İstanbul Deniz Müzesi girişinde, müze ziyaretçilerini Türk denizcilik tarihinin başlangıcına liderlik ettiği kabul edilen kabul edilen Gazi Umur Bey’in büstü ile karşılar. Kendisinin kurduğu başkente, Birgi kasabasına ikinci kez gidiyorum.

Birgi kasabasına toplu taşıma ulaşım ve Birgi’de konaklama:

Bizans döneminden süregelen hikayelerin anlatıldığı Birgi’ye gelmek için İzmir’den otobüse binebilir veya Basmane Garı’ndan tren ile öncelikle Ödemiş‘e gidebilirsiniz. Ödemiş’den Birgi’ye taksi veya minibüs ile kolayca ulaşabilirsiniz (yaklaşık 11 km).

Birgi bölgesi aynı zamanda sit alanı olduğu için tarihi evleri restore etmek hem izin gerektiriyor hem de maliyetli oluyor. Bu nedenle sokaklarda gördüğümü kimi eski evler terkedilmiş, kimi ise restore edilerek yerli halkın işlettiği butik otellere çevrilmiş. Birgi’de bu tarz bir butik otelde konaklamak isterseniz yolculuğunuz öncesinde rezervasyon yaptırmanızı öneririm. 

Birgi sokakları

Birgi sokakları

Birgi kasabasının tarihi ve Unesco Dünya Kültür Mirası adaylığı

Tarihi MÖ 3000’li yıllara dayanan bölgede antik çağlardan itibaren Frigler, Lidyalılar, Persler, Bergama Krallıkları, Roma ve Bizans imparatorlukları hüküm sürmüş. 11. yüzyılda Türk akıncıları şehre gelir ve Selçuklular döneminde Birgi’de Türk hakimiyeti kurulur.

14. yüzyıl başında, Türk Germiyan beyleri ile yapılan mücadelede kazanan taraf Aydınoğlu Mehmet Bey olur ve yörenin tek hâkimi olarak Birgi’yi kendine başkent yapar. Hikayeye göre kentin kapılarını Mehmet Bey’e aşık olmuş bir Bizans kızı açmıştır. Bu Bizans kızının mezarının Aydınoğulları türbesi önünde bulunan mezarlardan, Bacıyan-ı Rumlar’dan birisi olabileceği düşünülür.

Türkmen beylerin idare ettiği bu dönemde, Orta Anadolu’dan bölgeye gelen din adamlarının da katkısı ile Küçük menderes havzası kentlerinde (Birgi veya Bergi, Tire veya Turha, Efes veya Ephesos) İslam inancı yayılmaya başlar. Diğer yandan, Hristiyanlık halen yaygındır ve Birgi, Mehmet Bey’in oğlu 1. Umur Bey döneminde Başpiskoposluk Merkezi olarak önemini sürdürür. Aydınoğulları’ndan Osmanlılara kalan tapu kayıtları ve arşivlerde kökeni Orta Asya Türk kavimlerine dayanan kültürel izlere rastlamak mümkündür.

Türkiye’de kültürel miras bilinci ve korumacılığın yaygınlaştırılması amacı ile 1970’li yıllardan bu yana çalışan Çekül Vakfı tarafından “Tarihi Kentler Birliği” projesi ile desteklenen Birgi tarihi şehir bölgesi kentsel sit alanı olarak ilan edilmiş. Restorasyon ve yoğun tanıtım çalışmalarının neticesinde, Birgi 2012 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası adayları arasında ilan edilmiş.

Birgi Meydanı'nda yer alan Ümmü Sultan Türbesi'nin duvarları taş ve tuğla ile örülmüş. Mermer çerçeveli kapısının üzerinde çiçek motifleri ve dairesel motifler görülüyor.

Birgi Meydanı’nda yer alan Ümmü Sultan Türbesi’nin duvarları taş ve tuğla ile örülmüş. Mermer çerçeveli kapısının üzerinde çiçek motifleri ve dairesel motifler görülüyor.

Birgi Ulu Camii

Kare planlı Ulu Camii (Camii Kebir) Birgi Meydanı’nda yer alıyor. Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından 1312’de inşa ettirilmiş. Mimarisinde eski medeniyetlerde olduğu gibi kesme taşlar kullanılmış. Dört cephesindeki iç sıra pencereler sayesinde içerisi oldukça aydınlık, ferah bir cami. Çinili mihrap, vitray pencereler, tuğla minare ve özellikle görkemli minber oldukça dikkat çekici! Selçuklu süsleme sanatlarının en güzel örneklerinden olan minber, ceviz ağacından, iç içe geçme tekniği (kündekari) ile yapılmış. Minber çokgen yıldız motifleri ile işlenmiş.

Tek bir çivinin bile kullanılmadığı bu estetik minberin kapısı 1993’de çalınmış ve ingiltere’ye kaçırılmış. Biraz da şansın yardımı ile 1996’da bulunarak Birgi’ye geri getirilmiş.

Birgi’ye ilk gelişimde ziyaret ettiğim ve imamının hoş sohbeti ile pek çok detayını keşfettiğim 14. yüzyıl mimarisi Birgi’de görülmesi gereken eserlerin başında geliyor. Kare planlı mabedin kıble yönündeki dış cephesinde bulunan aslan figürü ayrıca dikkate değer!

Birgi Ulu Cami minberi - motif detayı

Birgi Ulu Cami minberi – motif detayı

Birgi Çakırağa Konağı

Sokaklarda dolaşırken ağaçların ardından gelen klasik müzik sesine yöneldiğimizde dönemin zengin tüccarlarından Çakırağa tarafından yaptırılmış konağı farkediyoruz. 18. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmış zemin duvarları taş örgülü, üç katlı ahşap Çakırağa Konağı Osmanlı sivil mimarisinin oldukça güzel bir örneğini sunuyor.

Osmanlı sivil mimarisinin önemli bir örneği sayılan üç atlı ahşap konak zengin bir tüccar olan Mustafa Şerif Çakırağa tarafından 1761-1764 yılları arasında yaptırılmış. 1950 yılına kadar konut olarak kullanıldıktan sonra terk edilmiş. Binanın Kültür Bakanlığı’na devri ile 1977’de restorasyon çalışmaları başlanmış, farklı kurum ve kuruluşların ortak çalışması ile 1995’de tamamlanmış. Çakırağa Konağı, halen Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir müze olarak hizmet vermekte ve Pazartesi hariç 08:00-17:30 saatleri arasında ziyaretçi kabul ediyor. Müzekart geçerli.

Gösterişli konağı sanal alemde de 360 derece video imkanı ile uzaktan ziyaret edebilirsiniz.

Birgi Çakırağa Konağı

Birgi Çakırağa Konağı

Giriş basamakları çıkınca konağın iç avlusuna varıyoruz. Konağın trabzanlı ahşap merdivenleri ve katlardaki parmaklıklı korkuluklar bana babaannemin bağ evini hatırlatıyor. Merdivenden ve odaların açıldığı sofalardan sarkıp bahçeyi seyretmek mümkün, odaların duvarları var ama evin duvarları yok sanki!

Konağın alt katında taşlık, mutfak, ahır, samanlık, misafir ve bekleme odaları var. Dekore edilmiş odaların içinde yöresel kıyafetler giydirilmiş mankenlerle dönem atmosferi yaratılmak istenmiş. Arada kalan ikinci kat kışlık olarak kullanılırken yüksek tavanlı üçüncü kat da yazlık olarak kullanılırmış.

Ahşap yapının tavanlarındaki oymalar, süslemeler, renk renk kalem işlemeleri doyasıya seyretmelik! Bu zengin süsleme stili esasen konağın yapıldığı 18. yüzyılın ikinci yarısından daha ziyade19. yüzyılın ilk yarısına atfedilen bir üslup olması ile dikkat çekiyor. Tavanlarda zarif ahşap işçiliği ve duvarlarda yörede yetişen sebze meyve motifleri görüyoruz. 

Konağı yaptıran Şerif Ali Ağa’nın biri İzmirli diğeri İstanbullu iki gelini varmış. Gelinler evlerini özlemesin, hasret çekmesin diye konak odaları tasvirler ile süslenmiş.  Konağın, biri İstanbullu diğeri İzmirli iki hanımının odalarındaki panoramik şehir tasvirleri karşısında hayran kalmamak elde değil! Aile arasına girmek olmaz ama bana kalırsa İstanbullu Hanım daha ferah ve aydınlık odası ile bir adım önde imiş.

Birgi Çakırağa Konağı, İstanbullu gelinin odası

Birgi Çakırağa Konağı, İstanbullu gelinin odası

Birgi Derviş Ağa Medresesi

2011’deki ilk gidişimde, Ödemiş’e bağlı bir belde olan ve restorasyon çalışmaları nedeni ile şantiye görünümündeki Birgi, 2014’de yapılan düzenlemeler ile mahalle statüsü kazanmış. Birgi’de  restore edilmiş Derviş Ağa Medresesi ve hamamı, butik otellere çevrilmiş taş evleri ve diğer tarihi yapıları ile turistik bir hava esiyor.

– – o – –

Günün son ışık huzmelerini meydandan daha yukarıda kalan eski mahallede, taş sokaklarda, tarihi taş evler arasında kovalıyoruz. Geniş avlulu taş evler Birgi’nin geleneksel yaşamını yansıtıyor. Sokak aralarında dumanı tüten fırınları görünce gözlerim, daha önce geldiğimizde sohbet edip sıcak ekmeğini yediğimiz Abide teyze’yi arıyor. Evini hatırlayıp ziyaret etsem diye düşünürken peşimiz sıra gelen bir teyze sesleniyor ve “Fırından yeni çıktı, yemeden geçilir mi?” diye sitem ediyor. Dumanı üstünde, mis gibi ıspanaklı börekten kocaman dilimler ikram ediyor. Ege’nin şifalı bahar otları ile hazırlanan çalkama ile daha önce Urla Hasat‘da tanışmıştım!

Mahalleden ayrılmadan akşam yemeğini esnaf usulü Baba Lokantası’nda yiyor ve yöresel lezzetleri tadıyoruz. Bu gece Ödemiş merkezinde konaklayacak ve yarın Tire sokaklarında gezeceğiz.

02.05.2015