Portekiz seyahati için Schengen vizesi başvurusu İstanbul’da Macar Konsolosluğu ofisinde yapılıyor. Şahsen yaptığım vize başvurusu neticelenmeden uçak bileti satın almak istemiyor ve son haftaya kadar bekliyorum. Şans benden yana oluyor ve son haftada açılan indirim kampanyası sayesinde aktarmasız İstanbul – Lizbon biletini avantajlı bir fiyata alıyorum. Portekiz’in başkentine doğrudan uçuş yaklaşık 4,5 saat sürüyor. 

Uçak alçalmaya başladığında geniş tarlalar ve köy evleri görmek keyifli. Şehre yaklaştıkça tarlaların yuvarlak sınırlar içinde sürüldüğünü farkettim. Bu tarlalar neden dörtgen değil de daire şeklindedir, bilen var mı?

Devasa İsa Heykeli’ni görüyor ve şehri ikiye bölen Tagos Nehri’nin ve kırmızı renkli 25 Nisan Köprüsü’nün üzerinden geçiyoruz. Havalimanı şehrin kuzeyinde kalıyor. Türkiye ile arada iki saat fark var.

Aktarmalı uçuş ile aynı saatte havalimanına varmış azgezmiş arkadaşlarımla buluşuyorum. Önümüzdeki bir hafta boyunca okyanus kıyısından İspanya sınırına kadar geniş bir coğrafyayı birlikte gezeceğiz. 

Lizbon Havalimanı’ndan şehir merkezine ulaşım ve toplu taşıma:

Bir hafta boyunca yolculuk edeceğimiz aracın şoförü bizi havalimanı çıkışında karşılıyor. Lizbon Havalimanı’ndan şehir merkezine toplu taşıma (metro) ile ulaşım da hayli kolay görünüyor. Kırmızı metro hattı ile son durak olan Sao Sebastiao yönüne veya mavi metro hattı ile Baixa Chiado yönüne gidebilirsiniz.

Lizbon - sarı tramvay

şehrin sembolü olmuş sarı tramvay

Yedi tepe üzerine kurulmuş bu şehirde gün boyu yürüyerek dolaşmak zorlayıcı olabilir. Otel yeri seçiminde bölge seçimi yaparken metro veya tramvay durağına yakınlığını dikkate almanızı öneririm. 24 saat geçerli günlük metro kartı 4,60 euro ve yükleme yapılarak kullanılan kartlar için ise deposito ücreti 50 cent olarak not almışım. Şehirde kalacağınız süre ve kullanım miktarınıza göre avantajlı olan yöntemi tercih edebilirsiniz.

Lizbon şehir hayatı:

Pazar sabahı sukuneti ile bizi karşılayan Lizbon, başkent olmasının yanı sıra kendi halinde, yüzünü okyanusa dönmüş bir denizci yurdu olarak görünüyor. Akdenizli olmak ile birlikte on gün gezdiğim İtalya şehirlerine veya üç güne sığdırdığım iki Katalan şehrine de benzemiyor.

Günün ilk yarısında, bize yerel bir rehber eşlik ediyor. Rehberimizin anlattığına göre, Portekiz nüfusu yaklaşık on milyon ve halkın büyük bölümü, yaklaşık bir milyonu başkentte yaşıyor. Diğer yandan, Avrupa Birliği’nin ekonomik yaptırımları neticesinde şehirde işsizlik hayli artmış. Zorlu ekonomik koşullara direnmeye çalışan genç Lizbonlular aileleri ile yaşamaya devam ediyor. Yeni evli çiftler şehir merkezine uzak bölgelere taşınmayı veya aileleri ile birlikte yaşamaya devam etmeyi tercih ediyor.

Gün boyu şehirde çok az insan görüyoruz. Ara sokaklara girdiğimiz rastladığımız kalabalıklar ise bizim gibi turistler oluyor. Lizbonlular ise, böyle günlük güneşlik tatil günlerinde plajda olmayı tercih edermiş!

Lizbon - Alfama sokaklarında Santo Antonio Festivali için hazırlıklar, süslemeler yapılmaya başlamış!

Lizbon – Alfama sokaklarında Santo Antonio Festivali için hazırlıklar, süslemeler yapılmaya başlamış!

Lizbon Alfama bölgesi:

Şehrin en eski ve en turistik mahallelerinde birisi olan Alfama’ya 28 numaralı tramvay ile gelebilirsiniz. Biz mahallenin dar sokaklarından minibüs ile geçerken zorlanıyoruz. 

Şehrin koruyucu azizi Santo Antonio adına her yaz 12 Haziran gecesi düzenlenen sokak festivali için sokaklar şimdiden süslenmeye başlanmış. Lizbon’a bir seyahat planlıyor iseniz her şehrinin kendine has festival ve tatil günleri olduğunu hatırlatmak isterim!

Alfama’nın daracık ve rengarenk sokaklarında dolaşmalı, seramik ve çini kaplı evlerini görmelisiniz! Dış cephesi 1125 adet elmas şeklinde kesilmiş taş ile kaplanmış Casa dos Bıcos Müzesi hayli ilgimizi çekiyor. Bina 16. yüzyılda inşa edilmiş. 

Dar sokakları geçip çıktığımız meydanda biraz soluklanıyor ve seyir terasından manzarayı seyrediyoruz.

Rehberimiz, 1755 depreminde nerede ise tüm şehrin yerle bir olduğunu anlatıyor. Alfama Tepesi ise depremi hasarsız atlatan tek bölge olmuş. 8,5-9.0 büyüklüğünde ifade edilen 1755 depremi tarihin en yıkıcı depremleri arasında sayılıyor. Sadece Portekiz’de değil karşı kıyıdada büyük zarar vermiş olduğunu tarihi Fas şehirlerini gezerken de görmüştük.

Tepenin en yüksek noktasında yer alan, 11. yüzyıl mirası Sao Jorge Kalesi, şehrin en turistik noktalarından bir tanesi. Kaleye, 12 veya 28 numaralı tramvay ile veya 737 numaralı otobüs ile çıkabilirsiniz. Yeterli vaktimiz olmadığı için biz es geçtik.

Uzaktan oldukça heybetli görünen 12. yüzyıl mimarisi Lizbon Katedrali’ni de gezilecek yerler listenize ekleyebilirsiniz. 

Lizbon - Sao Jorge Kalesi

Lizbon – Sao Jorge Kalesi

Lizbon Baxio bölgesi:

Lizbon’da sadece bir gün kalacağız. Kısa sürede çok yer görebilmek adına, özellikle modern şehrin bir bölümü araç ile panoramik olarak geziyoruz. Kısa bir fotoğraf molası verdiğimiz Rossio Meydanı (veya Praça Dom Pedro IV) aynı zamanda eski şehir merkezi olarak biliniyor. Meydanda, kralın bir heykeli, iki barok havuz ve 1846 tarihli tiyatro binası var.

Trafiğe kapalı, turistik Rua Agusto Caddesi’nden denize doğru yürüyorum. Cadde üzerindeki “Elevador De Santa Justa” asansörünün önünde uzun bir turist sırası var. Tepeler üzerinde yükselen mahalleler bu tarz asansörler ile birbirine bağlanmış. Öğle güneşinde pek mümkün görünmese de, şehre bir daha gidecek olursam her bir asansörün üst katına çıkıp Lizbon manzarasını doya doya seyretmek isterim!

“Praça de Commercio” meydanına çıkıyorum. Meydana açılan gösterişli tak 1755 depremi anısına yapılmış. Kapının sağ tarafındaki heykellerden biri Marquis of Pombal’e, sol taraftaki heykellerden biri Vasco da Gama’ya ait. Meydanda at üstünde kral heykeli var. Meydanı çevreleyen binalar genellikle kamuya ait. Bu meydanda iken, denizi seyrediyor iseniz sağa dönerseniz Belem bölgesine, sola saparsanız Alfama bölgesine gidebilirsiniz. 

Lizbon Rossio Meydanı

Lizbon Rossio Meydanı

Lizbon Belem Bölgesi (Bethlehem): 

Dolu dolu bir gün gezdiğimiz Lizbon’da son durağımız Belem bölgesi oluyor. Sahilde yürüyüş yapıyor ve Tejo (Tagus) Nehri üzerindeki 25 Nisan Köprüsü’nü fotoğraflıyoruz. Bu köprü, San Fransisco’daki Golden Gate Bridge’ı yapan firma tarafından 1966’da yapılmış. 1999’da araç trafiğine ilaveten trenlerin geçebilmesi için ray platformu ilave edilmiş. Köprüye ilk olarak 1974’e kadar faşist diktatör Salazar’ın ismi ile verilmiş. Karanfil Devrimi sonrasında, o günün tarihi ile anılmaya başlanmış. Karanfil Devrimi sonrasında Portekiz’in o güne kadar Afrika kıtasında devam ettirdiği sömürgeci politika ve sürdürdüğü savaş sona ermiş. 25 Nisan, Portekiz’de “Özgürlük Günü” olarak kutlanmakta.

Nehir ağzına yapılmış ve tek bir burç şeklinde olan Belem Kulesi (Torre de Belem) Lizbon savunması için inşa edilmiş. İçindeki kuleye çıkılabilir ve içindeki toplar görülebilir. Bir şehir efsanesine göre, tarihi kule esasen nehrin ortasına yapılmış. 1755 depreminde nehir yatağı şekil değiştirince kule de nehrin kenarında kalakalmış. 

Tagus Nehri’nin Atlas Okyanusu’na döküldüğü yerde Kaşifler Anıtı’nı (Padrao dos Descombrimentos) göreceksiniz. Heykel kaidesinin çinde asansör ile üst katına kadar çıkmak mümkün. Heykelde, coğrafi keşiflerin yapıldığı 15.-16 yüzyıllarda yeni dünyaya yelken açmış Vasco de Gama, Macellan, Pedro Álvares Cabral (Brezilya’nın kaşifi) gibi ünlü denizciler resmedilmiş. Tüm bu maceraları ve keşifleri desteklemiş, “Gemici” lakaplı Prens Henry ünlü heykele öncülük etmekte. Tapınak şövalyelerinin öncüleri arasında sayılan Prens Henry’nin kabrini Batalha Manastırı‘nda ziyaret edeceğiz. 

Diğer bir tapınakçı ve Hint deniz rotasının kaşifi Vasco da Gama’nın mozolesini Jeronimos Manastırı’nda görüyoruz. Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan, Jeronimos Manastırı (16. yüzyıl) manuelin (Portekiz geç gotik dönemi) tarzı mimarisi ile oldukça sıra dışı ve etkileyici! Manastırı ziyaret etmeden önce tapınak şövalyeleri tarihini, sembollerini ve temel anlamlarını araştırmanızı öneririm. 

Tüm günün yorgunluğu ile meydanda kurulmuş sahne etrafında çimlere yayılmış, Pazar gününün keyfini çıkaran kalabalığa karışıyoruz. Gün batışını Belem sahilinde seyrediyoruz. 

Belem Kulesi, Lizbon

Belem Kulesi, Lizbon

Portekiz’in milli müziği: Fado

Akşam yemeği için şoförümüzün önerdiği bir esnaf lokantasına gidiyoruz. Haberleri seyrediyor ve sokakta yükselen korna sesleri ile şampiyonluk nidalarını dinliyoruz. Menüde, bir tür soğuk deniz balığı olan codfish (mezgitgillerden, morinave) ve patates ile hazırlanmış bir çeşit kavurma var. Portekizliler bu balığı 500 çeşit farklı tarif ile pişiriyorlarmış!

Yemekten sonra Alfama mahallesine geri dönüyoruz. Yol boyunca geçtiğimiz tüm meydanlarda insanlar toplanmış ve Benfica’nın 2014 Premier lig şampiyonluğu kutlamaktalar.

Portekiz sokaklarında gezerken, nerede ise tüm açık pencerelerden işiteceğimiz fado ezgilerini, Alfama bölgesinde Clube de Fado’da canlı olarak dinliyoruz. Lizbon seyahat tarihinizi belirlediğinizde klüb için de rezervasyon yapmanızı öneririm. Bizim rezervasyonumuz olmasına ve tam saattinde gitmiş olmamıza karşın bir süre üst katta beklememiz gerekti.

Okyanusa açılan balıkçıların karada bıraktıkları gözü yaşlı eşlerini, ailelerini özlediklerinde okyanusa, dalgalara söyledikleri şarkıları bugün fado ezgilerinde karşılık buluyor. Müziğe özgü gitarın tınısı ve kadın vokalin duygu yüklü ses tonu, sözlerini anlamıyor olsak da bizi hayli etkiliyor. 

Lizbon’da konaklar iken günübirlik gezebileceğiniz, toplu taşıma ile kolayca ulaşabilir olan Sintra veya Obidos gibi küçük şehirleri de programınıza ekleyebilirsiniz.

Pazartesi sabahı mesai başına koşturan Lizbonlular arasında trafiğe karışıyor ve Evora’ya doğru yola çıkıyoruz. Lizbon’un tam anlamı ile keyfini çıkarmak, tüm bölgelerini dere tepe gezmek farklı lezzetlerini tatmak, çarşısını pazarını görmek isterseniz en az bir kaç gününüzü bu renkli başkentte geçirmenizi öneririm.

18.05.2014