Toros Dağları`nın eteklerinde kamp kurarak Antalya’dan Mersin’e gitmeyi planladığımız ve yaklaşık iki hafta sürecek rotamızın üçüncü gününde aracımız arıza yapıyor. Her detayını planladığımız ve hayal ettiğimiz tatilimizi iptal ederek Antalya’dan İstanbul’a dönüş kararı alıyoruz. Saatte ortalama 25 km hız ile Toroslar`ı gerisin geri aşıyor ve ilk günün sonunda Afyon şehrine varıyoruz.

Anadolu şehirlerindeki lokantalar genellikle esnafa hizmet ediyor ve İstanbul’daki gibi gece yarılarına kadar açık olmuyor. Bu nedenle, akşam yemeği için fazla geç saate kalmadan yol üstünde Sandıklı merkezine sapıyor ve meydandaki bir esnaf lokantasında çok lezzetli bir akşam yemeği yiyoruz.

Sandıklı ve Afyon çevresi kaplıcaları ile meşhur. Sandıklı’da konaklamak isterseniz Hüdai Kaplıcaları’nın şifalı sıcak sularından ve çamur banyosundan da faydalanabilirsiniz.

Afyon şehir merkezinde ve çevrede lüks ve konforlu otel alternatifleri mevcut. Biz ise sadece geceyi geçirebileceğimiz, temiz ve rahat bir otel arıyoruz. Şehir merkezine yaklaşırken, internet üzerinden bulduğum ilk şehir otelinde rezervasyon yapıyorum.

Hotel Soydanda resepsiyon masası 24 saat açık ve kale manzaralı konumu, hem şehir merkezine giriş-çıkış için hem de yürüyerek şehir gezisi yapabilmemiz için oldukça uygun. 

Afyon Kalealtında tarihi konaklar

Afyon Kalesi ve tarihi konaklar

Tüm günün yorgunluğu ile derin bir uyku uyumuşuz. Kahvaltıda ikram edilen birer kaşık kaymak ile kendimize geliyoruz. Daha önce yediklerimize benzemeyen, bıçakla kesip çatalla yediğimiz bu kaymağı nereden alabileceğimizi soruyoruz. “Her yerde bulunmaz” diyorlar. Hadi bulsak bile kim bilir kaç saatte ulaşabileceğimiz İstanbul’a kadar nasıl muhafaza edebileceğiz? 

Toros Dağları’nı aşıp da düz ovaya inince iklim kuraklaştı ve hava hayli serinledi. Aracımız bu yollarda daha az zorlanıyor, ortalama hızımız 50 km/saat’e kadar yükseldi. Bu durumda, hemen yola çıksak tam da İstanbul trafiğinin en yoğun olacağı saatlere denk geleceğimizi öngörerek bir kaç saat Afyon merkezinde zaman geçirmeyi düşünüyoruz. 

Afyon’da gezilecek görülecek yerleri hızlıca internetten araştırıyor ve sırt çantamızı toplayıp otelden ayrılıyoruz. Tam sokağa çıkmışken arkamızdan bir otel çalışanı sesleniyor. Elinde iki kocaman poşet:Birinde buza sarılmış bir paket kaymak diğerinde ise ekşi mayalı bir ekmek!

Afyon ve çevresinde gezilecek yerler:

Çantamızı ve hediyelerimizi araca bırakıp şehirde dolaşmaya başlıyoruz. Karahisar Kalesi‘ne ve eteğinde kurulmuş eski mahallelere doğru, Yukarı Pazar Caddesi boyunca yürüyoruz.

Hitit döneminde, volkanik bir tepede kurulmuş Afyon Kalesi’ne 600’den fazla basamak ile tırmanabilir ve burçlarından Afyon ovasına kurulmuş şehri seyredebilirsiniz. Biz çıkmadık.

Afyon konakları genellikle bitişik nizam inşa edilmiş. Rengarenk boyanmış cephelerinde, kimisinin kapısında 20. yüzyılın ilk yıllarını görebiliyoruz. Aralarında restore edilmiş ve butik otel veya çay bahçesi olarak hizmet verenler de var, terkedilmiş yıkılmaya yüz tutmuş olanlar da. Cadde üzerindeki çoğu evin üzerinde satılık ilanı asılı. 

Cadde boyunca sıralanan mahallelerde ve ara sokaklarda pek çok cami var. Anadolu Selçuklu dönemi mimarisi, 40 sütunlu Ulu Cami’yi görmek istiyoruz. Eser, bize Konya’da gördüğümüz Alâeddin Camii’ni ve tavan süslemeleri Kastamonu’da ziyaret ettiğimiz Mahmutbey Camii’ni hatırlatıyor. 

Mevlevi Camii’nin avlusunda Cuma Namazı sonrası dağıtılmak üzere aşure kazanları diziliyor. Oldukça sade tasarlanmış camiyi gezip çarşıya doğru yürümeye başlıyoruz.

Bu yazıyı hazırlarken öğreniyorum ki, şehri gezdiğimiz Cuma günü Mevlevihane’de “Sultan Divanî Anma ve 40 Hatimli Şifali Aşure Günü” etkinliği düzenleniyormuş. 29 çeşit hububattan hazırlanmış 40 Hatimli 40 kazanda pişirilmiş şifalı aşure için Perşembe günü dua edilmiş ve bugün Cuma namazından sonra da dağıtılacakmış.

Mevlevi kültürünün Konya’dan sonra ikinci adresinin Afyon olduğunu daha önce bilmiyordum.

Afyon’daki önemli etkinlikleri kaçırmamak ve gezip görülecek yerler hakkında detayları araştırmak, alternatif rotalar hazırlamak için şehre gitmeden önce tanıtım sayfasını da incelemenizi öneririm.

2. Mehmet dönemi sadrazamı Gedik Ahmet Paşa’nın adına yaptırdığı külliye ve yaygın bilinen ismi ile İmaret Camii geniş bir bahçe içinde yer alıyor. Lacivert sırlı minaresi ile dikkatimizi çeken mabedi Cuma saati kalabalığında gezip göremedik. Caminin taç kapısı hakkında yazılmış bir makaleyi burada okuyabilirsiniz.

Afyon Arkeoloji Müzesi, şehrin modern tarafında kalıyor. Kurtuluş Caddesi boyunca yürüyoruz. Çevresinde pek çok kazı bölgesi ve ören yeri tespit edilmiş, Frigya Vadisi’ne ve 5000 yıllık bir tarihe ve yaşanmışlığa ev sahipliği yapmış bir şehrin arkeoloji müzesinde daha fazla eser görebilmeyi umardık. Her kazıdan ancak bir iki vitrin bulunuyor ve eserler için bilgilendirme panoları yetersiz.

Bir yüzünde Zeus’un resmedildiği, diğer yüzünde ise haşhaş ve tahıl motifi işlenmiş iki bin yıllık sikke de müze koleksiyonun önemli parçaları arasında sayılıyor. Bölgedeki yerleşik düzen ve tarım tarihine de ışık tutan bu sikkeler, Afyon’un güneyinde Şuhut’da yapılan kazılarda bulunmuş. Truva Şavaşları sonunda bölgeye gelen Akamos tarafından Synnada adıyla M.Ö. 1180 yılında kurulmuş şehir, Roma döneminde güçlü bir yapıya sahip olarak özerklik almış ve kendi adına sikkeler bastırmış. 

Sikkeler ve diğer bazı bölümler ise restorasyon açıklaması ile boşaltılmış olduğu için biz göremedik.

M.Ö. 4000 yıllarından itibaren bu coğrafyada yetiştirilen ve tıbbi olarak kullanılmaya başlanan haşhaş bitkisinin sembollerle ifade edildiği, sadece bu coğrafyada görülebilecek eserlerin başında özellikle yönlendirici birer açıklama panosu olmasını beklerdim. Örneğin, müzenin hemen girişte sergilenen tek mermer lahit üzerinde, Medusa başının çevresindeki çelengin altında sarkan haşhaş kapsülüne bakıp da göremedim.

Internette okuduğum yorumlarda mevcut müze binasının yetersiz kaldığı ve taşınacağından bahsediliyor. Ziyaretiniz öncesi araştırmanızı öneririm. 

Müze giriş ücreti 7 TL (2019) ve Müzekart geçerli.

Afyon Hoca Bey Camii - Ulu Cami

Afyon Hoca Bey Camii – Ulu Cami

Afyon’da gezip dolaşmak için daha uzun vaktiniz varsa ve müzik tarihi ile ilgili iseniz, Türk bir işadamı ve Alman bir koleksiyonerin dünyanın dört bir yanından topladığı, göz nuru koleksiyonlarını bağışladığı müzeyi görmek isteyebilirsiniz. Şehrin kuzeyinde (Gazlıgöl yolu üzerinde), Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuar kampüsünde yer alan İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi‘nde sergilenen yöresel ve etnik, yaklaşık 400 parça müzik enstrümanını görüp tanımak oldukça ilgi çekici olacaktır.

Kültürel miraslar ile ilgili iseniz, şehrin Etnografya Müzesi olarak değerlendirilebilecek Çeşmeli Konak‘ı ziyaret etmelisiniz. Pazartesi günü hariç mesai saatleri içinde ücretsiz olarak görebileceğiniz ahşap konak 1906 tarihinde inşa edilmiş. 

Ticaret ile uğraşan ev sahibi önce hayrat bir çeşme yaptırmış, sonra da üzerine çift cepheli konaklarını inşa ettirmiş. Tarihi eser olarak tescilli konak, kamulaştırma sonrası yapılan restorasyon çalışmaları ile aslına uygun şekilde düzenlenmiş ve 2011’de özel bir vakfa tahsis edilerek kültür evi olarak hizmete açılmış. 

Günümüzde kaymağı, sucuğu ve lokumu ile akla gelen Afyonkarahisar şehrinin tarihten süregelen diğer bir arananı da mermeridir. Roma’dan İstanbul’a kadar tarihe yön vermiş tüm başkentlerde, imparatorların saraylarını süslemiş, tarihte kendi has dokusu ile anılmış Afyon mermeri şehri gezerken gözümüze çarpmıyor. Portekiz’de küçük bir şehir olan ve geçimini mermer işçiliği ile sağlayan Vila Viçosa şehrini ve mermer ile donatılmış meydanını hatırlamadan edemiyorum.

— o —

Afyon’da attığımız her adımda, 50 asır boyunca, pek çok önemli savaşa sahne olmuş Afyon Ovası’nın Kurtuluş Mücadelemizde mihenk noktalarından birisi olduğunu elbet unutmamak gerek!  Başkomutanlık Tarihi Milli Parkı’nı, Kocatepe’yi ve çevredeki şehitlikleri ziyaret etmek Zafer Müzesi’ni gezip dolaşmak için ayrıca bir gün ayırmak gerekir.

Afyon şehir merkezinde ne yenir?

Afyon Tarihi Taşhan

Tarihi Taşhan

Çarşı’ya geri dönüyoruz. Biz yolda iken sela okunuyor ve Cuma saati çarşı git gide hareketleniyor. Öğle yemeği için meşhur Aşçı Bacaksız’ın lokantasını arıyoruz. Elimizde telefon gidip gelip de lokantayı görmeyince bizi beşinci kuşak usta kapıda karşılıyor. Cuma namazına giderken lokantayı kapatacağını ve istersek o vakte kadar servis açabileceğini hatırlatıyor. Gayet kibar gelen bu teklife dahil oluyor ve tadı damağımızda kalan kuzu kebaplarımızı afiyet ile yiyoruz.

Yanar döner tabelaları olmayan, kafa ütüleyen gürültülü müzikler çalmayan, küçücük salonunda altı tane masası olan ve belli ki yıllardır hiç değişmemiş bu esnaf lokantasında kredi kartı kullanılmıyor. Lokantada menü bulunmuyor. Tek seçenek var: Tane tane tabağa dökülen pirinç pilavı ve kuzu kebabı. Tatlı olarak da elbette ev yapımı kaymağı ile ekmek kadayıfı! İkinci porsiyonu yemek isteseniz de verilmiyor. Buraya herkes kısmeti ile geliyor ve kısmetini yiyor. O gün kaynamış tencere bittiğinde gün de bitiyor. Bana biraz tuzlu gelmiş olsa da eşimin günlerdir dilinden düşürmediği lezzeti keşfetmek için öğle saatlerini fazla geçirmemekte fayda var!

Sabah kahvesi veya yemekten sonra bir bardak demli çay içmek isterseniz önerimiz, hayatın yine aheste aheste aktığı, kulağınıza gelen ney tınısı ile huzur bulabileceğiniz Tarihi Taşhan olacaktır. Öğle sıcağında gölgelik bir yer ararsanız, birebir!

Yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile Afyon’dan ayrılıyoruz.

20.09.2019