Günümüzden 8000 yıl öncesinden yaşam izlerini saklayan Latmos eteklerinde gezip dolaşmaya devam ediyoruz. Bugün, yürüyüş ve kültür rotalarının popüler duraklarından birisi olan Yediler Manastırı bölgesini gezeceğiz.

Bu antik yapının ismini ilk kez, sekiz yıl önce Bafa Gölü kıyısında, Gölyaka Köyü’nde yaşayan yaşlılarla sohbet ederken duymuştum.

Latmos çevresinin milli park olarak ilan edilmesi ve özellikle prehistorik döneme tarihlenmiş kaya resimlerinin korumaya alınması yönünde 2015 yılından bu yana devam eden çalışmalar var. Bu hafta aldığım bir habere göre yakın zamanda bu hayal gerçek olacak!

Tarihi Yediler Manastırı’nın koruma altına alınmasına yönelik olarak da çeşitli projelerden söz ediliyor ancak hali hazırda bir çalışma görünmüyor. Temmuz 2020’de okuduğum habere bir manastırın kuzeyinde kalan kule yapısı da çökmüş ve sağlam kalmış duvarları da aynı sonu beklemesinden endişe ediliyor. Beşparmak Dağları’nın engebeli yapısı ve zeytin bahçeleri arasında eşsiz bir coğrafya ziyaretçilerinin insafı ile yüzlerce yılı devirmiş ve günümüze ulaşmış durumda.

Detaylar hakkında, çevrenin doğal ve kültürel zenginliklerini korumak üzere çabalayan EKODOSD ile iletişime geçebilirsiniz.

Yediler Manastırı eteklerinden Bafa G0ölü (bir zamanlar Latmos Körfezi) manzarası

Yediler Manastırı eteklerinden Bafa Gölü (bir zamanlar Latmos Körfezi) manzarası

Latmos eteklerinde gizlenmiş manastırlar

Yaygın ifadeye göre, 7. yüzyılda Sina Dağı’ndan veya Yukarı Mısır bölgesinden kaçarak Anadolu’ya kadar gelen rahipler ve keşişler tarafından inşa edilmişler. Düşmanlarından saklanmak için sarp kayalıklar arasında kalan bu coğrafyada manastırlar ve çilehaneler inşa etmiş ve buralarda inzivaya çekilmişler. Dönemi anlatan hikayelerde Latmos doruklarından akan kutsal su kaynağından, Azizlerin yıllarca sadece zeytin yiyerek ve bu sudan içerek hayatta kaldığından bahsediliyor. 

Bağarcık Köyü’ne yakın Arap Avlusu mevkiinde, kayalıklar ve fıstık çamları arasında gizlenmiş Stylos Manastırı, Bafa Gölü çevresindeki köylerde veya göl üzerindeki adalardaki tüm izler yine bu dönemde inşa edilmiş mabetlere ait. 9. yüzyılda bölgenin bir piskoposluk merkezi haline geldiği biliniyor ve izleri günümüze ulaşmış yedi adet manastır olduğu söyleniyor.

Manastırlar gözden uzakta, devasa kayalar üzerine oturtulmuş. Doğa ile içiçe ve adeta doğa içinde kaybolmuşlar. Bu dönemde Anadolu’ya kadar uzanan Arap akınlarına karşı manastırların çevrelerine duvarlar örülmüş, koruyucu kaleler inşa edilmiş. Kuşatma altında susuz kalmamak için kale içlerinde su sarnıçları inşa edilmiş.

Yediler Mağarası - kaya üzerine işlenmiş freskler

Yediler Mağarası – kaya üzerine işlenmiş freskler

Yediler Manastırı yapısı

Diğer ismi ile Kellibara (veya Kellibaron) olan Yediler Manastırı’nın kesin inşa tarihi bilinmiyor. Oldukça basit tekniklerle örülmüş duvarların tahminen 10. yüzyıla dayandığı söyleniyor. Ek yapılar ile birlikte, yapının tümünü inceleyen araştırmacılar, kimi duvardaki süslü tuğla işçiliğine bakarak aslen Geç Bizans Dönemi’ne ait olduğu bilgisini edinmiş.

Manastırın mimari özelliklerini araştırırken, bünyesinde iki avlu, mutfak, kiler, yemekhane, çalışma odaları, üç kilise, şapeller ve bir hamam da olduğunu okudum. Ziyaretimiz sırasında önceliğimiz mevsim itibari ile hayli sert olan güneş ışıklarından korunmak olduğu için detaylı bir gezi yapamadık. Tüm bu detayları yerinde görmek ve hayal edebilmek isterseniz gitmeden önce araştırma yapmanızı öneririm.

Yediler Manastırı kompleksi, bugün bir kısmı halen ayakta olan duvarlarla çevrilidir. Yapılara ve duvarlara, kayaların ve doğal ortamın da katıldığını görebilirsiniz. Bugün bile kompleks içinde iki belirgin avlu görülebilir. Bunları bir duvar ve bazen de kayalar birbirinden ayırır. Büyük avlunun doğu kısmındaki tabanı dikdörtgen biçiminde olan yemekhanede bir de küçük hamam bulunuyor. Yemek yenilen bu bölüm uzatılmış yarım kubbeli bir hol biçimindeymiş ve güney kısmında da mutfak ve kiler binaları yer alıyormuş.

Yediler Mağarası ve freskler

Muhtemelen manastırın avlusu olmuş düzlüğün az ilerisinde bir kaya oyuğunda meşhur freskleri görebilirsiniz. Yüzlerce yıldır (belki de bin yılı aşkın süredir) bu kayanın altında ziyaretçilerini hayran bırakan resimler doğal şartların avantajı ile nemden ve güneşten saklanabilmiş olsa da yer yer insan eli ile zarar görmüş.

Fresklerde Hz İsa’nın hayatından çeşitli sahnelere yer verilmiş. Kaya oyuğunun önündeki bilgilendirme panosuna göre fresk tapınak, vaftiz ve dönüşüm sahneleri ile başlamakta. Mağaranın dar kenarında Lazarus’un dirilişi yer alırken arka kısım uzun kenarında Hz. İsa’nın çarmıha gerilişi, mezar konusu ve anastasis sahneleri işlenniş. Kubbe çıkıntısının en altında ve arka duvarında ise bir Aziz ve iki baş melek figürleri yer alıyor. Bunların ortasındaki tahta Meryem Ana’nın oturmakta olduğu yazılmış. Belli ki tüm kayalık fresklerle kaplı imiş ancak günümüze sadece göz hizasının biraz üstü ulaşabilmiş.

Karia yolu

Karia yolu

Yediler Manastırı ’na nasıl gidilir?

Tarihi manastırın kalıntılarının bulunduğu tepeye çıkmak için çevredeki üç köyden başlayan işaretleri takip ederek ve yaklaşık 3 km yürüyerek ulaşabilirsiniz. Arazide yürümeye başladıktan sonra, zeytin bahçeleri arasından geçen güzergah boyunca hem bu kadar göz önünde hem de çevresindeki kayalar arasında görünmez ve ulaşılmış olmuş bir manastıra gidiyor olma fikri her adımda sizi daha da heyecanlandırıyor.

Biz, alternatif iki noktadan yola çıkarak buraya ulaşmayı denedik. Karahayıt Köyü meydanından ve Gölyaka Köyleri’ne girmeden başlayan işaretli yolları takip ettik. İki rotanın farklı özellikleri arasında tercih yapmak gerekir ise Gölyaka Köyü’nden başlayan işaretleri takip ederek yürümenizi öneririm. Bu rota hem çok daha kolay hem de manzaralı!

Yediler Manastırı’na araç ile gidilebilir mi?

Harabelerin önüne kadar araç ile gidemezsiniz. 

Karahayıt Köyü kahvesinde sohbet ettiğimiz abilerin tavsiyesi ile meydandan başlayan taş döşeli yoldan aracımız ile devam ettik. Okul bahçesini geçtikten kısa süre sonra gittikçe zorlaşan arazi şartlarında bir bahçeye girmeden geri dönmenin mümkün olmayacağı, tek yön bir yola saptığımızı farkettik. Yaklaşık 3 saatte 6 km yol aldığımız macera dolu yolculuğumuzu wikiloc uygulaması üzerinde kaydettiğim izler üzerinden takip edebilirsiniz. Bu yönde ilerleyen yol, zeytin bahçelerinden hasatlarını taşımak isteyen köylünün talebi ile açılmış ancak her traktörün de geçemeyeceği kadar zorlu. Yer yer kesiştiği işaretli yürüyüş rotası da pek kolay görünmüyor.

6 km sonra, bahçeler arasından tekrar toprak yola düştüğümüzde kesiştiğimiz işaretli rota bize yaklaşık 500 metre sonra manastıra varacağımızı gösteriyor. Ancak bu 500 metre zorlu bir tırmanış olacağa benziyor. Bizim o dakikada bu son 500 metreyi yürüyecek kadar takatimiz kalmadığı için nihayet ulaştığımız toprak yoldan asfalta dönüyoruz.

Ertesi sabah, henüz güneş tepeye ulaşmadan yürüdüğümüz ve son 250 metrede karşılaştığımız Karakayıt Köyü tabelası bizi bir o kadar gülümsetiyor!

Yediler Manastırı’na gitmek için bizim gibi havanın 45 derece gösterdiği bir günü seçmiş (!) veya yürümek konusunda farklı bir çekinceniz var ise araç ile gidebileceğiniz en yakın nokta manastıra yaklaşık 500 metre kalan tırmanışın başlangıcı gibi görünüyor. Bu noktaya ise Karahayıt Köyü’ne varmadan toprak yola saparak ulaşabilirsiniz. Aman dikkat!

31.08.2020