Van Gölü çevresini dolaşıyoruz. Beş gün olarak planladığımız Van Gölü rotamızın tam da ortasında, bugün sahil kenarından uzaklaşıyor, daha da yükseklere tırmanıyoruz. İran ile sınır kapımız olan Doğubayazıt merkezine gidiyoruz.

Hazırlık ve araştırma aşamasında yöre hakkında pek fazla tavsiyesi bulamamıştım. Gezip gördükten sonra beni en çok şaşırtan, sahile bu kadar uzak kalan ve çevre köyleri yoksulluk ile mücadele ederken bu kadar büyük bir ilçe merkezi ile karşılaşmak oldu. Gün içinde tanıştığımız Salih Abi`nin anlattığına göre binlerce yıldır medeniyetin beşiği olmuş bu topraklar 1950’li yıllarda gelişen siyasi hareketlere kadar şehir merkezi imiş.

Haritaya baktığınızda bu sözlerime anlam veremeyebilirsiniz. Ne de olsa, ülkenin doğusunda, denize uzak, dağlık arazide bir sınır kasabasından bahsediyoruz. Seyahat ettiğimiz güneşli günlerinin ve yeşermiş coğrafyanın da üzerimde olumlu etkisi olmuştur elbet ancak Doğubayazıt benim için ilk kez gittiğim ve alacaklı kaldığım bir yer oldu!

Tendürek Dağı ve leçe arazi

Tendürek Dağı ve leçe arazi

Van Gölü rotamızın üçüncü gününde Erciş‘de uyanıyoruz. Sahil yolunu takip ediyor ve inci kefalinin göçüne şahit olduğumuz balık bendini geçerek kuzey doğu yönünde devam ediyoruz.

Aynı zamanda uluslararası kara taşımacılığı için de kullanılan anayolda bize ilkin Tendürek dorukları eşlik ediyor. Sönmüş birer volkan olan Büyük ve Küçük Tendürek Dağları en son 1855’de gaz ve kül püskürtmüş. 

Solumuzda dağları sağımızda yemyeşil ama ıssız ovaları seyrederek ilerliyoruz. Ovaların sırtını dayadığı tepeler İran ile aramızda yükseliyor ve her tepe bir sınır karakoluna ev sahipliği yapıyor.

Bir tarafta yerel halkın “leçe arazi” olarak tarif ettiği topraklaşmış lav kalıntıları diğer yanda karakol kuleleri 2644 rakımlı Tendürek Geçti’ni aşıyoruz.

Gözümü haritadan ayırmam ile yolun ortasında, tam da karşımda bulutların ardındaki Ağrı Dağı‘nı farketmem bir oluyor. Heybeti karşısında nutkum tutuluyor. O an, bugüne kadar duyduğum tüm masalların ve efsanelerin gerçek olduğuna inanıyorum!

Yola devam ediyoruz ve ben yolculuk boyunca gözlerimi tepesi sisli Ağrı Dağı’ndan ayıramıyorum!

Ağrı Dağı ve eteklerindeki köyler

Ağrı Dağı ve eteklerindeki köyler

Doğubayazıt’da konaklama:

Konaklamak üzere anayola çok yakın konumdaki “Butik Ertur Otel”de yer ayırtmıştık. Konakladığımız diğer oteller rezervasyonlarında yaptığımız gibi bu oteli de geçen hafta telefon ile aramıştık ancak boş yer bulamamıştık. Sonrasında bir internet uygulamasından boş yer görüp rezervasyon yapmıştık. Şehir veya yurt dışından ve genellikle Ağrı Dağı’na tırmanmak üzere gelen sporcuların tercih ettiği otelde her milletten insan ile tanışabilir ve sohbet edebilirsiniz. 

İshak Paşa Sarayı, Muayede (Merasim) Salonu

İshak Paşa Sarayı, Muayede (Merasim) Salonu

Doğubayazıt’a mimari bir şaheser olan İshak Paşa Sarayı’nı görmek için geldik. Harita üzerinde işaretlediğim bir kaç yer daha var ama vakit kalırsa bakarız diyerek yola çıkıyoruz.

Otele yerleşmek için kısa bir mola veriyoruz. Tavsiye üzerine gittiğimiz Saray Harman Restoran’da leziz bir kebap ziyafeti üstüne saraya doğru ana yolu takip ediyoruz. 

İshak Paşa Sarayı:

Doğubayazıt merkezine 33 km mesafedeki İshak Paşa Sarayı için giriş ücreti 6 TL veya Müzekart geçerli.

Ziyaret için hafta içi ve mesai saatinde bir aralık seçtiğimiz için biz kapıdan girerken ayrılan bir tur kafilesinin ardından rahat rahat geziyoruz. İç avlulardan ve labirent ile birbirine bağlanmış odalardan geçiyoruz. İnşası, Osmanlı yönetiminde lale devri olarak anılan yıllarda da devam etmiş ve 99 yılda tamamlanmış (1784). Kısım kısım tasarlanmış sarayın yüzlerce odası varmış. İshak Paşa Sarayı 2000 yılında Unesco Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış.

Restore edilmiş bölümleri gezerken ısıtma sistemi, mutfak tesisatı gibi orijinal mimari unsurlara ilaveten inanılmaz bir taş işçiliğine şahit oluyoruz. Hangi incelikli detaya bakacağımı şaşırıyorum. İtiraf etmeliyim ki, inşaat sektöründe çalışan ve arkeolojiye ilgi duyan bir yol arkadaşımın olması bakıp da gör(e)mediğim pek çok detay ile ufkumu açıyor!

Sarayın arkasındaki cami ve çevrede restorasyon ve düzenleme çalışması devam etmekte. Oturup dinlenmek isterseniz bir kaç yüz metre ilerideki çay bahçesinde mola verebilir veya bir dönem sarayda katiplik de yapmış olan, yazar ve bilim adamı Ahmet-i Hani‘nin kabrini ziyaret edebilirsiniz. 

Bu türbe ile ilgili olarak Atlas Dergisi arşivimde denk geldiğim bir geleneği merak ediyorum. İçerisi kalabalık olunca sıra beklemeyi göze alamıyor ve türbenin içine penceresinden bakıyorum. Bahsedilen duvar ve çizgiler yerli yerinde ama âdet terkedilmiş anlaşılan!

İshak Paşa Sarayı, 2. Avlu: Selamlık bölümü kapısı ve türbe

İshak Paşa Sarayı, 2. Avlu: Selamlık bölümü kapısı ve türbe

Gün batımında hoş fotoğraflar verebilecek tepeden aşağı iniyor ve dönüş yoluna geçiyoruz. Sağlı sollu kamp tesisleri var ancak ne kadar aktif veya çadır kampı için uygun emin olamıyorum. Araştırmak gerekir.

Doğubayazıt çevresinde gezilecek yerler:

Yılın en uzun günlerinde, güneşin batmasına henüz saatler var iken merkeze 25 km mesafedeki Buz Mağarası‘na gitmeye karar veriyoruz.

Rotayı hazırlarken burası için ilginç fotoğraflar görmüştüm. Ancak yeterince araştırmadığım ve bölge genelinde oldukça eksik kalan online harita uygulamalarına göre Çiftlik Köyü’ne doğru devam ediyoruz. Köyde dört dönüyor, taş tuğla üzerine oturan toprak çatılı evler arasında oyun oynayan 10 yaşlarında iki çocuğa yol soruyoruz. Buz Mağarası‘nı hiç duymamışlar!

Yine evler arasından yola çıkmaya çalışırken bahçe duvarından bakan 20’li yaşlarındaki iki gence soruyoruz bu sefer. Çok yanlış gelmişiz. Anayola çıkmalıyız ve 10 km sonra Halaç Köyü’ne varınca tarif ederlermiş.

Köye girerken arasından geçtiğimiz barikat duvarları önünde bizi 2 korucu bekliyor buluyoruz. Nereye geldik, niye geldik, nereye gidiyoruz?

Girişte de kulübenin içinden seslenmişler ama duymamışız! Araç plakası 65 ama kimlikler “İstanbul” olunca daha nazik davranan genç bir jandarma eri Halaç Köyü’ne sakın ola gitmemizi, orada hiç bir şey olmadığını, hatta buradan ötesinin yasak olduğunu söylüyor ve nerede ise bizi kovalayarak kimliklerimizi geri veriyor.

Alternatif olarak Ağrı yönünde Diyadin Kaplıcalarına ve Diyadin Kanyonu’na gidilebilir. Malum yeraltı hareketlerinin yoğun olduğu, depremlerin yaşandığı bir bölgede kanyon manzarası enteresan olabilir. Yolunda devamında, yaklaşık 2250 metre rakımlı Balık Gölü ve Doğubayazıt’a dönüş istikametinde Urartu kalıntılarının bulunduğu Kalus Dağı eteklerindeki Kazan Köyü yine rotaya eklenebilecek noktalar olabilir!

Tüm günün yorgunluğu ile daha fazla kilometre yapmak istemiyor ve Doğubayazıt merkezine geri dönüyoruz.

Başının bulutları dağılmış Ağrı Dağı sağ tarafımızda kalıyor. Derler ki; Ağrı Dağı’nın tepesini bulutsuz görürseniz dileğiniz gerçek olurmuş! 

Doğubayazıt’da alışveriş:

Belediye Binası’nın karşısındaki Büyük Pasaj kaçakçılar çarşısı olarak biliniyor. Kaçak çay ve elektronik ürünler için burası adres ediliyor. Güncel bilgi ise ürünlerin çok azı sınırdan geliyor olabilir ancak çoğu Çin malı! Şehirde, köyde veya yolda kim ile konuşmuşsak son yıllarda kaçakçılığın yasaklandığından bahsediliyor.

Çarşıda geziyor ve ilk kez duyduğumuz barut çayından alıyoruz (55 TL/kg). Tezgahta, on gün İran’da gezip de o kadar açık çayı bir de şekerli içiyorlar diye yadırgadığım, bir kez bile denemediğim Nebat şekerlerini görünce heves ediyorum. Çaycı abi İrana gitmiş olduğumu duyunca ayak üstü bir sohbet yapmadan ve şekerleri denemeden geri durmuyoruz. Ne de olsa Gürpınar Sınır Kapısı‘na 45 km mesafedeyiz!

İshak Paşa Sarayı, 2. Avlu: gotik kapı ve özellikle kavislerde yekpare taş üzerine işlemesi

İshak Paşa Sarayı, 2. Avlu: gotik kapı ve özellikle kavislerde yekpare taş üzerine işlemesi

Doğubayazıt’de ne yenir?

Büyük Pasaj’dan çıktıktan sonra şehrin en hareketli adresine, İnegöl Caddesi’ne gidiyoruz (Google maps uygulamasında Sanat Sokak, wikiloc uygulamasında ise Doktor İsmail Beşikçi Caddesi olarak geçiyor). Belediye’yi geçtikten az sonra solunuzda kalan bu sokak trafiğe kapalı şekilde gezip dolaşma, yeme-içme ve alışveriş üzerine kurulmuş. Öneri üzerine gittiğimiz ve sokağın baş tarafında bulduğumuz Ergül’ün Mutfağı’nda henüz bitmeden akşam yemeği siparişimizi verip dolaşmaya devam ediyoruz.

Bütün gün gezip gördüklerimizden sonra Doğubayazıt izlenimlerimize yeni bir boyut getiren Kervan Cafe’nin kahve menüsünün zenginliğine hayret ediyoruz. Klasikten şaşmayarak bir sade ve sütlü filtre kahve sipariş ediyoruz. Günümüzde, az önce bahsettiğim pek çok yerdeki kahve servisi pres ve dahası sıcak süt ile yapılmıyor. Gözlediğimiz kadarı ile şehrin geniş bir caddesi üzerindeki bu kafe daha ziyade bölgeye farklı şehirlerden çalışmak üzere gelmiş memurlar, gençler veya turistler tarafından tercih ediliyor.

Yerel bir lezzet olanAbdigör Köftesi`nin tarifi esasen Osmanlı döneminde Doğubayazıt Sancakbeyi İshak Paşa´nın babası Çolak Abdi Paşa’nın damak tadına dayanıyor. Abdi Paşa 4. Murat’ın İran seferi sırasında büyük fayda sağlamış bir asker olarak yeni kurulan Doğubayazıt Sancağı’nda görevlendirilir (1635). Bölgeye yerleşen ve yerleşeceği kasrın inşaatına başlayan Paşa’nın yemekten yana bir problemi vardır. Bölgede dar bir alanda çeltik ekilmekte ve genel olarak hayvancılık yapılmaktadır. Haliyle bütün yemekler etlidir ve Paşa mide şikayeti nedeni ile et yiyemez. Saray aşçıları ne yapar ne eder Paşa’nın midesini rahat ettirecek bir tarif bulurlar ve gel zaman git zaman bu yemek Paşa’nın adı ile yaygınlaşır. Tarife göre, yaylada yetişmiş genç sığırın sağ arka but kısmından hazırlanan yağsız et, taşın üzerinde tahta tokmakla iki saat dövülerek hamur kıvamına getirilir ve içine soğan, tuz eklenerek avuç içinde iri köfteler olarak hazırlanırmış. Haşlanmış köfte pirinç pilavı ile birlikte servis ediliyor.

Alıştığımız tada biraz uzak olsa da soğan tadını seviyor iseniz denemelisiniz! Cuma günleri de menüde “Halise” varmış. Hala şehirde olacak olursak bu fırsatı kaçırmamak üzere not alıyor ancak alacaklı kalıyoruz! Tarifine göre, yarma (dövülmüş buğday) ve kırmızı et büyük bir küp içinde pişiriliyor. Tandırda, 6-7 saat kaynatılan yemek, üzerine tereyağı ekilerek servis ediliyor. Yerel lezzetler denemek istiyorsanız Ergül’un Mutfağı’nı öneririz.

Salih Abi`den öğrendiğimiz farklı damak tadlarına uygun alternatif adresleri de wikiloc uygulamasında işaretledim, haritada görebilirsiniz.

Doğubayazıt’ın güzel insanları:

Yolculuk sırasında yeni insanlarla tanışmaktan ve sohbet etmekten keyif alıyoruz. Bu kişi kah karşı yamacına çadır kurduğumuz bir çoban abi, kah otel işletmecisi, kah arabasına bindiğimiz bir şoför veya yolda araç bekleyen bir köylü oluyor. Doğubayazıt gezimizde ise otoparkta tanıştığımız gazeteci Salih Abi ve konakladığımız otelin işletmecisi Metin Abi ile uzun uzun sohbet ediyoruz. İkisine de gösterdikleri ilgi alakaları, misafirperverlikleri ve samimi sohbetleri için çok teşekkür ederiz.

13.06.2019