Beş gün olarak planladığımız rotamızda, ilk günün sonunda Van‘dan Bitlis’e ulaşıyoruz. Van Gölü’nü çevreleyen iki kentten ilkinde başladığımı günü ikincisinde bitirecek ve Bitlis’in en gelişmiş kasabası olan Tatvan’da konaklayacağız.

Doğudan batıya doğru yaptığımız yolculukta, Van Gölü’nü sağımıza gözlerimizi yakan ikindi güneşinin karşımıza almış ilerliyoruz. Manzaramız o kadar güzel ki tüm günün yorgunluğu ile birlikte devam etmek zor gelmiyor.

Van-Bitlis yolu üzerinde, haritamızda işaretli olan por koyuna sapmadan devam ediyoruz. Tatvan’a varmadan önce, Tokatlı’ya veya daha öncesinde bir köy yoluna saparak Por koyuna inebilir inebilir, Van Gölü’ne karşı yükselen volkanik kaya yapısını ve mağaraları görebilirsiniz. Halk arasında Hz. Ebubekir’in torunu Şeyh Hüseyin’in kabrinin de, haritada İnceyaka Köyü olarak bulabileceğiniz bu bölgede olduğuna inanılıyor.

Tatvan girişinde barikatlarla daraltılmış yoldan geçerken kimseyi görmüyoruz ancak duyduğumuz kaba anonsu ile irkiliyoruz. Bir kaç km ileride bekleyen ve son 100 km’de üçüncü kez karşılaştığımız güvenlik görevlilerinin yaptığı standart kimlik kontrolü sonrasında yola devam ediyoruz.

Tatvan, sahilin de avantajı ile ticari anlamda gelişmiş ve büyük bir merkez. Konaklama için pek çok alternatif bulabilirsiniz. Aynı dönemde, Akşam yemeği için sahile iniyor ve Sarı-Çam Restauran’a gidiyoruz.

Tatvan sahilinden Van Gölü manzarası

Tatvan sahilinden Van Gölü manzarası

Dönüşte biraz da cadde üzerinde dolaşıyor, her köşe başında rastladığımız bir ışkın arabasından bir demet alıyor ve otele dönüyoruz. Kabuğu soyulduktan sonra erik gibi ekşi ve çağla gibi buruk bir tadı olan meyvayı yayla muzu olarak da duyabilirsiniz. Doğu iklimide yetişen bu bahar meyvesini, bu sene Üsküdar pazarlarında da görmüş ama tanımadığım için denememiştim.

Van Gölü çevresinini gezdiğimiz beş günlük rotamızın ikinci günü hayli yoğun geçiyor. Gün boyunca Bitlis şehir merkezini, Ahlat ve Adilcevaz çevresini gezecek ve konaklamak üzere Erciş’e varacağız.

Bitlis şehir merkezinde gezilecek yerler:

Bitlis’e gelmişken kahvaltıda avşor çorbası içmeden olmaz. Güne sabah 6:30’da Canımsın Meltem Büryan Salonu’nda avşor çorbası içerek başlıyoruz.

İlave olarak, Bitlis merkezine varmadan Diyarbakır yönünde devam ediyor ve vadide kurulmuş kenti tepeden seyrediyoruz. Bu rota üzerinde Değirmenaltı yönüne saparsanız Ermeni mirası katedral kalıntılarından bir tanesini daha ziyaret edebilirsiniz. St. Anania Katedrali‘nin fotoğraflarını ve detaylı bilgiyi burada bulabilirsiniz.

Bitlis’in tarihi şehir merkezinde yükselen heybetli kaleyi ve meşhur minareleri görmek istiyoruz. Aracımızı otoparka bırakıyor ve tarihi şehir merkezinde, Bitlis Kalesi eteklerinde yürüyerek dolaşmaya başlıyoruz.

Bitlis Şerefiye Camii

Bitlis Şerefiye Camii

Bitlis’de kaç minare?

Bitlis şehri, 1983 yılında TRT arşivine alınmış ve anonim olarak kaydedilmiş meşhur bir türkü ile biliniyor. Anlatılagelen hikayeye göre; Rus işgali sırasında (1916) Bitlis bir harabe şehir görüntüsü alır. Savaştan sonra evlerine geri dönen bir baba ve oğlu, şehirde minareler dışında her şeyin yakılıp yıkıldığını, hiçbir yaşam izinin kalmadığını görünce bir ağıt yakar: “Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel.”

Gel gör ki, yemyeşil bir vadide, karşılıklı akan iki derenin kıyısında kurulmuş bu güzel Anadolu şehrinin merkezinde dört tane anıt minare varmış. 

Bitlis’in dört minaresi için net bir sıralama bulunmuyor. Geçmiş dönem güncellerinden veya Fransız seyyahların resmettiği gravürlerden kaynak gösteriliyor. Bazı kaynaklara göre ise, türküye konu olmuş beşinci minare 1801 tarihli Gökmeydan Camii’ne 1924’te, Bitlis Valisi General Kazım Dirik’in talimatı ile eklenmiş minare olarak gösteriliyor. 1597’de Bitlis bölgesinin yöneticisi Şerefhan Bedlisi tarafından yazılmış Şerefname’de, şehrin camileri şöyle anlatılmış: “Şehrin dört camiisi vardır. Bu camilerin biri eskiden Ermeni kilisesiydi ve İslam ordularının burayı ilk fethetmeleri sırasında camiye çevrildi; bu cami şimdi ‘Kızıl Mescid’ adıyla bilinmektedir. Diğer bir cami de Selçukluların eserlerindendir ve ‘Cami-i Köhne’ adıyla bilin-mektedir. Başka bir cami daha vardır ki, Bedlis Hükümdarı Emîr Şemseddin tarafından Gök Meydan’da yapılmıştır. Dördüncü cami ise ‘Şerefiye’ adıyla bilinmektedir”.

Şehir gezimize Gökmeydan Camii’ni ziyaret ederek başlamamayı planlıyoruz. Vadiden inerken, ağaçlar arasında caminin tarihi minaresini görüyor ancak daracık sokak aralarında aracımızı park edecek yer bulamadığımız için camiye varamadan şehir merkezine doğru devam ediyoruz.

Kızıl Mescid olarak bilinen cami 16. Ve 17. yüzyıllarda tadilat görmüş. Esasen bir Ermeni kilisesi olarak inşa edilmiş ve islamiyetin yayılması ile camiye çevrilmiş.

Çarşı içinde kalan Şerefiye Camii‘nin kitabesi 1529 tarihi işaret ediyor. Kanuni döneminde, Bitlis’in hakim ailesinden 4. Şeref Han adına inşa edilen külliye de camii, medrese, imaret, türbe ve hamam kısımları bulunur. Cami, ziyaretimiz sırasında tavanındaki su sızıntısı nedeni ile ibadete kapatılmış ve tadilata girmek üzere imiş. Fotoğraf çektiğimi gören bir bey, anahtarı alıp geldi ve kapıyı açarak bize hem avluyu hem de mihrabı gösterdi. Dış cephesindeki ve minaresindeki taş işlemesi, rozet motifleri görülmeye değer! Bana Mardin‘in tarihi camilerini hatırlattı!

Caddenin devamında,  çıkmaz sokakta kalan Aşağı Kale veya Kalealtı Camii (1800) kimi kaynaklarda sıralamaya dahil edilmiş olsa da camiden çok sırtını dayadığı Bitlis Kalesi’nin heybeti bize daha etkileyici görünüyor.

Bitlis Kalesi

Bitlis Kalesi

Bitlis Kalesi‘nde günümüze kadar çeşitli restorasyon çalışmaları yapılmış. Biz şehirde iken de surların bir bölümü örtülü idi. Lakin, geçtiğimiz senelerde yaşanan intihar girişimleri sonrasında ziyaretçi girişine tamamen kapatılmış.  MÖ 330 yıllarında, Büyük İskender’in komutanı Batlis tarafından yapıldığı kabul edilen kale de yapılan son arkeolojik çalışmada Osmanlı son dönemi sivil mimari izlerine ve mezar odalarına rastlanmış. Vadinin içinde akan iki derenin üstünde kurulmuş kaleyi şehrin her köşesinden görmek mümkün.

Dere boyunca çift sıra dükkanlar arasından geçen çarşının diğer ucundaki meydanda karşılaştığımız Meydan Camii‘nin kapısı kapalı.

Ulu Camii’nin avlusunda, duvarların gölgede biraz soluklanıyor ve küçük havuzun başında bir kaç yansıma fotoğrafı çekiyorum.

7000 bin yıllık bir tarihi geçmişten bahsedilen şehirde 400’den fazla tescil edilmiş ev tespit edilmiş ve bunlar için de restorasyon çalışması projelendirmiş. Haritadan görebileceğiniz güzergahımız üzerinde bu yönde bir gelişme göremedik ve Bitlis şehir merkezini adeta 80’lerde kalmış bir film setine benzettik.

Bitlis Merkez Ulu Camii

Bitlis Merkez Ulu Camii

Kalealtı Caddesi ve dükkanlar boyunca devam ediyoruz. Bir manavın önünden geçerken tezgahta gördüğümüz iri iri Manisa kirazından alıyoruz. Manisa ile aradaki mesafeyi düşünürken, aynı kalitede kiraza İstanbul’da ödediğimiz fiyat ile kıyaslamamak elde değil!

Az ilerideki balcıdan, üreticisinden bir şişe halis muhlis Bitlis balı alıyoruz ki lezzetini tarife hacet yok!

Öğle yemeğinde büryan yemek için Tatvan’a döneceğimiz için yaklaşık bir saat süren Bitlis şehir merkezi gezimizi böylece bitiriyoruz.

 

Bitlis çevresinde gezilecek yerler:

Bitlis Tatvan üzerinde ziyaret ettiğimiz İhlasiye Medresesi kamu binası olarak faaliyete alınmış olmak ile birlikte, devam eden inşaat ve nakliye çalışması sırasında soracak kimseyi görmedik ve bahçesinde bir kaç fotoğraf çekip ayrıldık.

Bitlis Eren Üniversitesi’ne tahsis edilmiş olarak gördüğüm El Aman Hanı‘nda da durum pek farklı değildi. Taş binanın boş koridorunu ve çatısındaki fil gözlerinden hamam olabileceğini düşündüğümüz iç bölüme gördük.

Öğle yemeği için tekrar Tatvan’a dönüyoruz. Adresimiz Canımsın Meltem Büryan Salonu ve menümüzde büryan kebap var. Çaylarımızı da içtikten sonra istikametimiz Nemrut Krater Gölü olacak!

Turistik olarak değerlendirmek gerekir ise köklü siyasi tarihinin yanı sıra, Bitlis oldukça zengin bir şehir! 2019 yılında cittaslow ilan edilmiş Ahlat çevresine ve mevsim uygun ise Nemrut Krater Gölü‘ne en az bir gün ayırmalısınız. Adilcevaz‘ın ahşap işçiliğini tanımak, mevsim uygun ise ceviz hasatına katılmak isteyebilirsiniz. Coğrafi olarak nadir görülen mikrobiyolit oluşumları Adilcevaz’da görmek mümkün! Süphan eteklerindeki Aygır Gölü‘nde verdiğimiz küçük molayı ve Erciş’e uzanan yolculuğumuzu bir sonraki yazıda anlatacağım.

12.06.2019