İstanbul’un tüm günlük karmaşası Kadıköy Çarşı’nın sahile paralel sokaklarında sona erer. Artık istikamet sahilde bir yürüyüş, yaz gecesi dondurması, Adalar manzarasına karşı demli bir bardak çay veya uzun uzadiye hafta sonu kahvaltılarıdır. İster nostaljik tramvayın tek vagonu ile ister tabana kuvvet olsun, yol sizi denize paralel rengarenk kaldırım taşları üzerinden Marmara Denizi’ne ulaştırır. Kitapçılar, müzisyenler, retro dükkanlar, küçük esnaf dükkânları arasından geçersiniz. Yolun sonunda, Moda semtine vardığınızda içinizi bir huzur kaplar.

Moda semtinin tarihi

19. yüzyıl sonlarından itibaren Moda çevresinde açılan Moda Deniz Kulübü, Lozan Kulübü, restoranlar, çay bahçeleri ve meyhaneler semtte gelişen sosyal hayatın da can damarları olmuş.

Kadıköy’ün tarih perdesinde önceliğini yitirdiği yıllarda önemli bir yerleşmeye sahne olmamış, 1870’li yıllara (Abdülaziz ve 2. Abdülhamit dönemleri, Meşrutiyetin ilanı, yeni anayasa) kadar ıssız kalmış. 20. yüzyıl başında ağırlıklı olarak Levantenlerin, İngiliz ve Fransız vatandaşların Moda semtinde yaşamaya başlaması ile birlikte bölge olarak değerlenmiş. Bahçeli köşkler, sıra evleri ve apartmanlar ile yepyeni bir peyzaja kavuşmuş ve estetik bir tarz yakalamış. Bu oluşum sürecinde Mimar Pappa’nın da etkin rolü de es geçilemez. Zira inşa ettiği yapılar, Moda’nın günümüze kadar ulaşabilen sayılı tarihi konut örnekleri arasında sayılır.

Barış Manço'nun müze evindenin salonunda, bizi balmumu heykeli karşılıyor

Barış Manço’nun müze evindenin salonunda, bizi balmumu heykeli karşılıyor

Moda Caddesi ve Sarıca Köşkü

Moda Caddesi boyunca dondurmacılar, waffle’cılar, 3. nesil kahve dükkanları yan yana sıralanmış.  Yaz akşamlarında, dondurmacı Ali Usta’nın kapıdaki kuyruk uzayıp gidiyor. Çeşit çeşit dondurmalardan doldurduğunuz külahınızı alıp Moda sahilinde aheste aheste dolaşmak adettendir. Bu Pazar günü İstanbul Gezginleri ile Moda sokaklarını arşınlıyoruz.

Gözünüzü dondurma tezgâhından ayırıp da sokağın karşısına baktığınızda, yüksek taş duvarın arkasındaki geniş bir bahçede yükselen 1903 tarihli kocaman bir taş konak görürsünüz. Sarıca Köşkü de az önce bahsettiğim Mimar C. P. Pappa’nın eserlerinden birisi!

Alt katlarındaki virane görüntüsüne karşın, hayatın devam ettiği köşkün alt katları kiralık ve çatı katında da sahibesi Ayşegül hanım’ın çalışma odası bulunuyor. Devlet sanatçısı seçilmiş, dünyaca ünlü piyanist Ayşegül Sarıca (1935), köşkün ilk sahibi Sarıca Arif Paşa’nın torunu.

Sarıca Arif Paşa, asker kökenli bir aileden, Rumeli Hisarı’ndaki kulelerden birini de yaptırmış olan Sarıca Paşa’nın soyundan geliyor. 2. Abdülhamit zamanında Yıldız Sarayı’nda saray doktoru imiş.

Sarıcazadeler, zamanında Levantenlerin tercih ettiği, daha ziyade İngiliz ve Fransızların yaşadığı Moda’ya yerleşen ilk Türk ailelerden birisi oluyor. Neoklasik tarzdaki yapının Osmanlı mimarı Rum Ortodoks cemaatinden. Mimar, aynı zamanda Arif Paşa’nın aile dostu ve Paşa adına Çukurcuma’da ve Elmadağ’da da köşkler tasarlıyor.

Bodrum, zemin, üç normal kat ve çatı katından oluşan köşk, gerek boyutlarıyla gerek tanımladığı yaşam biçimiyle yüzyıl başında yabancıların çoğunlukta olduğu bir yerleşim bölgesinde, yepyeni bir imajın altını çizmektedir. Bir blogda okuduğuma göre, plan şeması çağdaşları gibi orta sofalı tipte iken dış cephesi batı çizgisindedir. Bir apartman yapısı gibi çok sayıda ailenin birbirinden bağımsız birimlerde yaşayabileceği şekilde tasarlanmış.

Barış Manço’nun müze evi

1900’de Yusuf Kamil Paşa sokağında, çocukluğumuzun her Pazar sabahında 7’den 77’ye misafir olduğumuz evi ziyaret ediyoruz. Mimarı değişmiyor: Mimar C. P. Pappa.

Barış Manço'nun bugün müze olan evi

Barış Manço’nun bugün müze olan evi

İngiliz Dowson ailesinin, hem baba hem de oğul için yaptırdığı ikiz köşk bodrum ve çatı katı ile beraber dörder katlı. İki yapıdan oğula ait olanı 1967 yılında yıkılarak yerine bir apartman yaptırılmıştır. Günümüze ulaşan diğer köşkü ise 1984’de Manço ailesi satın almış ve restore ederek ikametgah olarak kullanmış.

Bugün Kadıköy Belediyesi tarafından müze olarak ziyarete açılmış ev, Pazartesi günleri hariç saat 09:00-17:00 arasında gezebilirsiniz. Bilet fiyatı 3-5 TL.

Tüm ’80 çocuklarının hafızasında, mutlu anılarında payı olan “Barış abi”nin müze evinde gezerken epey eğleniyorum. Kapıdan adım atar atmaz kulağıma çalınan, elbet aşina olduğum melodileri  mırıldanarak salona döndüğüm anda piyanosunun başında bekleyen Barış Manço ile karşılaşıyorum! Barış Manço’nun balmumu heykeli oldukça başarılı. Aynı zamanda antika değeri de olan günlük eşyaların arasında dolaşıyoruz. Manço’nun öldüğü gece eve döndüğünde yemek masanın üzerine bıraktığı araba anahtarı, not defteri, diğer bir masada kahve fincanı gibi detaylar içimi buruyor. Anne, baba ve iki çocuktan oluşan bir çekirdek ailenin babası ölmüş olsa da yaşıtım olan çocuklar halen hayatta ve biz onların çatı katındaki yatak odalarında, oyuncakları arasında dolaşıyoruz. Alt katta, yazlık ve kışlık bahçe olarak dekore edilmiş kafetaryadaki “adam olacak çocuk” panolarında boy boy fotoğraflar çektiriyoruz. Ne de olsa daha yenecek kırk fırın ekmek var!

Barış Manço’nun sahnede ve özel hayatında kullandığı kıyafetleri, aksesuarları, plakları, koleksiyonları; seyahat ettiği ve bizlere de anlattığı ülkelerden getirdiği anıları; Japon halkı ile tanışmamıza vesile olmuş turnesinden hediyeler evin farklı katlarında sergileniyor.

Barış Manço'nun mendil koleksiyonu

Barış Manço’nun mendil koleksiyonu

All Saints Moda Presbiteryan Kilisesi

Barış Manço’nun evinin karşısında bir İngiliz yapısı daha var. İngiliz Anglikan Kilisesi Kırım Savaşı’ndan sonra verilen imtiyazlara istinaden Moda’da yaşayan yoğun İngiliz nüfusun ibadet etmesi için iki aile tarafından kurulmuş. 1970 başında çoğu aile başka ülkere göçtükçe kilise binası da kaderine terkedilmiş. Zarar ve yağma görmüş. Çanı kaybolmuş ve duvarlarında, vitraylarında da dökülmeler var.

Presbiteryen, psikoposluğu reddeden ve ihtiyar heyeti tarafından yönetilen Protestan kiliselerine verilen genel bir isim. Presbiteryenlik, Hristiyan mezhepleri arasında “insanlar arasında farklılık göstermeyen ve laikliği gözeten” mezhep olarak ayrışıyor ve esasen Protestanlık mezhebine dayanıyor. Kilisesi, dünyanın pek çok şehrinde olduğu gibi Moda’da da “All Saints” ismini kullanıyor. Kilisenin önderi Pastör Turgay Üçal ile uzun uzun sohbet ediyoruz. Bize kendi kilisesinin özelliklerini ve İstanbul’da bulunan Hristiyan mezheplerini ve mimari olarak mabetleri farklılaştıran temel özelliklerden bahsediyor.

Turgay beyin anlattığına göre, Türkiye’de toplam Hristiyan nüfus yaklaşık yüz bin ve Protestanlar ise dört bin kişi imiş.

All Saints Moda Presbiteryan Kilisesi cemaatinin etnik nüfusu, farklı dinlerden insanların evliliği vesilesiyle oldukça çeşitlenmiş. Cemaatin çoğunluğu Türk olduğu için tüm ibadetler, sanat müziği makamlarında söylenen ilahiler ve dualar Türkçe yapılıyor.

Protestan kiliselerinde ruhban sınıfı bulunmuyor. Genellikle akademisyen olan din adamları bir öğretmen edası ile kiliseyi yönetmek üzere kilisenin ihtiyar heyeti tarafından görevlendiriliyor. İhtiyar heyeti üç senede bir değişiyor ve cemaatteki herkese katılım şansı veriyor. Din ve devlet işlerinin ayrı tutulmasını savunan Protestan Kiliseleri kendi bütçelerini de kendi cemaatleri arasında karşılıyor.  Cemaat yok ise kilise inşa edilmiyor, terkedilen bir kilise binası başka amaçlarla kullanılabiliyor veya satılabiliyor. Pastör seçilen yöneticinin maaşı da kilise cemaati arasında toplanıyor. “Protestanlar için mabet gönüldür” diye yorumlayan Pastör, halkın bulunduğu her yerde bir araya gelinebileceğinden ve mimari bir ibadethane tarzının şart olmadığından bahsediyor. Yerel yönetim ile  ve geleneklerle uyumlu davranış tarzını destekliyorlar.

Belçika Kraliyet ailesi tarafından 1992'de şövalye ilan edilmiş Manço, evinin alt katındaki bir odayı da orijinal mimarisine göre restore ettirmiş ve şövalye eşyaları ile dekore etmiş

Belçika Kraliyet ailesi tarafından 1992’de şövalye ilan edilmiş Manço, evinin alt katındaki bir odayı da orijinal mimarisine göre restore ettirmiş ve şövalye eşyaları ile dekore etmiş

Kilise mimarisi

Turgay bey Arap edebiyatı ve teoloji (ilahiyat, din bilimi) alanlarında akademik seviyede çalışmalar yapıyor. Kilise mimarisinin tarihi gelişimi üzerine de sohbet ediyoruz.

  • Masa, kiliselerde ve genel olarak tüm ibadethanelerde önemli bir figür. Yeryüzündeki ilk tapınakta da yer alan masanın üzerindeki ekmek paydaşlığı, mum ise ışığı temsil eder.
  • Masa ortada ise Kilise bir “ayin kilisesi” yani Roman Katolik inanca sahip diyebiliriz. Eğer kürsü ortada ise bu Kilise bir “kelam kilisesi”dir yani sistem değil, söylem önem kazanmıştır.
  • Geçmişten günümüze uzanan diğer bir ortak simge ise üç avlulu yapı. Pagan döneminde iç avluya sadece kâhinler girebilir, sinegog mimarisinde ise sadece Yahudiler girebilir. Büyük cami mimarilerinde de görülen bu düzen iç avlu, son cemaat avlusu ve dış avlu olarak örneklenebilir.
  • Ortodoks Kiliseleri, eski usul mabet mimarisine sahip. Bu mezhepte, ruhbanlık en üst düzeyde ve ayin sırasında onların bulunduğu yer daha üst basamakta ve etrafı perde ile kapalı. Ruhbanlar halk ile ayrışıyor.
  • Ağaca, türbeye bez parçası bağlamak nasıl ki Şaman atalarımızdan günümüze ulaşmış ise özellikle Ortodokslar için kutsal olan İkonalar, “sevdiğinin yanında görünmesi” olarak tasvir edilse de eski putperest geleneklerin günümüze bir yansıması.
  • Eski çağlarda okuma yazma oranı çok düşük olduğu için halkın İncil’i kolay anlayabilmesi için kilise duvarlarında resmedilmiş ancak zaman içinde resimler veya heykeller nerede ise tapınma noktasına kadar gelmiş. Kilise duvarlarındaki freskler için gördüğüm en güzel örnekleri, İstanbul Edirnekapı’daki Kariye Müzesi, Trabzon’daki Sümela Manastırı ve Kiev’deki Aziz Michael Katedrali olarak sayabilirim.
  • Katoliklik kiliselerde “ikona” simgesi heykel olarak yorumlanmış ve Katolik Kiliseler çok daha görkemli, süslü mimarileri ile dikkat çekiyorlar. Prag Kalesi içinde yer alan Aziz Vitus Katedrali veya Vatikan’daki Aziz Petrus Bazilikası veya Floransa’daki Santa Maria del Fiore Bazilikası ve hatta İstiklal Caddesi üzerindeki Latin istilası döneminde inşa edilmiş Aziz Antuan Kilisesi örnek olarak sayılabilir.
  • Cemaatin oturma düzeninde de bazı farklar var. İstanbul’da gördüğüm Rum Ortodoks Kiliselerinde, görece olarak kubbenin etrafında dönecek şekilde duvara göre hizalanmış tek tek ahşap sandalyelerde otururken Katolik Kiliselerinde ve Moda’daki Protestan All Saints Kilisesi’nde okul sırası gibi banklara oturuluyor. Birkaç kişinin yan yana oturabileceği sıralar ve önlerinde dar masaları var. Avrupa’da gördüğüm diğer Katolik Kiliselerde veya Ukrayna‘da gördüğüm Ortodoks Kiliselerinde de benzer şekilde sıralar vardı.

Pencere mozaiklerinde veya fresklerin üzerinde gördüğümüz iki sembolün anlamını da Turgay bey’e soruyoruz.

Yirmi dört harfli eski Yunan alfabesinde, Alpha ilk, Omega (Ω ω) ise son harfi ve  evrenin başlangıcı ile sonunu; Tanrı’nın ebedi olduğunu, başı veya sonu olmadığını sembolize ediyor (İlk rakam 1 ve son rakam 9’un bir araya geldiği 19 rakamı için de benzer bir söylem var).

Moda İskelesi

Moda İskelesi (1917) de Haydarpaşa İskelesi gibi ünlü Türk mimar Vedat Tek’in eseri. Fırtınalar atlatmış ve devir-teslimler yaşamış tarihi iskele son vapurunu 1986’da uğurlamış. Bir süre terkedildikten sonra restore edilmiş ve bugün belediye iştiraki tarafından cafe ve restoran olarak işletiliyor.

Kadıköy Moda İskelesi

Kadıköy Moda İskelesi

09.03.2014