Anadolu coğrafyasının doğal güzellikleri anlatmakla tükenmez. Bu güzellikler arasında, doğa ile iliçe geçen her tatil dönüşünde, büyük şehir temposuna ayak uydurabilmek illa ki zor gelir. Bugüne kadar iki kez gezip gördüğüm Doğu Karadeniz coğrafyasından ayrılıp İstanbul’a döndüğümde hissettğim boşluğu ifade edebilmem pek mümkün değil!

Rize yaylaları:

Güzel bir Ağustos sabahı azgezmiş arkadaşlarla Trabzon Havalimanı’nda buluşuyor. Bir hafta boyunca, birlikte Doğu Karadeniz yaylalarını ve köylerini gezeceğimiz Rize Pazarlı araç şoförümüz bizi kapıda karşılıyor. Rize’ye doğru yola çıkıyoruz.

Öğleden sonra vardığımız Pokut Yaylası‘nı sis altında buluyoruz. Plato’da Mola yayla evinde, Yasemin ve ailesi ile birlikte akşam yemeği yiyoruz.

Sabah olduğunda, sis altındaki Sal Yaylası’na doğru orman içinde kısa bir yürüyüş yapıyoruz.

Gito Yaylası‘nda, Koçira ailesi ile birlikteyiz. Ağustos akşamlarında kuzine ateşi ile ısınıyor, sohbet ediyor ve birlikte şarkı söylüyoruz.

Üçüncü günümüzde, adeta bir bulut denizinde yüzdüğümüz bu yüksek dağların arasında yağan yağmurda ilkin biz ıslanıyoruz. Kahvaltının ardından Ambarlı Yaylası‘na çıkıyoruz.

Yoğun sis, yayla manzarasının keyfine varmamıza izin vermiyor. Misafir olduğumuz yayla evinde kuzinenin etrafına toplanıp ısınıyor, kaynamış sütten nasıl tereyağı yapılır seyrediyoruz. Kuzine üzerindeki bakır kapta eriyen tereyağı ile peynir buluşuyor. Muhlama yemeye doyamıyoruz!

Yağmur bulutları dağılmış, güneş ışıl ışıl parlıyor. Terasta, dağlara karşı güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Bu sabah Gito Yaylası’ndan ve Koçira’dan ayrılacağız.

Badara Yaylasında verdiğimiz fotoğraf molasının ardından Huser Yaylası’na çıkmayı deniyoruz. Ne mümkün! Yoğun sis altındaki görüş mesafesi bir metreye kadar düşüyor.

2400 metrede, Avusor Yaylasında mola veriyoruz. Şaşgun Bakkal’da çaylarımızı içip ısınırken kahvedeki amcalarla sohbet ediyoruz. Burası bir laz yaylası, yaşlılar Türkçe bilmiyor. Rabia teyzenin anlatıklarını gelini tercüme ediyor. 

Bu gece konaklamak için Ayder Yaylası‘na iniyoruz. İki sene önce bu yaylaya geldiğimde sohbet ettiğimiz yaylacılar “asfalt gelir, yayla biter” demişlerdi, haklılarmış. Ayder’i iki sene önceki hali ile hatırlamak istiyorum.

Ayder Yaylası - Haziran 2010

Ayder Yaylası – Haziran 2010

Artvin yaylaları:

Beş günün ardından Rize’den Artvin’e doğru yola çıkıyoruz.

Çoruh Nehri boyunca HES inşaatları arasında açılmış yolları, dağları aşıyor ve İşhan Köyü‘ne varıyoruz. Bu köydeki tarihi Gürcü Manastırı kalıntısını fotoğraflıyoruz. Dağları aştıkça değişen coğrafyayı hayran hayran seyrediyor ve gün batımından Şavşat Ovası’na varıyoruz.

Doğu Karadeniz rotamızın son iki gecesinde Şavşat Kocabey Köyü’nde Laşet Tatil Köyü’nde konaklayacağız. 

Şavşat’da ilk gün civar köyleri ve gölleri geziyoruz. Tibet Manastırı kalıntılarını görüyoruz. Arsiyan Yaylası’na da hevesliyiz ama saat geç oluyor, geri dönüyoruz. 

Sahara Milli Parkı’nın tepe noktasına kadar çıkıyor, Kocabey’i yükseklerden seyrediyoruz.

Son günümüzde Ardahan’a doğru gidiyor ve doğanın değişimini gözlüyoruz. Yol üstünde sık sık fotoğraf molası veriyor, çobanlarla ve tarlasında saman kaldıran köylülerle sohbet ediyoruz.

Yaklaşık 1300 km süren yolculuğun son akşamında Pazar’ın Hacapit Köyü’nde mola veriyoruz. Şoförümüzün evine misafir oluyor, ailesinin hazırladığı sofraya oturuyoruz. Bugün köyde düğün var!

Pazar sahilinde gün batımını izliyor ve Trabzon Havaalanı’na doğru yola çıkıyoruz.

24.08.2012