Bu gece, Kovada Gölü Milli Parkı’nda kamp kurma niyetindeyiz.

Eğirdir yol ayrımına 20 km mesafedeki Kovada Gölü, geçmişte Eğirdir Gölü’nün bir uzantısı iken zamanla arada alüvyon birikmesi ile ayrılmış, orman içinde kalan ayrı bir göl olmuş. İki göl arasındaki bu verimli topraklarda bugün memleketin en kaliteli elmaları yetişirmiş. Yolumuza, elma bahçeleri ve soğuk hava depoları arasından geçerek devam ediyor, etrafımızı sarmış ve kıpkırmızı elmalarla yüklenmiş elma ağaçları arasına dalmamak için kendimizi zor tutuyoruz!

Kovada Gölü Milli Parkı’nın girişinde “günübirlik kullanım alanı” olarak belirlenmiş bir bölüm otopark ve piknik masaları için ayrılmış. Az ilerisinde, göl kenarında küçük bir restoran ve ziyaretçi tanıtım merkezi var. Milli park giriş ücreti 13,5 TL. Bilet kesen görevliye kamp alanını soruyoruz. Maalesef Kovada Gölü’nde kamp yapmak özel izne tabi imiş ancak akşam saatlerinde gelirsek alanın müsaitlik durumuna göre, geceyi burada, yani günübirlik kullanım alanında geçirebilirmişiz.

Internette farklı bir bilgi görmemiş olmak ile birlikte, bu kadar popüler bir yerde kamp kurulmasına resmi izin verilmemesi tuhaf geliyor. Aslına bakarsanız, yol boyunca rastladığımız ve yaz boyunca sosyal medyada denk geldiğim, olumsuz haberlerden sonra; kampa izin verilmiyor olmayışını, resmen kamp alanı belirlenmiş alanlarda çadır kuran bazı alışveriş meraklılarının konaklama parası ödüyor olmalarını tüm çöplerini, pisliklerini, canlı ağaçların kabuklarını kazıyarak kontrolsüzce yakmaya çalıştıkları ateşlerini, şehirden getirdikleri kaprislerini doğada öylece ortaya bırakabilecekleri anlamına geldiği kanısına kapılmalarına karşı alınan bir önlem olarak düşünmek istiyorum. Neticede, günübirlik alan her ne kadar çitlerin arkasında, karayolundan ayrılmış olsa da günlük hayatta alışık olduğumuz tuvalet dışında herhangi konfor sağlamıyor. Bu güzel coğrafyada, kendinizi daha güvende hissedebileceğiniz bir tesiste kamp kurmak isterseniz Eğirdir Gölü Altınkum Plajı kamp alanını memnuniyetle önerebilirim.

Eğirdir Gölü sahilinde geçen rüzgarlı bir gecenin ardından, uykusuzluk ve sabah mahmurluğu ile yola çıkınca, Kovada’da fazla oyalanmadan ayrılıyor, geri dönmek üzere yola devam etmek istiyoruz.  Güneş daha da yükselmeden, bugünkü diğer durağımız olacak Yazılı Kanyon’un serin sularında biraz serinlesek fena olmayacak!

Güneye doğru, kahverengi tabelaları takip ederek Yazılı Kanyon’a ulaşıyoruz. Pazar günü tatilini değerlendirmek isteyen günübirlik piknikçilerin mangal tutuşturmaya başladığı Çandır nehri kıyısına vardığımızda saat 12:30’u ve sıcaklık 34 dereceyi göstermekte. Araç ile giriş ve otopark ücreti 13,5 TL. Makbuz ile birlikte verilen tanıtıcı broşüre göre, piknik alanından kanyonun derinliklerine doğru giden rota ikiye ayrılıyor.

Yazılı Kaya Kanyonu

Yazılı Kaya Kanyonu

Dereyi geçtikten sonra, 1. Derece Arkeolojik Sit alanı olarak belirlenmiş bölge başlıyor ve buradan bir kaç dakikalık yürüyüş ile kanyona ismini veren kaya yazıtına varıyoruz.

Antik dönem şairlerinden Yunan Epiktetos’un “Hür İnsan Üzerine Bir Şiir” ismini verdiği dizelerini sağ tarafınızda kalan bir kaya üzerine kazımış *, hemen yanında da Zeus’a adandığı düşünülen küçük bir sunak oyuğu var. Zamanında, bu kayanın altında hazine olduğu söylentisi yayılmış ve antik yazıt da epey zarar görmüş. Kırmızı-beyaz oklar ile işaretlenmiş yürüyüş parkurunun yamacında yükselen kayalar bizi güneşten korurken diğer yanımızdan da yaz sıcağında şiddetini yitirmiş olan Çandır Nehri sakin sakin akıyor. Hz İsa’nın 12 havarisinden birisi olan Aziz Paul’ün de yürüdüğü taş döşeli rotanın da bir bölümü olan kanyonda yaklaşık yarım saat yürüyoruz. Beklediğimizden çok daha sıcak ve kalabalık bir günde, heybetinin altında küçücük kaldığımız devasa ağaçların gölgesinde serinlemek deyince; elindeki içi boş pet şişe çöpünü sağa sola atabileceğini, çekirdek çıtlatmadan sükûneti dinleyemeyeceğini, mangal dumanı altında kalmadan piknik yapılmayacağını düşünen insanlar arasında keyfimiz kaçıyor ve toprak yoldan kayaların içine doğru ilerlemeye daha fazla heves etmiyoruz. Kayaların daraldığı ve suyun biriktiği noktalara ulaşmadan, toprak patikanın sonundan geriye dönüyoruz.

Bahsettiğim Aziz Paul Yolu (Kral Yolu), Antalya’nın 10 km doğusundaki Perge ile Eğirdir Gölü’nün kuzeydoğusundaki Yalvaç arasında kalan 500 km’lik ve popüler Likya Yolu gibi işaretlenmiş bir rota ve turizme kazandırılmak üzere, 2008 yılında Kate Clow’un öncülüğünde açılmış.

Antalya’nın 80 km kuzey doğusundaki Köprülü Kanyon Ulusal Park’ın girişindeki Beşkonak’tan başlayan ikinci bir kolu daha var ve bu yol da Roma antik kenti Adada’da (Sütçüler ilçe merkezi tarafında) ilk rotayla birleşir. Rota, Roma yolları, patikalar ve orman yollarından geçer; yer yer dağ bisikletine uygundur. Likya Yolu’ndan daha yabani bir rotadır, deniz seviyesinden başlar ve 2.200 metreye kadar tırmanır. Yolun en orijinal bölümü Yazılı Kanyon – Müezzinler Köyü ve Adada antik kenti arasında kalan kısım olarak tanıtılıyor. Rota üzerinde daha da yükselen, 2.800 metreye kadar tırmanan alternatif zirveler eklemek de mümkün.

dağ keçisi ve yavrusu

yaban keçisi ve yavrusu

Daha sakin bir günde ve ılıman bir iklimde, Yazılı Kanyon’a gider ve doğa ile buluşmak isterseniz, burada çeşitli aktiviteler düzenleyen ve yürüyüş parkurlarınd rehberlik hizmeti veren işletmeci firma ile de iletişime geçebilirsiniz. Broşüre göre, günübirlik kullanım alanı saatleri 07:30-20:00 olarak belirtilmiş. Öğle yemeği için Yazılı Kanyon Tabiat Parkı (1989) çıkışındaki alabalık üretme tesisine uzaktan bakıyoruz ancak bize pek cazip gelmiyor. Yolun devamındaki Karacaören Baraj Gölü çevresinde bir restoran veya alternatif bir kamp alanı bulabilir miyiz bilmiyoruz. Buralara kadar gelmişken, bize göre ters yönde, Burdur sınırlarında kalan Kremna Antik Kenti‘ne doğru devam etmenizi önerebilirim. Maalesef biz bugün alacaklı olarak ayrılıyor ve direksiyonu Yazılı Kanyon’a 10 km mesafedeki ilçe merkezi, Sütçüler’e çeviriyoruz. 

Sütçüler, betonarme birkaç katlı binalar arasına sıkışmış, son kalan bir kaç tane düğmeli taş evi ile küçük bir merkez. Öğle yemeği için bir pidecide mola veriyoruz. Yemekten sonra çay içmeye meydandaki kahveye gidiyoruz. Ağaçların gölgesinde zaman geçirirken diğer masalarda da kadınlı erkekli oturmuş sohbet eden kasabalıları, tarladan gelip öğle sıcağında dinlenen çiftçileri süzüyoruz. Kahvede biz hariç herkes birbirini tanıyor, masadan masaya sesleniyor. Yan masada oturanlar ağaçtan incir toplamışlar, diğer masalara ikram ediyorlar.

Bugünkü planımızda Sütçüler’e 6 km mesafedeki Adada Antik Kenti de var. Sıcak havanın getirdiği miskinlikten de olsa gerek, günlerdir gördüğümüz etkileyici kentlerden sonra fotoğrafları ile bizi yeterince cezbetmeyen yeni bir kente gitmeye üşeniyoruz. Bunun yerine, kahvede aylaklık yaparken bir yandan da mobil internet ile çözebildiğimiz işlerimizi tamamlıyoruz.

2 sade kahve ve bir bardak demli çay için 5 TL hesap geliyor. Akşam yemeği ve kahvaltı için alışveriş yapıp Kovada Gölü’ne dönüyoruz.

Akşamüstü Kovada’ya vardığımızda çoğu günübirlikçi milli parktan ayrılırken otoparkta da yer açılmaya başlamış. Hava karardıktan sonra milli park alanında aydınlatma olmayacağı ve hayvanların da avlanmak ve su içmek için göl kenarına ineceğini düşünerek, çadır ve sofra malzemelerini engebeli arazide, göl kenarına taşımak yerine günübirlik alanda kuytuda kalan bir ağacın altını temizleyip rahat rahat çadırımızı kuruyoruz. Ziyaretçi Tanıtım Merkezi’ndeki küçük müzeyi geziyoruz.

Burada, 1970’de Milli Park statüsü kazanmış Kovada Gölü ve çevresinde yaşayan canlılar, endemik ve nesli tükenmiş türler ve işaretlenmiş yürüyüş rotaları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Araştırmalara göre, bugün neslinin tükendiği düşünülen Anadolu Parsı da 1950’li yıllara kadar Kovada Gölü çevresinde yaşamakta imiş. Özellikle Ege ve Akdeniz dağlarında görülen sarı kürk üzerine siyah benekli kedi türü, Leopar Pars türleri arasında en iri olanı imiş. Bilinçsiz ve aşırı avlanma, yaşam alanlarının daralması nesillerinin sonunu getirmiş. kayıtlara geçen son Anadolu Parsı 1976’da Ankara Beypazarı’nda vurularak öldürülmüş.

Orman içinde, yavrusu ile birlikte gördüğümüz yaban keçisi de 1996 yılında IUCN (Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği) tarafından nesli tehlike altında olan hayvanlar listesine alınmış bir tür.

Bu güzel günü, iskelede gün batımı kızıllığını seyrederek bitiriyoruz. Etrafımızda zıplayan kurbağalar ve diğer börtü böcek arasından fener ile yolumuzu bularak kampa dönüyoruz. Akşam yemeğinden sonra göl kenarında yıldız pozlamayı deniyorum ama artık iyice büyümüş olan dolunay bana pek de fırsat vermiyor. Ormanın sessizliği ve yıldızların ışığı altında çadıra dönüp uyuyoruz.

Kovada Gölü Milli Parkı

Kovada Gölü Milli Parkı

Gece geç saatte araçlarının sesini duyduğumuz yeni gelen kampçılar güne erken başlıyor. Biz henüz kahvaltı sofrası kurarken kuş çekimi yapmak için gelmiş fotoğrafçılar ekipmanları toplayıp ormana dalıyorlar bile! Kahvaltının ardından biz de kampı topluyor ve öğle sıcağına kalmadan gölün etrafında kısa bir tura çıkıyoruz. 

Bugün de yola Isparta’da devam edeceğiz. Gece de, fotoğraflarından hayran kaldığım ve oldukça merak ettiğim Melikler Yaylası’nda uyuyacağız.

* 50-138 yılları arasında yaşamış Epiktetos (Epikirus) isimli filozof, Hierapolis (bugünkü Pamukkale)’de doğup Yunanistan’ın Epirus bölgesinde ölmüş. Gençliğinde köle olarak Anadolu’dan Roma’ya götürülmüş ve orada azat edilmiş. Tanrının birliğine ve tüm insanların aynı ve tek Tanrıdan geldiğine inanırmış.

Hür insan üzerine şiir
“Hayırlı Uğurlu Olsun”

“Ey yolcu, yol hazırlığı yap ve koyul yola; şunu bilerek:
Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir.
Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur
Ve kararında içtenlikliyse hür kişi;
Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi
Ve bununla yücelir kişi hatalarla değil.
Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tat almaz O;
Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran,
Zeus’tur herkese ara olan ve de tek kök insanoğluna.
Herkesin tek şansı vardır, o alır kader icabı beden güzelliğini,
Budur say güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda.
Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle de olsa
Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır.
Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu ama
Yüceydi herkesten bir kartal gibi; bilgelikte ise takdire şayandı ruhu.
Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu.
Keşke şimdi de (bu mümkün olsa)
Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan,
Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya geldi.”

Kayaya oyulmuş şiirin Türkçe tercümesi de yine kayanın yannda sergileniyor.

Kayaya oyulmuş şiirin Türkçe tercümesi de yine kayanın yannda sergileniyor.

28.08.2017