Bugün İstanbul Gezginleri ile birlikte Harbiye Askeri Müze`yi geziyoruz.

Oldukça geniş bir koleksiyona sahip müzeyi rehber eşliğinde geziyor ve öğleden sonra düzenlenen Mehter konserini birlikte izliyoruz.

Mehteran Bölüğü’nün kuruluşu ve gelenekleri:

Orhun Kitabeleri’nde bahsedilen (8. yüzyıl) ve Hun ordusunda “tuğ bölüğü” olarak bilinen askeri disiplin, Yeniçeri Ocağı’nda “Mehteran bölüğü” olarak hayata geçirilmiş.

Selçuklu Hükümdarı, Osman Bey’e hediye olarak davul gönderdiğinde, aslında “sen artık o bölgenin liderisin” demek ister. Bu anlamda, o davulu taşımak artık Osmanlı ordularının bir görevidir. Osmanlı ordusundaki ilk mehter bölüğü de böylece kurulmuş olur. Bölüğün en önemli görevi ordunun başında yürümek, devleti ve sultanlığı temsil eden tuğu ve davulu taşımak olarak ifade edilebilir.

Osmanlı Devleti’nin, kuruluş döneminde Selçuklu Devleti’nden devraldığı diğer bir gelenek ise nevbet vurmak olmuştur. Nevbet vurmak, aynı makamdaki birçok marşı peşi sıra çalmak anlamına gelir. Bu dönemde, Mehter Bölüğü her gün, günde beş vakit namaz vaktinden önce nevbet vururmuş. Fatih Sultan Mehmet döneminde ise bu gelenek sadece ikindi vaktinde sürdürülmeye devam etmiş. Sultan seferde ise çadırının önünde, sarayda ise sarayın önünde (Topkapı Sarayı’da Haliç’e açılan Demirkapı önünde) nevbet vurulurmuş.

Harbiye Askeri Müze salonunda Mehter konseri dinliyoruz

Harbiye Askeri Müze salonunda Mehter konseri dinliyoruz

Mehteran Bölüğü’nün görevleri ve büyüklüğü:

Mehteran Bölüğünün en yakın bilinen takımı askeri müzik yapan “çalıcı mehter (mehteran-i tabl-ü alem)” takımıdır. Diğer takımların ise padişah seferde iken çadırını (Otağ-ı Hümayun) taşımak, kurmak, toplamak (çadır mehteri) veya saraya gelen vezir ve paşalarla ilgilenmek gibi görevleri (iç mehteri) vardır.

Devlet güçlendikçe Mehteran Bölüğü de genişler.  17. yüzyılda yaklaşık 300 Yeniçeri askeri İstanbul’un çeşitli yerlerinde nevbet vurmaya başlamış ve geleneği yaygınlaştırmıştır. Bu dönemde özellikle şenlik zamanlarında veya esnaf arasında yapılan gösterilerde görev alan geçici “esnaf mehterleri” de kurulur.

Mehter takımının büyüklüğü aynı takım içinde enstrümandan kaç tane olduğuna göre değişiyor. 3-5-7 ve padişah için 9 katlı mehter takımları kurulabiliyor. 9 rakamı, Türk hakanları tarafından kabul edilen önemli bir miktar olmak ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu Kanuni döneminde, mehter takımının 12 kata kadar büyüdüğü de biliniyor.

Dokuz rakamıTürk ve Altay mitolojisinde, halk kültüründe, halk inancında ve şamanizminde kutlu bir rakam olmuştur. Diğer yandan, 14. yüzyılın ilk yarısında,  ünlü İtalyan şairi Dante tarafından kaleme alınmış, Avrupa sanatının Ortaçağ ile Rönesans dönemi arasında geçiş eseri “İlahi Komedya”nın da dayanağıdır. Eserde tasvir edilen “cehennem” dokuz kattan oluşur.

Mehter Takımı’nın dizilişi, düzeni:

Sabit düzende yay şeklinde dizilir iken en mehter takımı, hareket halinde iken sıra ile yürür. Tören yürüyüşüne besmele ve sağ ayak ile başlar, üç adımda bir sağa ve sola selam vererek devam eder. Başta birlik komutanı olan Çorbacıbaşı ve ardından al, ak ve yeşil sancak gelir. Bağımsızlığı ve sultanın gücünü simgeleyen atkuyrukluların en büyüğü “hücum tuğu” olarak adlandırılır. Peşi sıra, ellerindeki uzun ziller ile ritm tutan ve marşları seslendiren çevgenler (kat sayısının iki katı kadar) ve çalgıcılar belirli bir sıra ile geçer. En sonda da yayın ortasında konumlanmış köse vuracak olan köszen gelir. Çevgenler ve saz başları kırmızı, diğer sazendeler kırmızı giyinir.

Harbiye Askeri Müze salonunda Mehter konseri dinliyoruz

Harbiye Askeri Müze salonunda Mehter konseri dinliyoruz

Yeni ordu ve 19. yüzyıl sonrasında Mehter Takımı’nın yönetimi:

2. Mahmut döneminde, batı düzeninde kurulan yeni ordu ile birlikte askeri müzik de el değiştirir. Modern usullere uygun bir askeri bando kurulur ve başına İtalyan müzik adamı Donizetti (Paşa) getirilir (1828).

Sultan Abdülmecid (1823-1861) tarihte, batı müziğini saraya ve ve hareme (ailesine) kadar taşımış Osmanlı Sultanı olarak anılır. SultanAbdülmecid’in çaldığı piyanosunu ve diğer hanedan üyelerinin enstrümanlarını Dolmabahçe Sarayı’nda görebilirsiniz.

Bu dönemde, dünya müzisyenleri için Osmanlı Sarayı bir cazibe merkezi haline gelir. Osmanlı hanedanı modern besteleri satın almaya, batılı müzisyenleri himaye etmeye ve ödüllendirmeye, onlara maddi yardım ve unvan vermeye başlar (örneğin, Donizetti “Paşa”). Günümüzde, pek çok kurumsal organizasyonun ve çalışanın peşinde olduğu sağlık sigortası, performans primi, kira ve benzin yardımı (devrin gereği olarak sanatçıların atları için arpa yardımı), zam ve terfi kademelendirmesi, kariyer planlaması gibi güncel insan kaynakları yönetimi uygulamalarını o devirde görebilmek oldukça vizyoner bir yaklaşım sergiliyor. “Muzaka-i Humayun” bandosunda çalışan müzisyenleri için uygulanmış yönetim uygulamalarını, bu yönde doktora çalışması yapmış bir İK profesyonelinin sunumunda inceleyebilirsiniz. 

20. yüzyıl ve Mehter Takımı:

19. yüzyılın ikinci çeyreği itibari ile, başkentte batı müziği ile ilgili bir ekonomi can bulmaya başlarken Pera (Beyoğlu) merkezli yeni bir kültür sanat dalgası da gelişmeye başlar. Doğrudan taklit edilerek veya mevcut doğu tarzının içine harmanlanarak yaygınlaşan bu batı modernizmi akımına devletin katkısı kadar gayrimüslimlerin ve aydınların etkisi de yadsınamaz.

Batı müziği farklı kanallar aracılığı ile sarayda, askeri hayatta ve sosyal hayatta kalıcı bir yer edinmeye başlarken Mehteran Bölüğü de payına düşeni alır.

Dönemin en güçlü şehrindeki hareketliliğe kayıtsız kalmayan Amerikalı ve Alman el yapımı piyano üreticisi, yüzyıl sonunda Osmanlı Sarayı’na bir dilekçe yazar. Bu dilekçe ile sanatın ve sanatçının dostu Osmanlı Hanedanı’nın armasını New York’daki fabrikalarında asmak istediklerini arz etmiştir. Piyano üreticisi firmanın talebi kabul edilir ve 1880’den bu yana üretilen “Steinway and Sons” müzik kutularında diğer ülke armaları ile birlikte Osmanlı Sultanının tuğrası da yer almaktadır.

"Steinway and Sons" piyanosun kapağı

“Steinway and Sons” piyanosun kapağı

1908’de Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından, 1914 yılında Askeri Müze Müdürü Ahmet Muhtar Paşa’nın girişimi ile Mehter Takımı’nın gösteri amaçlı olarak toplanması gündeme gelir. Mehter Takımı, böylece 88 yıl aranın ardından tekrar nevbent vurmaya başlar (1826-1914 arasında nevbent vurma geleneği yerine getirilmiyor).

Mehteran Bölüğü’nün 1. Dünya Savaşı sırasında kimi cephelerde görevlendirilen takımlar aracılığı ile ordu düzeni içinde tekrar bir hayat bulduğu olur. 1935’de aslına uygun olmadığı gerekçesi ile askeri birlik olarak lağv edilir. Bugün konserini izlediğimiz Mehter Takımı ise, ancak 1953’de kapsamlı bir araştırma yapılarak ve yine askeri bir birlik olarak Harbiye Askeri Müze çatısı altında yeniden kurulmuş.

Geçmişte yazılı nota düzeni olmadığı için, Yeniçeri Ocağı bünyesinde söylenen doğu usulü marşlar o güne kadar meşk usulüyle kuşaktan kuşağa aktarılagelmiş. Yeniçeri Ocağı’nın dağıtılması sonrasında ise bu ocağa ait diğer izler gibi marşlar da uğursuz kabul edilmiş ve tamamen unutulmuş. Bu nedenle, en eski tarihlisi “Hücum Marşı” olmak (16. yüzyıl öncesi) ile beraber bugün dinlediğimiz çoğu mehter marşı 19. ve 20. yüzyıldan kalma melodilerden oluşuyor.

Dönem dönem farklı enstrümanlar kullanılmış olsa da bugünkü orkestranın enstrümanları arasında zurna, boru, kös, davul, nakkare ve zil sayılabilir.

Yaklaşık yarım saat süren nevbent gösterisi gülbank (mehter duası) okunması ile sona eriyor.

03.11.2013