki cam dolapta, dönemin çay ve kahve takımlarını ve Prag’da tek parça üretilerek Atatürk’e hediye edilmiş siyah üzerine pembe ve mor gül motifli bir fincan da görüyoruz. Üst rafta yerleştirilmiş İsviçre yapımı ekmek kızarma makinası, su ısıtıcısı ve elektrikli ocak ve ispirto ocağı gibi elektrikli eşyalar dönemin teknolojik gelişmişliğine dair göstergeler olarak değerlendirilebilir.

İngiliz gramofon ve plak kutusu da yine aynı odada, duvar tarafındaki dolabın üstünde sergileniyor.

Camekânlı salonun hemen yanındaki misafir odasında serilmiş İran halısı ve sehpadaki manyetolu telefon ilgi çekici. Diğer mobilyalar ve aksesuarlar gibi, evdeki tüm tekstil ürünleri de orijinal olarak korunmuş, sadece bu odadaki tül perde yenilenmiş. Misafir odasında asılmış ve köşkteki iki değerli tablodan birisi olan Fausto Zonaro’ya ait sulu boya Haliç tasviri 19. yüzyıl sonu veya 20. yüzyıl başına tarihlenmiş. 2. Abdülhamit dönemi saray ressamı Zonaro’nun bu değerli eserinin Yürüyen Köşk’e Dolmabahçe Sarayından getirildiği tahmin ediliyor.

Kattaki son bölümde misafir banyosu yer alıyor. Dönemin oldukça zarif pirinç banyo aksesuarları Fransa’dan getirilmiş.

Giriş kapısının yan tarafında kalan küçük oda servis odası olarak kullanılıyor. Köşkte mutfak olmadığı için, bahçedeki diğer evin mutfağında pişirilen yemekler bu odaya getirilerek buradan servis ediliyormuş. Öncelikle yangın ihtimaline karşın evde mutfak kurulmazken Atatürk’ün evde yemek kokusundan hoşlanmadığı da anlatılıyor.

Köşk, 1930 yılında henüz yaygınlaşmamış bir uygulama ile, yerden ısıtılmalı olarak tasarlanmış. Merdivenin altında yarı bordum şeklinde, girişi bahçeden verilmiş bir su ısıtma sistemi kurulmuş. Taş zemine oturan alt katta yerden ısıtma yapılırken, ahşap üst katta duvar içi ısıtma kullanılmış. Demir dökümlü, dereceli ve termostatlı kazanda ısınan su, borularla üst kata taşınmış. Zemin kattaki banyo küvetinin üzerinde asılmış termometre ile su ve ev sıcaklığı kontrol edilebilmiş.

Benzer bir uygulamayı Atatürk’ün Trabzon’daki köşkünde de görmüştüm ve o gezideki rehberimiz de dönemi için pek sık rastlanmayan bu teknolojiyi detaylıca anlatmıştı.

Ahşap merdivenden üst kata çıkıyoruz. Gül ağacından mobilyalar ile döşenmiş dinlenme odasında bizi Atatürk’ün balmumu heykeli karşılıyor. Şifonyerin üzerine yerleştirilmiş köşe lambası ve Alman Büyükelçisi’nin 1932 tarihli hediyesi, gamalı haç figürlü kristal kül tablası salonda sergilenen diğer orijinal eşyalar.  Soldaki L şeklindeki oda ise ziyarete gelen yaverlerin dinlenme odası olarak düzenlenmiş. Köşkteki ikinci orijinal tablo olan Halil Paşa’nın resmettiği 1903 tarihli yağlı boya manzara resmi yaver odasının duvarını süslemekte.

Cam dolap içinde, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın kendi elleri ile işlediği sarı yorganı, çarşaf ve yastığı; Belçika’dan getirilen yemek ve kaşık-bıçak takımını, kristal sürahileri ve masa örtüsünü görüyoruz.

Katta ayrıca, Atatürk’ün çalışma odası ve banyosu yer alıyor.

Yürüyen Köşk sadece dinlenme ve toplantı amaçlı kullanıldığı için özel bir yatak odası da bulunmuyor. Atatürk, Yalova’da kaldığı gecelerde konaklamak için orman içinde kalan termal kaplıcalarındaki köşküne geçiyormuş.

Atatürk’ün vefatı sonrasında kapatılıp unutulan ev, deniz kenarında olmasına ve Yalova Belediyesi tarafından ilk kez restore edildiği 2006 ziyarete açılmasına kadar zamana karşın zamane eşyaları nemlenmeden ve küflenmeden kalabilmiş olması bana oldukça enteresan geliyor.

Köşkü gezmek isterseniz saatte üç kez düzenlenen rehberli bir tura katılabilir ve matbu bir metin doğrultusunda hızlı bir şekilde görebilirsiniz. Köşkün bahçesinde verdiğimiz kısa bir fotoğraf molasının ardından bu tarihi köşkten ayrılıyoruz.

Tarihi köşkü gezmek, bahçesinde soluklanmak, yol boyunca panolara asılmış siyah beyaz fotoğrafları izlemek isterseniz Yalova merkezden özel aracınız ile veya toplu taşıma ile buraya ulaşmanız mümkün.

Bizim yolumuz daha uzun ve istikamet İznik!

24.04.2016