On gün olarak planladığım sırt çantalı İtalya seyahatimin son günlerinde tren ile Bologna’dan Venedik şehrine geliyorum. Büyük Kanal’a açılan Venedik Garı binasının merdivenlerinden inerken Bologna’ya kıyasla ne kadar farklı bir şehre gelmiş olduğunu düşünüyorum. 

Venedik’de konakladığım otel hakkında, acemi şansımın da yardımı ile yine bir son dakika fırsatı yakalamış olduğumu düşünüyorum. Turistik ada üzerinde yer alan otel hem toplu taşımaya ve San Marco Meydanı’na yürüme mesafesinde yer alıyor. Otelin kayıt masasındaki görevliye kredi kartımı uzatırken önceki gün yaşadığım kredi kartı arızasının üstesinde gelmiş olmanın gururu ile gülümsüyorum. 

4 Temmuz 2011, Pazartesi akşamı

Bugün yaklaşık dört saat aynı bölgede, elimde harita ile dolaştım ve kayboldum. Haritada oldukça yakın görünmesine rağmen hiç bir turistik merkeze gidemedim. Burada herhangi bir sokak veya sokak tabelası yok, sadece kanallar, köprüler, çıkmaz kanallar, daracık aralıklar, köprüler ve yine kanallar var! 

Venedik, aralarından 150 kanal geçen 118 ada üzerine kurulmuş ve bu adalar 445 köprü ile birbirine bağlanıyor. Araç trafiği söz konusu değil, bisiklet, kaykay veya paten kullanmak yasaklanmış. Bu kadar önleme rağmen görünmez kazalardan da yaşanmıyor değil! Özellikle marketler ve restoranlar arasında taşımacılıkta kullanılan el arabalarına dikkat etmek gerek!

Belirli yerlerde iki farklı ok görüyorum. “Alla Ferrovia” veya “Per Piazzale Roma” okları adanın dışına doğru garı ve otogarı gösteriyor. “Per Rialto” veya “Per San Marco” okları ise büyük kanal üzerindeki tarihi Rialto Köprüsü’nü veya Bazilika’yı işaret ediyor. Her iki tarafı da boyanmış veya yönü çevrilmiş oklar da var. En doğrusu kalabalık turist gruplarını takip etmek olacak. Alternatif yollarda ya bir kanal ya da bir evin kapısı ile sonlanıyor.

Akşam saatlerine doğru sivrisinekler artıyor. Yatmadan önce bir tane alerji hapı içeceğim. Gün aşırı şehir değiştirmek, her şehirde yeniden başlamak ve kısa sürede iklim değişkenliği (sıcak, yağmurlu, serin, kurak ve tekrar nemli) beni yormaya başladı. 

Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği vitrinlerde sergilenen Murano camları çok güzel, hayran kaldım. Fırsat olur, Morano Adası’na değil ama Burano Adası’na gidip rengarenk balıkçı evlerini fotoğraflamak istiyorum.

117 adacık arasından s çizerek geçen büyük kanal

117 adacık arasından S çizerek geçen Büyük Kanal

5 Temmuz 2011, Salı sabahı

Zeytin tarımı ile ünlü bir ülkedeyim ama buralarda zeytini bizim gibi kahvaltıda değil ana öğünler ile birlikte veya salata ile yiyorlar.

Sabah 7’de uyandım ve sağanak yağmur vardı. Gök gürültüsünü de duyunca bütün günün yağmurlu geçeceğini düşündüm. Kahvaltının ardından odada biraz oyalandım ve saat dokuza doğru yağmur durdu. Bulutlar dağıldı ve güneş açtı. Sokaktaki günlük telaşenin sesi geliyor. Kuş sesleri duyuluyor.

Saat dokuza geliyor ve geceden bu yana yağan yağmur azalmaya başladı. Sokaktaki sesler ve hareketlilik artmaya başladı. Kuş sesleri de geliyor. Halbuki, sabah 7’de uyandığımda sağanak yağmur vardı ve gök gürültülerini duyunca bütün gün süreceğini sanıp üzülmüştüm.

Venedik coğrafyası

Tarihi şehir bir lagün (deniz kulağı) üzerinde kurulu. Milattan önceki yüzyıllarda Alp Dağları’ndan doğan nehirler Adriyatik Denizi’ne doğru yol alırken önlerine kattıkları çalı çırpı, ağaç kütükleri ve balçıkları bu bölgeye (lagün) taşımışlar ve küçük adacıkların oluşmasına yol açmışlar. Deniz kıyısında biriken alüvyonlu toprak hırçın dalgalar ile direnç kazanmış ve asırlardır varlığını sürdürmüş.

Bir zamanlar Alplerin eteğinde yaşamış insanlar gerek avlanmak gerekse vahşi hayvanlardan kaçmak için bu bölgeye inmiş. 5. yüzyılda, tüm Avrupa Hun İmparatoru Atilla’nın korkusunu yaşarken, Alplerden gelen bu insanlar lagün bölgesini ağaçlandırmış ve burada ev yapmaya başlamış. Geçimlerini tuz ticareti ile sürdürmüş ve balıkçılığa yönelmişler. Venedik Limanı, 10. yüzyıl itibari ile Akdeniz ticaretine yön vermiş önemli bir merkez halini almış.

Venedik lagünü ve üzerinde yer alan tüm yapılar ve kanallar Unesco Dünya Kültür Mirası olarak korunmakta.

Günümüze, Venedik lagününün ortasından geçen 4 km uzunluğundaki Büyük Kanal şehri “sestieri” olarak ifade edilen altı mahalleye ayırıyor. Bir yakada Castello, Cannaregio ve şehrin en eski mahallesi olan San Marco, diğer yakada ise Dorsoduro, Santa Croce ve San Polo mahalleleri kalıyor.

Mahalleleri birbirinden ayıran Büyük Kanal üzerinde 4 köprü ve kıyısında 200’den fazla saray inşa edilmiş. Bu saraylarda gotik, rönesans, barok stili ve Bizans mimarisi izleri görülüyor.

Çan kulesinden San Marco bazilikası ve Venedik çatıları

Çan kulesinden San Marco Bazilikası ve Venedik manzarası

Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) ve Ahlar Köprüsü

Venedik Sarayları içinde ne meşhuru olan saray 9. yüzyılda, Bizans tarzı bir şato olarak inşa edilmiş. Zaman içinde, yoğun nemin ve yangınların yol açtığı tahribat neticesinde büyük bölümü gotik tarzda restore edilmiş. 19. yüzyıla kadar Venedik Cumhuriyeti’nin idari merkezi olmuş, düklere ev sahipliği yapmış ve dönemin en gösterişli sarayları arasında sayılmış. Günümüzde müze olarak ziyaretçilere hizmet vemekte.

Dükler Sarayı ile Yeni Hapishane arasında kapalı olarak inşa edilmiş Ahlar Köprüsü (Son Nefes Köprüsü, Bridge of Sighs, Ponte dei Sospiri) ismini, buradan geçerek cezaevine giden mahkumların Venedik’e son kez bakmasından almış. Bu köprü sorgu odaları ile hapishaneyi birbirine bağlarmış ve köprüden yalnızca azılı ve idama mahkum suçlular geçirilirmiş. Venedik Hapishane’sine mahkum olan kimse kaçamazmış. Zira, hava çok nemli olduğu için buraya gelen mahkumlar kısa süre sonra hastalanarak ölürmüş.

Rivayete göre sadece bir mahkum, ünlü Kazanova, bir dük eşini kendisine aşık etmiş ve onun yardımı ile hapishaneden kaçabilmiş. Bu olaydan sonra bina bir daha hapishane olarak kullanılmamış. Bugün ise müze kapsamında ziyaret edilebiliyor. 

Ahlar Köprüsü’nün namı sınırları aşmış. Cambridge şehrindeki St John’s College’da, öğrenci yatakhaneleri ile akademisyenlerin ofisleri arasında geçen nehir üzerindeki kapalı köprü de, öğrenciler arasında bu şekilde anılırmış.

Venedik kanalları

Venedik kanalları

San Marco Meydanı ve ünlü kafeler

Napoleon’un San Marco Meydanı hakkında “dünyanın en güzel dans pistidir ve sadece mavi gökyüzü onun çatısı olmaya layıktır” dediği anlatılır.

Meydanın tarihi 9. yüzyıla kadar gidiyor. Başlangıçta pazar yeri olarak tasarlanmış ancak şehri temiz tutmak amacı ile 1536’da kapatılmış. Günümüzde, çevresi 6-17. yüzyıl dönemi heykeller ile süslenmiş olan turistik meydan, gün boyunca bol güvercinli ve hareketli.

Gün batımından sonra ise çevresindeki şık restoranlardan meydana taşmış masalar ve müzisyenlerin canlı performansları ile oldukça romantik bir ortama dönüşüyor. Şehrin en turistik iki restoranı da yine bu meydanda yer alıyor.

Caffe Quadri, saat kulesinin (Torre dell’Orologi) hemen altında ve meydanın bir kanadı boyunca uzanan Procuratie Vecchie binasında yer alıyor. Bu bina, altı Venedik mahallesinin idaresinden sorumlu, resmi görevlilerin konutu olarak inşa edilmiş. Tarihi restoran, 19. yüzyılda Avusturya işgali sırasında Avusturyalıların da uğrak yeri olmuş.

Çan Kulesi’nin arkasında, meydanın iskeleye doğru uzanan tarafında uzanan Procuratie Nuove binasında yer alıyor. 16-17. yüzyılda inşa edilmiş bina, Napoleon tarafından Kraliyet Sarayı olarak kullanılmış.

1720 senesinden bu yana açık olan “Caffe Florian” için dünyada aralıksız işleyen en eski kafe olduğu söyleniyor.

San Marco Bazilikası

San Marco Meydanı’ndaki çan kulesi (Campanile) 12. yüzyılda deniz feneri olarak açılmış. 20. yüzyıl başında çökmüş ve 1912’de aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş. Günümüzde ise kapısı şehri seyretmek isteyen turistler tarafından aşındırılıyor. Şehrin en yüksek yapısı olan kulenin yüksekliği yaklaşık 100 metre ve standart olarak asansör ile çıkılıyor.

San Marco Bazilikası’nın girişi ücretsiz ancak kapısında yine uzun bir sıra var. Yaklaşık yarım saat sonra sıra bana gelmiş olmasına rağmen günlük eşyalarımı taşıdığım sırt çantam gözlerine büyük görünüyor. Önce emanatçi sırasına girip çantamı emanete bırakmam için beni sıradan çıkarıyorlar. Halbuki benim kamera çantamdan daha geniş el çantalarını içeri kabul ettikleri de oluyor. Vazgeçiyorum!

Aynı kurallar Floransa Katedrali’nde veya Uffizi Sanat Galerisi gibi dünyaca ünlü ve oldukça değerli, orijinal eserlerin sergilendiği bir galeri girişinde de geçerli idi. Görevliler çantamı kontrol etmiş ve içeride fotoğraf çekimi yasak olmak ile birlikte kameramı yanımda taşıma talebimi makul karşılamışlardı. Venedik rastladığım görevlilerin uzlaşmasız ve kaba tutumlarına anlam veremiyorum.

11. yüzyıla tarihlenen Bazilika’nın en önemli zenginliği altın süslemeleri imiş. Bazilika’nın giriş kapısının üzerinde, meşhur 4 Atlı Heykeli’nin (Quadriga) bir kopyasını görmek mümkün. Heykel, Haçlı seferleri ve Latin İstilası sırasında (12. yüzyıl) Bizans başkenti istanbul Hipodrum Meydaı’ndan kaçırıllmış. Orijinal parça halen San Marco Bazilikası Müzesi’nde (Museo Marciano) sergilenmekte.

Bazilika’nın geniş de bir terası var ve çoğu turist burada fotoğraf çekmek için sıra bekliyor.

San Marco Katedrali ve Dükler Sarayı, Venedik

San Marco Katedrali ve Dükler Sarayı, Venedik

Dükler Sarayı, Aziz Theodore ve Prenses Teodora

Dükler Sarayı’nın altın sıva ile süslü tören merdivenleri hizasında, Roma mitolojisine göre deniz ve kara gücünü temsil eden Neptün ve Mars heykelleri yer alır. Deniz kenarına indiğinizde ise iki granit sütun görüsünüz. Bu sütunlar, 12. yüzyılda Doğu’dan getirilerek buraya yerleştirilmiş. Bronz, kanatlı bir aslan şeklindeki sütun başı şehrin koruyucusu Aziz San Marco’yu temsil ediyor. Diğer sütun ise Azize Theodore adına dikilmiş.

Okuduğum çoğu seyahat yazısında Azize Theodore hakkında Bizans Kraliçesi olarak bahsediliyor. Diğer yandan, bu sütunlar mezhep savaşların en yoğun yaşandığı, kıta ekonomisine ve ülke politikarına yön verdiği bir dönemde dikilmiş. Bu dönemde, Ortodoks bir imparatoriçenin Katollik Venedik Cumuriyeti için koruyucu ilan edilmesi bana pek anlamlı gelmiyor.

Biraz daha araştırdığımda, tarihte Aziz Theodore isimli, pagan inancı ile mücadele etmiş savaşçı bir din adamına rastlıyorum.

Bu esnada Bizanslı Prenses Teodara hakkında rastladığım bir anektot ise daha enteresan geliyor. Prenses 1077 yılında Venedik Sarayı’na gelin gelmiş. Prenses süslenmeyi ve ihtişamı severmiş. Dönemin şaşalı Bizans Sarayı’nın yanında mütavazi kalmış Dükler Sarayı’na gelin gelirken de yanında büyük bir çeyiz getirmiş. Venedik soylusu, sofrada çatal ile yemek yemeyi ilk kez Konstantinopolisli (İstanbullu) gelinin çeyizini açması ile görmüş. Yemeğini eli ile değilde iki uçlu bir aletle yiyen Prenses sarayda kibirli halleri  ile tanınmış. Venedik’te yakalandığı bir deri hastalığı sebebi ile öldüğü zaman da, Venedik halkı prenses Teodara’nın Tanrı tarafından cezalandırıldığına inanmış!

Büyük Kanal ve alternatif gondol sefası

Venedik şehrinde turistler arasında en popüler aktivite gondol sefası denilebilir. Fiyatları, günün yoğun saatlerine veya pazarlık yeteneğinize göre değişiyor. Alternatif olarak, yine Büyük Kanal üzerinde ancak köprü bulunmayan geçitleri arasında karşıdan karşıya geçmek için tercih edilen “traghetto”ları tercih edebilirsiniz. Bu kayıklar yine bir gondol edasınsa süslenmiş olmak ile birlikte ücreti kişi başı 2 euro civarında imiş.

Güneşi takip ediyor ikindi saatlerinde 1 nolu Vaporetto ile kanal gezisi yapıyorum. Mesai çıkışı saatine denk geldiği için özellikle dönüş yönünde oldukça kalabalık oluyor.

Seyahatim, Venedik Bienali zamanına tesadüf etmiş olduğu için cephesi Büyük Kanal’a bakan çoğu binada sanat yüklü afişler görüyorum.

Gondollar ve Santa Maria della Salute

gondollar ve Santa Maria della Salute

Venedik köprüleri

Büyük Kanal üzerindeki köprülerin en eskisi ve en ünlüsü olan Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) 19. yüzyıla kadar kanalın iki yakasını birbirine bağlayan tek köprü imiş. Dönemin büyük savaş gemilerinin de altında geçebileceği yükseklikte inşa edilmiş. Orijinal ahşap köprü yıllar içinde çökmüş ve yerine 16. yüzyılda hala ayakta olan taş köprü inşa edilmiş.

Rialto Köprüsü, aynı zamanda tarihte bilinen dört çarşılı köprüden birisi olarak önem taşıyor. Bugün bu dükkanlarda kuyumcular hizmet vermekte. Diğer üç çarşılı köprü ise Floransa‘daki Vecchio Köprüsü, Bursa‘da Irganda Köprüsü (1442) ve Bulgaristan’ın Lofça kentindeki bir köprü olarak sayılıyor.

Rialto Köprüsü yakınlarındaki “Basilica de Santa Maria Gloriosa dei Frari” Kilisesi ve  “Scuola Grande di San Rocco” Şapeli es geçtiğim duraklar oluyor. Bu kilisenin duvarları ve tavanı Venedikli ressam Tintoretto tarafından, 24 yıl boyunca işlenmiş. Ortaya çıkan eser Vatikan şehrindeki Sistene Şapeli ile kıyaslanmakta!

Pugni Köprüsü’nün (Ponte Pugni) bir ayağı 11. yüzyıl mirası olan Santa Barnaba Meydanı’na çıkıyor. Köprü üzerinde, buhran döneminde halkın çatışmalarını simgeleyen ayak izleri bulunuyor.

Büyük Kanal üzerinde yer alan diğer köprüler ise Academia Köprüsü (Ponte dell’Academia), Keşişler köprüsü (Ponte dei Scalzi) ve  Anayasa Köprüsü (Ponte della Constituzione) olarak sayılabilir.

Academia Köprüsü’nden geçerek görsel olarak San Marco Meydanı’nı karşıdan seyreden Santa Maria della Salute Kilisesi’ne yürüyorum. Kilise, şehrin 1630 veba salgınından kurtulmasına duyulan şükran sebebiyle esenlik ve kurtuluş anlamına gelen “salute” adıyla inşa edilmiş. 

Venedik Basilica Santa Maria Gloriosa dei Frari

Venedik Basilica Santa Maria Gloriosa dei Frari

Venedik çevresindeki adalar

Buruno Adası’nın halkı balıkçılıkla geçinirmiş. Evlerine gece geç saatte ve alkollü şekilde dönen balıkçılar sıklıkla yollarını kaybedermiş. Gün gelmiş, kaybolan balıkçılar evlerini rahatça bulabilsinler diye adadaki tüm evler renkli ve göz alıcı renklere boyanmış. Bu gidişat zamanla gelenekselleşmiş ve teknelerini de boyamışlar. Buruno Adası, rengarenk evleri ile pek çok fotoğrafçıya ilham vermesinin yanısıra el emeği göz nuru dantelleri ile de ünlü. Venedik sokaklarında sıklıkla gördüğüm manifatura dükkanın camekanındaki dantellerin ana vatanı bu ada imiş.

Dilimize İtalyanca’dan geçmiş olan manifatura kelimesinin İtalyanca kökü “manifattura” el işi ve imalat anlamlarına geliyor.

Cam işçiliğinin İtalya’daki karşılığı ise Murano Adası olarak nam salmış.

Her iki adaya gün içinde bir kaç turistik vapur seferi var ve “Fondamente Nova” iskelesinden hareket ediyor. Ben ya erken gittiğim ya da kaçırdığım için denk gelip gidemedim maalesef.

Alternatif olarak, 41, 42, LN seferleri ile on dakika içinde Murano Adası’na ulaşılabilir veya günübirlik vapurlu turları tercih edilebilir.

Venedik Tersanesi (Arsenale)

Elimde haritaya göre turistik bölgenin dışında kalan şehrin doğusundaki “Arsenale” bölgesine (tersane) doğru yürümeyi ve böylece şehri farklı açılardan fotoğraflayabileceğimi düşünüyorum. 15. yüzyıl mirası olan surlar, 18. yüzyıl kadar dünyanın en büyük tersanesini çevrelemiş. Ancak öğrendiğime göre, Venedik Tersanesi (Arsenale) ziyarete kapalı imiş.

– – o – –

Öğle saatinde Venedik’den ayrılıyor ve tren ile Milano şehrine doğru yola çıkıyorum.

04-06.07.2011