Güneşli bir hafta sonu tatili için, yılın en uzun gününü fırsat biliyor ve Akdeniz aşığı bir arkadaşım ile komşuya, Selanik şehrine gidiyoruz.

Çarşamba günü karar verdiğimiz hafta sonu tatili için Cuma akşamı yola çıkıyoruz. Yunanistan hem ulaşım kolaylığı hem de tertemiz sahilleri ve fiyat-memnuniyet performansı ile arkadaşlarım arasında popüler bir adres.

İstanbul’da Selanik’e otobüs ile yolculuk:

Yalnız veya toplu taşıma ile seyahat edecek iseniz Yunanistan’a otobüs ile gitmeyi tercih edebilirsiniz. Hem ekonomik hem de kısa süreyi iyi değerlendirebilmek açısından avantajlı. İstanbul-Selanik arası giden birkaç firma var. Arkadaşlarımdan aldığım tavsiyeler ve ekonomik fiyatı nedeni ile Alpar Turizm ile seyahat ediyoruz.

İstanbul-Selanik gidiş-dönüş ücreti 55 euro. Telefon ile rezervasyon yapıyor ve bilet ücretini otobüs hareket saatinden önce Esenler otogarında, TL veya Euro olarak nakit ödüyorsunuz. Esenler otogarından saat 21’de hareket edecek otobüs için saat 19’da Taksim’den (Cervantes Kültür Merkezi önü) servise biniyoruz. Cuma akşam trafiğinde Taksim’den otogara varmamız yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Şoför Demir Bey, doğma büyüme İstanbullu bir Boşnak imiş. Neşeli sohbeti sayesinde daha otobüse bile binmemişken çoktan Trakya üzerinden Balkanlara kadar uzanıyoruz.

Alpar Turizm bir Yunan firması ile gidiş-dönüş ortak sefer düzenliyor ve Esenler’den kalkan otobüs de Yunan plakalı. Türkçe bilen muavin ile rahatça iletişim kurabiliyoruz. Yolcuların çoğunluğu eve gidiş yolunda. Bizim gibi sadece tatil için gidip dönecek olan birkaç yolcu daha var. Kendi şehrinde, henüz otobüse valiz verirken yabancılaşmak böyle olsa gerek!

Otobüs rahat ancak uzun günün yorgunluğu ile uyuyamıyorum. İstanbul trafiğinden çıkabilmemiz gece yarısını, Yunan şoförlerin biraz hızlı ve sarsıntılı sürüşü sayesinde sınıra varmamız da birkaç saat sonrasını buluyor. Yurt dışı çıkış harç pulunu daha önce bankadan almıştık. Bu sayede yolun sonundaki vezneye kadar yürümeden doğrudan gümrük sırasına giriyor ve ülkeden çıkış kaşemizi alıyoruz. Tekrar otobüse biniyor ilk yarısı kırmızı-beyaz, devamı mavi-beyaz boyalı korkulukları olan köprüden komşuya geçiyoruz. Uyumakta olan çocuklar dahil herkes otobüsten iniyor. Pasaportlarımızı bir yüzümüze bir fotoğrafımıza bakan gümrük memuruna teslim ediyoruz. Pasaportlarımızı alan memur gişeye geçiyor ve incelemeye başlıyor. Bu sırada özel araçlar ve tırlar da sınırdan geçiyor ve onların da işlemlerini aynı memur yapıyor. Gecenin bir yarısı hemen hemen bir saat soğukta, ayakta bekliyoruz. Esenler’den kalkan diğer firmaların otobüsleri de peşimiz sıra gümrüğe geliyor. Yarım saat kadar sonra, polis memurlarının otobüs araması tamamlanıyor ve koltuklarımıza geri dönüyoruz. Komşudayız!

Selanik Aristotelous Meydanı

Selanik Aristotelous Meydanı

Selanik Otogarları:

Selanik merkezine vardığımız da sabah saat 7’yi gösteriyor. Alpar Turizm otobüsleri, tren istasyonunun yanındaki sokakta, belediye otobüslerinin de durduğu küçük otogarda duruyor (Selanik Merkez Otogarı başka bir yerde).

Dönüş biletlerimiz için ödemeyi peşin yapmış ve açık bilet almış olmamıza rağmen otogardan ayrılmadan önce Pazar akşamı dönüş rezervasyonumuzu da yaptırmak gerekli! Gişenin açılış saatini beklerken gardaki pastaneden gelen kokulara kayıtsız kalamıyoruz. Yılın en uzun gününe Yunanistan’da yaygın bir pastane zinciri olan ve özellikle Paskalya çörekleri ile ünlü Terkenlis’de güzel bir kahvaltı ile başlıyoruz.

Selanik’de toplu taşıma:

Gardan, tek gece kalmak üzere rezervasyon yaptırdığımız otele (Antigonidon Caddesi üzerinde) kadar yaklaşık 20 dakika yürüyoruz. Yavaş yavaş uyanan şehirde meşhur Egnatia Caddesi üzerindeyiz. Henüz sakin olan cadde bana Aksaray-Laleli sokaklarında dolaşıyormuşum gibi hissettiriyor. Gel gör ki, Via Egnatia MÖ 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından inşa edilmiş ve Roma’nın iki başkentini birbirine bağlarmış. İstanbul’da Sultanahmet Meydanı‘nda başlar önce Balkanları geçer, Adriyatik’den ötede de Roma’ya erişirmiş. Diğer önemli Roma yolları gibi 6 metre genişliğinde planlanmış. Cadde belli ki akşamdan kalma; çöp kutuları dağılmış, sokaklarda çer çöpten geçilmiyor!

Selanik merkezi denize paralel birkaç caddesi ve dik kesen birkaç caddesi ile yürüme mesafesinde düşünülebilir. Toplu taşıma konusunda fazla çeşit yok. Belediye otobüsleri için günlük kart alarak paralel caddeler boyunca şehir dışına doğru da keşifler yapabilirsiniz. 24 saat geçerli kart 4 euro, tek yön 0,80 euro ve doksan dakika içinde tek aktarma 0,90 euro.

Bir de turistik mavi otobüs hattı var. Kültür turu rotası yapan N50 otobüs hattı için bilet ücreti 2 euro. Turistlerin yanı sıra Selaniklilerin de gün içinde tercih ettiği bu uzun hattın rotasını internet sayfasında görebilirsiniz.

Selanik Eptapirgiou Caddesi ve belediye otobüsü

Selanik Eptapirgiou Caddesi ve belediye otobüsü

Hafta sonu için Selanik çevresi gezi alternatifleri:

Cumartesi gününü şehir merkezinde geçirmeyi planlıyoruz. Yarın ise güneye, plajları ile ünlü Halkidiki yarımadalarına gidecek ve denize gireceğiz. Öğle saatinde otobüs ile doğuya, Kavala’ya gitme ve akşam da oradan otobüs ile İstanbul’a dönme niyetindeyiz.

Otele vardığımızda bu planın üzerinden geçiyoruz. Öğrendiğimiz kadarı ile otogardan Halkidiki’ye giden otobüsler varmış ve yolculuk (tek yön) yaklaşık 1,5 saat sürermiş. Kavala için de yolculuk yaklaşık 2 saat. Selaniklilerin denize girmek için tercih ettiği en yakın seçenek ise şehrin doğusunda, şehir merkezine yaklaşık 20 km mesafedeki Perea Kasabası sahili imiş. Kararsız kalıyoruz.

İlk günün sonunda, ikimizin de epey yoruluyoruz ve yeni bir yolculuk yapmak yerine Pazar gününü de şehirde geçirmeye ve akşam şehir merkezinden İstanbul’a dönmeye karar veriyoruz. Selanik’e sadece deniz için gelmek isterseniz İstanbul’dan Halkidiki sahillerine ve Thassos Adası’na tur düzenleyen firmalar da mevcut.

Selanik Beyaz Kule

Selanik Beyaz Kule

Atatürk’ün büyüdüğü ev: Selanik Atatürk’ün Evi Müzesi

Agiou Dimitriou Caddesi’nden dosdoğru yürüyerek Türkiye Konsolosluğu’na varıyoruz. Atatürk’ün müzeye çevrilmiş evi de aynı bahçede yer alıyor. Anlaşılan Türkiye’den gelen tur otobüslerinin de ilk durağı burası ve kapıda sıra var. Müze Pazartesi günü hariç saat 10-17 arasında ücretsiz olarak gezilebiliyor. Pazar günü daha sakin olabilir.

Görevli sokakta bekleyen kalabalığı küçük gruplar halinde içeriye alıyor. Bir süre bekledikten sonra sıra bize geliyor ve üç katlı küçücük evi geziyoruz. Odalardaki eşyalar tadilat nedeni kaldırılmış ve henüz yerleştirilmemiş. Hali hazırda sadece duvarlarda birkaç fotoğraf, Atatürk’ün hayatı ve yaşadığı şehirler ile ilgili kısa notlar asılı.

Ailesi ile bir süredir Balkan ülkelerini gezen ve İstanbul’a dönmeden önceki son durakta Selanik’e gelmiş bir hanım, Bitola (Makedonya-Manastır)’da gezerken bir o kadar yoğunlaşan duygularının bu evde karşılık bulamadığını üzülerek anlatıyor. Ben de aynı fikirdeyim. Hani okul sıralarında öğrendiğimiz ilk bilgidir: “M. Kemal Atatürk, 1881’de Selanik’de pembe boyalı bir evde doğmuştur”.  Şu anda siz tam da bu evdesinizdir ve Dünya tarihine mal olmuş bir liderin evi olarak tanıtılan müze, sadece dört duvardan ibaret görünüyor. Panorlarda ise Google araması ile de ulaşılabilen klişe bilgiler sunulmakta. Bence, bu hali ile Selanik’de görülmesi gereken yerler listesinde öncelikli değil.

Selanik Atatürk'ün Evi Müzesi'nde bir duvar panosu

Selanik Atatürk’ün Evi Müzesi’nde bir duvar panosu

Selanik Kalesi ve Ano Poli Mahallesi:

Atatürk’ün evini gördükten sonra surlara doğru, dar ve renkli sokaklarda bir sağa bir sola dolanarak tırmanmaya başlıyoruz. Kale kapısına kadar çıktığınızda göreceğiniz, beyaz binalarla sıralı sahil şeridinin ve masmavi denizin manzarası etkileyici. Güneşin iyice yükseldiği öğle saatinde daha fazla dolaşmıyor ve hemen kale girişindeki kafede mola veriyoruz. Balkondan denize karşı birer Yunan kahvesi içerek dinleniyoruz. Tabi ki bildik bir lezzet!

Selanik’de oturduğumuz tüm kafelerde ve restoranlarda masaya menüden önce soğuk su ve kurabiye geliyor. Ne güzel bir gelenek!

Bir şehri tanımak için çarşı pazar gezmeyi sevenlerden iseniz Selanik’de hafta sonu sizi tatmin etmeyebilir. Çoğu dükkan kapalı, kepenkler inik ve sokaklarda pek kimse yok. Öğle sıcağında, Ano Poli sokaklarında gezerken tek gördüğümüz kalabalık ahşap sandalyeli kahvelerde karşılıklı birer kadeh uzo yudumlayıp tavla oynayan amcalar oluyor. İki gün boyunca şehir merkezinde görebildiğimiz kadarı ile, hafta sonunda sadece pastaneler ve restoranlar çalışıyor desek yanlış olmaz! 

Kale surlarından Selanik manzarası

Kale surlarından Selanik manzarası

Rotunda:

Eski mahalle, Ano Poli sokaklarında daha fazla vakit geçirmek isterdim. Diğer yandan, henüz şehir merkezini görmemiş olmak da beni meraklandırıyor. Sokaklarda dolana dolana Rotunda’ya iniyoruz. Rotunda, kelime anlamı ile silindir şeklindeki kubbeli yapı anlamına geliyor ve günlük dilde ana binası, yanındaki minare kalıntısı ve bahçesindeki şadırvanı ile farklı dinlere ev sahipliği yapmış, yaşlı bir mabedi tarif etmek için de kullanılıyor.

Rotunda’nın MS 311’de Roma İmparatoru tarafından kendi kabri olarak veya baş tanrı Zeus’a adanmış bir tapınak olarak yaptırdığı rivayet ediliyor. Antik Roma yapısı, 5. yüzyılda eklenen apsis ile kilise formunu almış (Agios Georgios Kilisesi). Selanik’in Osmanlı yönetimine geçmesinden (2. Murat-1430) yüzyıl sonra 16. yüzyılda bir hoca burada bir zaviye kurmuş. Bir de minare ekleyerek mabeti camiye çevirmiş. 19. yüzyılda tadilat gören yapı Balkan Savaşı sonrasında tekrar kilise olarak kullanmış olsa da arkeolojik çalışmalar sonrasında müzeye çevrilmiş. Bugün ise tekrar tadilata alınmış ve terkedilmiş durumda.

Selanik Rotunda

Selanik Rotunda

Rotunda’nın bahçesinden çıkıp önündeki meydanda, iki kesişen caddenin ortasında bir geçit kalıntısı duruyor. Mermer üzerinde oldukça detaylı işlemelerin olduğu “Arch of Galerius” 4. asrın ilk yıllarına tarihleniyor.

Eski siyah-beyaz Selanik fotoğraflarında bu anıtın altından tramvay geçtiği görülüyor. Bugün ise çevresindeki yüksek blok binalar ve işlek caddeler arasında unutulmuş ve sadece zamana direnen bir görüntüsü var.

Selanik’de hediyelik eşya alışverişi:

Karşıya geçiyor ve denize doğru yürümeye devam ediyoruz.  Rotondo’dan Tsimiski Caddesi’ne doğru inerken bir tarafında tarihi eser kalıntıları olan cadde üzerindeki hediyelik eşya dükkanı bu yönde önerebileceğim tek adres. Magnet, bloknot gibi klasik anı eşyaları almak isteseniz meydanda veya caddelerde seyyar büfeler de görebilirsiniz. Hem kalite çok düşük hem de fiyatlar fahiş!

Lezzet odaklı bir şehirden dönüşte zeytin, peynir, zeytin yağı ve sabun, sakız ürünleri de alınabilir. Hafta sonu boyunca gördüğümüz tüm dükkanlar ve tezgahlar kapalı olduğu için hevesimizi sınır kapısındaki duty-free mağazasına saklıyoruz.

Aristotelous Meydanı, sıcak saatlerin de etkisi ile olmalı ki beklediğimden hareketsiz buluyorum. Meydanda fazla oyalanmadan yeniden Tsimiski Caddesi’ne çıkıyoruz. Neoklasik mimari binaların uzandığı şık alışveriş caddesi gün boyunca hareketli. Dondurma yiyor ve sokak müzisyenlerini dinliyoruz. Tsimiski Caddesi üzerinde Osmanlı dönemi mirası han binaları da görmek mümkün. 

Önceki geceden uykusuz ve öğle güneşi altında iyice yorgun düşünüyoruz. Otele dönüp bir kaç saat dinlendikten sonra gün batımı fotoğrafı çekmek üzere Şemsiyeler Heykeli’ne gideceğiz.

Selanik şemsiyeleri: Umbrellas Zongopoulos

Beyaz Kule’den daha ileride sahil parkı üzerinde yer alan “Umbrellas Zongopoulos” heykeline kadar taksi ile gidiyoruz. Yaklaşık 3,5 km için taksi ücreti 3,70 euro tutuyor. Otel görevlisinden taksi çağırmasını istemiş olduğumuz için 2 euro daha ilave ödememiz gerekiyor. Genellikle her blok köşesinde boş taksilerin cadde boyunca sıralandığı duraklar var ve eğer bu duraklardan binerseniz taksimetreye ilaveten taksi çağırma ücreti ödemeniz gerekmiyor. Otele yakın, Egnatia Caddesi’nin köşesindeki duraktan iki kez taksiye bindik ve iki şoför de yer-yön anlaşacak kadar İngilizce biliyor idi. Herhangi bir aksilik yaşamadık.

Bir çok metal şemsiyenin havada asılı kaldığı bu heykel, Selanik şehrinin 1997’de Avrupa Kültür Başkenti olması anısına tasarlanmış.

Selanik'in şemsiyeleri: Umbrellas Zongopoulos

Selanik’in şemsiyeleri: Umbrellas Zongopoulos

Nikis Caddesi ve Selanik Onur Yürüyüşü:

Sahilde pek şanslı değiliz. Nemli bir günün sonunda güneş bulutların arkasında saklanıyor ve akşam kızıllığını göremiyoruz. Akşam serinliğinde sahile inmiş Selanikliler ile park gittikçe kalabalıklaşmaya başlıyor. Akşam yemeği için kafe ve tavernaları ile ünlü Ladadika bölgesine gideceğiz.

Sahil yolu olan Nikis Caddesi de günün bu en güzel saatlerinde hayli kalabalık. Kafelerde ve restoranlarda boş masa bekleyen kalabalıklar kaldırımda bekliyor. Derken önce davul seslerini duyuyor ardından gökkuşağının her renginden insan seli ile karşılaşıyoruz. Selanik Onur Yürüyüşü’ne denk gelmişiz. Kalabalıkta kaybolmayalım biz de kenara çekilip seyrediyoruz. Ortada herhangi bir hengame, taşkınlık veya güç gösterisi yok. Sonrasında, haberlerde Selanik Belediye Başkanı’nın bir röportajına rastlıyorum. 1942 doğumlu başkan Yiannis Boutaris de, “hem sekste, hem de dinde çeşitliliği ve seçme özgürlüğünü destekliyoruz” diyerek bu yürüyüşte yer almış.

Gittikçe artan kalabalığı arkamızda bırakıp Lapadika’ya varıyoruz. Işıl ışıl iki küçük meydana yayılmış sofralardan kahkahalar, yemek kokuları ve aşina olduğumuz melodilerin Yunanca sözleri yükseliyor. Palati isimli bir tavernada oturuyoruz. Güzel bir yemek öncesi iştahı açmak için yunan salatası başarılı, kılıç balığı doyurucu. Kalamar sipariş ettiğimizde bir kaç değil tüp olarak tamamını getirmeleri ile soframız hayli zengin. Önerilir!

Selanik Hagios Demetrios Kilisesi:

Sabah kahvaltısının ardından Pazar ayinini izlemek için Hagios Demetrios Kilisesi’ne gidiyoruz. Selanik’in koruyucu azizine adanmış. Kilisenin ilk inşası 4. yüzyıl başında Roma hamamı kalıntıları üzerine başlamış ve bugün merdivenle alt katlarına inildiğinde zamanında zindan olarak da kullanılmış odalarda bu kalıntılar da görülebilirmiş. Kalabalıkta bir rehber veya bahsedilen kapıyı bulamadığımız için göremedik. Mozaikleri ile ünlü kilise, Osmanlı’nın hakimiyet süresince, 400 yıl boyunca cami olarak kullanılmış ve 1917’deki büyük yangında oldukça zarar görmüş.

Kilise mimarisinde, All Saints Moda Kilisesi’nin önderi Turgay bey’in bahsettiği tüm detayları gözlemlemek mümkün.

Selanik Hagios Demetrios Kilisesi

Selanik Hagios Demetrios Kilisesi – Pazar ayini sonrasında cemaate kutsal ekmek dağıtılıyor

Düne göre daha da sessizleşmiş sokaklardan geçiyor ve sahile doğru yürüyoruz. Kahve zinciri Mikel’de, deniz manzarasına karşı bir kahve molası iyi geliyor. Masalar arasında dolaşan ve loto kuponu satan amcalar var!

Selanik Ayasofya Kilisesi:

Meydanın sol tarafında kalan, küçük dükkanların ve restoranların olduğu sokaklar (Papamarkou bölgesi) bizi Ayasofya Kilisesi’nin önüne kadar götürüyor. İstanbul Ayasofya’sını örnek alarak tekrar tasarlandığı anlatılan kilisenin kuruluş tarihi 3. yüzyıla dayandırılıyor. Defalarca yanmış veya yıkılmış. Latin istilası ve Osmanlı egemenliği dönemlerinde farklı inançlara da ev sahipliği yapmış. Bugün dışarısındaki demir parmaklıklar kapalı olduğu için içerisini göremiyoruz.

Yunanistan’ın Selanik şehrindeki tüm Eski Hristiyan ve Bizans Anıtları, 1988 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası listesine dahil edilmiş.

Selanik Ladadika Meydanı

Selanik Ladadika Meydanı

Ladadika sokakları:

Ladadika’nın renkli sokaklarını gün ışığında da görmek gerek. Esnaf sıcakkanlı, karşı kaldırımda bile olsanız her an bir garson yanınıza gelip sizi restorana davet edebilir.

Buradaki tek veya iki katlı, önlü arkalı sokaklara açılan çift taraflı, yanmaz tuğladan örülmüş sıra sıra dükkanlar bana Tahtakale’deki dükkanlarını hatırlatıyor.

Sokaklarda dolaşıp tekrar iskeleye dönerken bir panodaki siyah beyaz fotoğraflar ve okuduğumuz tarihi bilgiler ilgimizi çekiyor. Ladadika bölgesi, tarihin deniz yolu ile yazıldığı yıllarda Selanik için önemli bir liman ve ticaret merkezi imiş.

Ladadika Limanı dört asır boyunca şehrin zeytin ve zeytinyağı ticaretini yaptığı toptancı limanı olarak kullanılmış. 4. yüzyılda inşa edilmiş sokaklar, Osmanlı döneminde “iştira” olarak adlandırılmış. Tarihi İstanbul sokakları gibi, defalarca yangın atlatan ve tekrar tekrar kurulmuş bu sokaklar son olarak 1856 yangınından sonra inşa edilmiş. 

Şehirde 1917’deki yangınından etkilenmemiş tek bölge olan Ladadika bölgesi, 1985’de tarihi bölge statüsü kazanmış. Çağdaş mimarlar tarafında tekrar tasarlanmış yapılar günümüzde turizm sektörüne hizmet veriyor, restoranlara ve tavernalara ev sahipliği yapıyor.

Ladedika'da Selanik yemekleri: Greek salad | Kılıç balığı | Mikel'de kahve keyfi

Ladedika’da Selanik yemekleri: Greek salad | Kılıç balığı | Mikel’de kahve keyfi

Beyaz Kule:

Beyaz Kule’nin giriş ücreti 3 euro. Kulenin içindeki geniş rampalardan altı katı da kolayca tırmanıyor ve her katta açılmış küçük sergi salonlarını geziyoruz. Helenistik dönem, Roma dönemi ve Osmanlı dönemi gösteren bu küçük müzedeki dipnotlarda sadece Yunanca açıklamalar var. Hal böyle olunca müzeden pek bir şey öğrenemiyor, binlerce yıl geçmişe uzanan bir tarihin gravürlerine, fotoğraflarına bakıp bakıp geçiyoruz.

Beyaz Kule’yi geçtikten sonra, batıya, fuar alanına doğru çıkarken tek bilet ile gezebileceğiniz iki tane daha müze var: Bizans Kültürü Müzesi ve Selanik Arkeoloji Müzesi.

Beyaz Kule'den kordon boyu manzarası (Nikis Caddesi )

Beyaz Kule’den kordon boyu manzarası (Nikis Caddesi )

Yerel bir Selanik tatlısı: Galaktoboureko

Herkesin ağız tadı farklı olsa da Selanik’de İstanbul’dan eksik kalır bir lezzet bulmak zor. Örneğin tatlıcılarda her tür kadayıfı ve baklavayı bulabilirsiniz. Kokoreççi veya simitçi ararsanız, onlar da var. Hatta seyyar simit, pamuk şeker, kızarmış mısır ve çerez tezgâhlarının sahil boyunca yan yana sıralanmış!

Selanik mutfağı deniz ürünleri, bol kepçe dondurmaları ve özellikle arayıp bulduğumuz Venizelou Caddesi, 54 numaradaki Nikiforou Pastanesi’nin efsane tatlısı ile oldukça başarılı! “Galaktoboureko” isimli yerel tatlı özellikle Doğu Karadeniz sofralarından aşina olduğumuz laz böreği ile çok benzer. Küçücük ve iki tezgâhın ancak sığdığı bu tarihi pastanede oturacak masa yok ve sadece paket servis yapıyor.

Damak tatlarının ve yerel tariflerin genetik yatkınlıkla da alakalı olduğunu düşünüyorum! 

Selanik’den İstanbul’a otobüs ile dönüş yolculuğu:

Birer dilim galaktoboureko yedikten sonra yüklendiğimiz enerji ile çabucak otele dönüyor ve taksi ile garda bizi bekleyen İstanbul otobüsüne yetişiyoruz. Hareket saat 21’de. Bu sefer araç İstanbul plakalı ve şoförü de Türk. Gelirken olduğu gibi dönüşte de İstanbullu sadece biz varız. Ard arda hareket eden iki otobüsteki diğer yolcular ise dünyayı gezen Brezilyalı bir çift, Kavala’dan aramıza katılan Güney Çinli bir gezgin ve İskece’den yaz okulu için İstanbul’a gelen iki otobüs dolusu ilkokul-lise öğrencisi. Gümlük muamelelerinin tamamlanması yaklaşık iki saat sürüyor. Bu sürede biz de Yunan tarafındaki duty-free dükkanında alışveriş yapıyoruz.

Doya doya iki gün keyfini çıkardığım Selanik yolculuğum sabahın erken saatlerinde önce Esenler Otogarı’nda sonlanıyor. Tüm bu yorgunluğa rağmen, Pazartesi sabahı ofis kahvaltısına yetişen Kavala kurabiyelerinin keyfi ise paha biçilemez.

21-22.06.2014